<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948</id><updated>2011-12-15T04:34:39.275+02:00</updated><title type='text'>Çeviribilim</title><subtitle type='html'>Çeviribilim dergisi, güncel yayınını &lt;a href="http://www.ceviribilim.com"&gt;www.ceviribilim.com&lt;/a&gt; adresinde yapmaktadır.</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ceviribilim.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>138</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-115769424600143396</id><published>2006-09-08T08:40:00.000+03:00</published><updated>2006-09-08T08:57:17.753+03:00</updated><title type='text'>M.E.B. Klasikleri Nerede?</title><content type='html'>19 Mart 1947 tarihinde yayımlanan 41-42 sayılı Tercüme dergisinde, Tercüme Bürosu’nun bir açıklaması ve hazırladığı bir klasikler listesi yer alıyor. Bu açıklamaya göre, 1943-7 yılları arasında, M.E.B. tarafından beş yüzü aşkın kitap yayımlanmış ve daha birçok eserin yayımlanması tasarlanıyor.

Bugün, eğer şehrinizde bulabilirseniz, bir M.E.B. kitap satış merkezine gidin. Bir katalog isteyin. Büyük olasılıkla, size birkaç yıldır böyle bir katalog hazırlanmadığını söyleyecekler. Böyle bir katalogun internet üzerinde de bulunmadığını belirtecekler. M.E.B. klasiklerini görmek isteyin. Kaç tane görebildiğinizi not edin ya da bir kağıda yazın. Uzun bir liste olmayacaktır. Yayım tarihlerine bakın. Oradaki görevlilere ve kendi kendinize bir sorun, 1947 yılının yakında 50. yılını dolduracak olan 500’ü aşkın kitabı nerede, ve geçen zaman zarfında bu sayının artmış olması gerekmez mi?

Bu sayı arttı elbette, bir tarihe kadar M.E.B. doğudan batıya çok sayıda dünya klasiği yayımladı. Sonra bir şey oldu ve bu klasiklerin önce bir kısmı, sonra tamamı yayımlanmaz oldu. Ne olduğu üzerinde ayrıca düşünmek gerekir, fakat önce şu soruyu sormakta zarar yok: M.E.B. Yayınevi devletin yayınevi, dolayısıyla halkın yayınevi, bu yayınevi halkın parasıyla yaptığı yatırımı istediği zaman ortadan kaldırabilir mi?

Şu benzetmeler geliyor akla: Arkeoloji Müzesi’ndeki eserler bir gün ortadan kaldırılabilir mi? M.E.B. Klasikleri günümüzde M.E.B.’nın tavsiye ettiği 100 Temel Eser’e dönüştürüldü, müzelerdeki eserler de bir gün tavsiye edilen eserler haline dönüştürülebilir mi? Örneğin Kültür ve Turizm Bakanlığı artık bu eserleri kendi müzelerinde sergilemeyeceğini, sözgelimi Londra Milli Müzesi'ndeki lahitlerin görülmesini tavsiye ettiğini söyleyebilir mi? Ya da, M.E.B. dünya klasikleri çevirilerinin bir kısmı günümüzde özel yayınevleri tarafından yayınlanıyor, M.E.B. Yayınevi de bir gün SEKA gibi, Telekom gibi özelleştirilebilir mi? Yoksa zaten özelleştirildi mi?

Buradaki yaklaşım hatalı olabilir, ücretsiz ve denetimsiz ders kitapları yayımlayan bir bakanlık, klasiklerin çevirilerinin yayımına devam etmek için bütçesinin olmadığını söyleyebilir, hatta büyük kısmı edebiyatçılar tarafından yapılmış, Tercüme Bürosu tarafından incelenmiş olan bu çevirilerin sorunlu olduğu da öne sürülebilir. Ama temeldeki soru değişmez: M.E.B. klasikleri nerede, halkın parasıyla yapılmış olan bu büyük yatırım şimdi nerede?

19 Mart 1947, M.E.B. klasikleri listesini &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;www.ceviribilim.com&lt;/span&gt; adresinden indirmek için: &lt;a href="http://www.ceviribilim.com/dosya/1947.pdf"&gt;1947&lt;/a&gt;.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-115769424600143396?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/115769424600143396'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/115769424600143396'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/09/meb-klasikleri-nerede.html' title='M.E.B. Klasikleri Nerede?'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-115670407313882272</id><published>2006-08-27T21:37:00.000+03:00</published><updated>2006-08-28T17:42:55.513+03:00</updated><title type='text'>M.E.B. Klasiklerini Halka Geri Verin</title><content type='html'>Bir zamanlar bir M.E.B. Yayınevi vardı, şimdi nerede olduğu bilinmiyor. Bir şey oldu, 80 yıllık bir birikime sahip bu yayınevi birdenbire, ders kitapları yayıncılığının özelleştirilmesi sürecinde görünmez oldu. Oysa çok canlı bir şekilde yaşadığımız 100 Temel Eser, klasik eser çevirileri tartışmalarının merkez alması gereken şeylerden biri, bu yayınevinin tarihçesiydi. Çünkü genel olarak klasiklerin, özel olarak Batı klasiklerinin çevirilerinin yerleşmesi bu yayınevi ve onun yayıncılığı çerçevesinde oldu. Günümüzde özel yayınevleri tarafından yayınlanan klasik eserlerin büyük bir kısmı, aslında bu yayınevinin yayınıydı. Peki ne oldu da, devlete, dolayısıyla halka ait bu yayınevinin yayınları özelleştirildi ve yayınevi sessiz sedasız ortadan kalktı? Bu yayınevi nasıl oluşmuştu?

(Yazının devamı için &lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=307"&gt;www.ceviribilim.com)&lt;/a&gt;


&lt;strong&gt;Aşağıda, 1955 yılı Maarif Vekaleti ya da M.E.B. Yayımları Kataloğu'nda Klasikler bölümü. Toplam 50 sayfa tutan bu listede Babil'den İspanya'ya dünyanın birçok bölgesinden klasik eserlerin çevirileri yer almaktadır. Günümüzde bu eserlerin bir kısmı özel yayınevleri tarafından yeniden yayımlanmakta, bir kısmı da sahaflarda ilgi görmeyi beklemektedir.&lt;/strong&gt;

&lt;iframe src="http://www.flickr.com/slideShow/index.gne?user_id=39333775@N00&amp;amp;tags=klasik" align="middle" frameborder="0" height="500" scrolling="no" width="500"&gt;&lt;/iframe&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-115670407313882272?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/115670407313882272'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/115670407313882272'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/08/meb-klasiklerini-halka-geri-verin.html' title='M.E.B. Klasiklerini Halka Geri Verin'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114967617343099130</id><published>2006-06-07T13:26:00.000+03:00</published><updated>2006-06-07T13:29:33.540+03:00</updated><title type='text'>Matematik Çevirileri</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;img src="http://www.pandora.com.tr/images/kapak/135637.jpg" hspace="4" align="left" vspace="4" alt="Gauss" border="0"/&gt;Ünlü matematikçi Gauss'un &lt;em&gt;Cebirin Temel Teoremi İçin Dört İspat&lt;/em&gt; adlı çalışması Bogaziçi Üniversitesi Matematik Bölümü öğretim üyesi Gülnihal Yücel'in çevirisiyle &lt;a href="http://www.pandora.com.tr/urun.asp?id=135637" target="_blank" title="Gauss"&gt;yayımlandı&lt;/a&gt;. Kitap arka kapağında şöyle tanıtılıyor:&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;"Matematikçilerin prensi olarak anılan Carl Friedrich Gauss'un (30 Nisan 1777-23 Şubat 1855), sayılar teorisi, analiz, diferansiyel geometri, jeodezi, manyetizma, astronomi ve optik alanlarında önemli bilimsel katkıları vardır.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Bu kitap, okurların Gauss'u doğrudan tanımalarına, gelişimini görmelerine, Gauss hakkında konuşulanların değil, Gauss'un kendisinin ve yapıtlarının duyulmasına olanak sağlamaktadır. Gauss'un ölümünün 150. yıldönümü olması nedeniyle 2005 yılı, Gauss yılı olarak kabul edilmiştir."&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Boğaziçi Üniversitesi Yayınları arasında yer alan bu kitap, akla &lt;a href="http://www.tmd.org.tr/sites/TR/index.html" target="_blank" title="Türk Matematik Derneği"&gt;Türk Matematik Derneği&lt;/a&gt;'nin 1960'lı yıllardan başlayarak yayınladığı (ve hâlâ &lt;a href="http://www.tmd.org.tr/sites/TR/yayinlar.html" target="_blank" title="Türk Matematik Derneği Yayınları"&gt;dernek adresinden elde edilebilen&lt;/a&gt;) matematik dizisini getiriyor. Bu diziden ünlü biyolog ve çevirmen Yılmaz Öner'in de aralarında bulunduğu birçok bilimcinin çevirisiyle Polya, Boltyanski, Landau gibi matematikçilerin eserleri yayımlanmıştı. Matematik bilimlerine karşı ilgiyi artırmak amacıyla yazılmış olan bu kitapların girişinde şöyle bir telif ve teşekkür notu yer alıyordu:&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;"Bu kitabın telif hakkını Türk Matematik Derneği'ne bağışlayan Random House ve Yale Üniversitesi'ne teşekkürlerimizi sunarız - Türk Matematik Derneği."&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114967617343099130?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114967617343099130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114967617343099130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/06/matematik-evirileri.html' title='Matematik Çevirileri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114957239154393655</id><published>2006-06-06T08:37:00.000+03:00</published><updated>2006-06-06T08:39:51.546+03:00</updated><title type='text'>anti-Türk, Atatürk ve UFÇ</title><content type='html'>&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;Sabri Gürses&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;Kaynağı aktarmayan, kaynaktaki bilginin yanlış çevrildiği haber gazetede yayınlanır mı? Yayınlanabildiğini artık birçok örnekle biliyoruz. Peki bu oldukça önemli bir haberse, kaynak özenle denetlenmez mi? Denetlenmesi gerekir, ama denetlenmiyor. Sonuçta Türkiye dışından gelen haber bir UFÇ'ye, yani Unidentified Flying Çeviri'ye, yani Tanımlanmamış Uçan Çeviri'ye dönüşebiliyor.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;Zaman gazetesinde, 30 Mayıs 2006 günü şu haber, "Ali Remzi Koç, Mainz" bilgisiyle &lt;a href="http://zaman.com.tr/?bl=haberler&amp;amp;alt=&amp;amp;trh=20060530&amp;amp;hn=289517"&gt;yayınlandı&lt;/a&gt;:&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br/&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;"&lt;strong&gt;Microsoft'tan Atatürk gafı&lt;/strong&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;Dünya yazılım devi Microsoft, her yıl çıkardığı Encarta Ansiklopedisi'nin Almanca 2006 versiyonunda Mustafa Kemal Atatürk'ü Hitler, Stalin, Mao gibi diktatörler arasına koydu.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;Genellikle okul çağındaki gençlerin kullandığı ve her yıl yenilenen ansiklopedide Atatürk hakkında şu bilgilere yer verildi: 12 Mart 1881'de doğan Atatürk 5 yaşında Selanik ve Manastır'daki anti-Türk, Yunan ve Slav milliyetçiliğinin merkezi olan askerî okula gitti. 1899 yılında İstanbul Askerî Akademisi'ne başlayarak 1905 yılında tugay komutanı olarak mezun oldu."&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;Öncelikle haberde verilen bilgi saçma, bu ansiklopedide "diktatörler" diye bir sınıflandırmaya yer verilmiyor. "Diktatör" maddesi olabilir, bunun içinde belli isimlere yer verilebilir. Ama sözü edilen şey bu değil. Büyük olasılıkla bahsedilen sınıflandırma "milli liderler" sınıflandırması. Atatürk, gerçekten de başka birçok lider gibi adı geçen "milli liderler" arasında yer alır. Bu açıdan Microsoft Encarta'nın "gafı" anlaşılmıyor. Konu edilen maddeden yapılacak bir alıntı bu savı daha anlaşılır kılardı.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;Fakat benim asıl takıldığım nokta, Atatürk'le ilgili olarak verildiği söylenen bilgiler, yani maddenin çevirisi. Şimdi şu cümlenin anlamı nedir:&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br/&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;"12 Mart 1881'de doğan Atatürk 5 yaşında Manastır'daki anti-Türk, Yunan ve Slav milliyetçiliğinin merkezi olan askerî okula gitti."&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;Önce çevirinin diline uyup şöyle sormak istiyorum: What's anti-Türk? Atatürk, 5 yaşında Türk karşıtı ve Yunan ve Slav milliyetçiliğinin merkezi bir okula mı gitmiş? (&lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=159" target="_blank" title="Hayır, gitmemiş"&gt;devamı için&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114957239154393655?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114957239154393655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114957239154393655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/06/anti-trk-atatrk-ve-uf.html' title='anti-Türk, Atatürk ve UFÇ'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114957222640059571</id><published>2006-06-06T08:34:00.000+03:00</published><updated>2006-06-06T08:37:06.406+03:00</updated><title type='text'>Neşeli Diplomatik Çeviriler</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;img src="http://www.zaman.com.tr/2006/05/30/dis.jpg" hspace="4" align="left" vspace="4" alt="Neşeli Çeviri" border="0"/&gt;İsrail Dışişleri bakanı Tzipi Livni, 29 Mayıs 2006 tarihinde Ankara'da Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'le görüştü. Bu görüşme sırasında ilginç bir dizi çevirmen karışıklığı yaşandı. Zaman gazetesinde konuyla ilgili, &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/?hn=289554&amp;amp;bl=dishaberler&amp;amp;trh=20060530" target="_blank"&gt;Süleyman Kurt&lt;/a&gt;'un hazırladığı haberde şu ayrıntılara yer verildi:&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Türkçeden Türkçeye tercüme&lt;/strong&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;İsrailli Bakan Tzipi Livni ile yapılan ortak basın toplantısında tercümanın, Bakan Gül'ün sözlerini "Türkçeden Türkçeye çevirmesi" salonda gülüşmelere yol açtı. İki bakanın olaya tepkisi ise objektiflere takıldı. ..&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Ankara'nın verdiği tercümanı reddettiler&lt;/strong&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;İsrailli bakanın görüşmesi, son anda, "güvenlik gerekçesiyle" Devlet Konukevi'nden Dışişleri Bakanlığı'na alındı. Talep, İsrail tarafından geldi. İsrail, iki bakanın basın toplantısında kullanılacak Türk tarafının önerdiği tercümana da "güvenlik gerekçesiyle" karşı çıktı. İsrail'in getirdiği tercüman Bakan Gül'ün sözlerini, "Türkçeden Türkçeye" çevirdi. Tercümanın, heyecandan kaynaklanan bu hareketi gülüşmelere neden oldu.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İki bakanın çevirmenle birlikte olanlara güldüğü resimlere yer verilen haberde "güvenlik gerekçesiyle" yapılan reddetmenin nedeniyle ya da reddedilen ve kabul edilen çevirmenlerin kim olduklarıyla ilgili bilgi yer almıyor. (Resimde, bakanlar çevirmenin hatası nedeniyle gülerken)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114957222640059571?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114957222640059571'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114957222640059571'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/06/neeli-diplomatik-eviriler.html' title='Neşeli Diplomatik Çeviriler'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114957217743898371</id><published>2006-06-06T08:33:00.000+03:00</published><updated>2006-06-06T08:36:17.540+03:00</updated><title type='text'>İran Çevirileri</title><content type='html'>&lt;p&gt;İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejat'ın George Bush'a yazdığı, 18 sayfalık bir kitapçık uzunluğundaki mektup, Alptekin Dursunoğlu tarafından Türkçeye (hangi dilden olduğu belirtilmemiş) &lt;a href="http://www.irib.ir/worldservice/turkishradio/Arshiv/5-2006/ahma.htm"&gt;çevrilmiş&lt;/a&gt;. Başka sitelerin yanısıra 11 Mayıs tarihinde de Haber7'de &lt;a href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=156108&amp;amp;comments=all"&gt;yayınlanmış&lt;/a&gt;. Condolleza Rice'ın &lt;a href="http://www.cnsnews.com/ViewForeignBureaus.asp?Page=/ForeignBureaus/archive/200605/INT20060510a.html" target="_blank" title="felsefi"&gt;felsefi bulduğu&lt;/a&gt; ve Bush'un okumadığı söylenen bu mektup sadece burada yaklaşık 20000 kişi tarafından okunmuş.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;img src="http://www.irancartoon.com/mana/shaazde.jpg" hspace="4" align="left" height="475" width="356" vspace="4" alt="Küçük Prens ya da Şehzade" border="0"/&gt;Buna karşılık İran'ın devlet gazetesi &lt;em&gt;İran&lt;/em&gt;'da 12 Mayıs'ta yayınlanan ve Azerilere hakaret içerdiği söylenen "karikatürle" ilgili haberler dünya basınından çevrildi. "Karikatüre" sadece 24 Mayıs'ta Radikal gazetesinde yer verildi. Genel olarak, İran'ın önemli karikatüristlerinden olan &lt;a href="http://www.irancartoon.com/mana/INDEX2.HTM" target="_blank" title="Maya Neyestani İranda"&gt;Mana Neyestani&lt;/a&gt;'yle ilgili bilgi verilmedi. Onu sadece "gazeteden kovulan karikatürist" olarak tanıdık. Dahası bir karikatür değil, Neyestani'nin hazırladığı tüm bir gençlik sayfası &lt;a href="http://andrewlanderyou.blogspot.com/2006/05/azeri-cartoon-iranian-regime-belatedly.html" target="_blank" title="Nette bu sayfaya yer veren tek blog"&gt;sözkonusu&lt;/a&gt;: bir kız bir de erkek çocuk ve bir böceğin bir sürü resminin, yazıların arasında gezindiği &lt;a href="http://img128.imageshack.us/my.php?image=irannewspaperracistactionagain.jpg" target="_blank" title="İran gazetesi"&gt;bu Farsça sayfayı&lt;/a&gt; kim çevirecek? (solda Neyestani'nin &lt;em&gt;Küçük Prens&lt;/em&gt; ya da &lt;em&gt;Şehzade&lt;/em&gt; adlı karikatürü.)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Radikal gazetesinde, &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=188858" target="_blank" title="yorum"&gt;31.05.2006&lt;/a&gt; tarihinde &lt;a href="http://www.uidergisi.com/kunye.html" target="_blank" title="Atay Akdevelioğlu"&gt;Atay Akdevelioğlu&lt;/a&gt;'nun konuyla ilgili bir değerlendirmesi yayınlandı. Bu yorumda da çeviri yer almıyor ve sayfanın küçük bir kısmı konu ediliyor.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114957217743898371?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114957217743898371'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114957217743898371'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/06/iran-evirileri.html' title='İran Çevirileri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114839142372203402</id><published>2006-05-23T16:34:00.000+03:00</published><updated>2006-05-23T16:37:03.743+03:00</updated><title type='text'>Genocide Çevirileri, Robert Fisk ve Bir Katil</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;Sabri Gürses&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;17 Mayıs 2006 günü ulusal değil, uluslar arası nitelikte bir katliam gerçekleşti. Bir avukat Türkiye'nin hukuk sisteminin en önemli makamına, Danıştay'a girerek burada bulunan hakimlere silahla ateş etti, hakimleri öldürdü ve yaraladı. Katliam bu şekliyle bile uluslar arası nitelikteydi, fakat katilin cinayetlerine İslam dininin motiflerini yüklemesi nedeniyle kesin olarak uluslar arası bir nitelik kazandı.&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;20 Mayıs 2006 günü İngiliz Independent gazetesi yazarı Robert Fisk, gazetesinde "&lt;span&gt;You're talking nonsense, Mr Ambassador" (Saçmalıyorsunuz, Bay Büyükelçi) adlı bir yazı &lt;a href="http://news.independent.co.uk/world/fisk/article548977.ece"&gt;yayınladı&lt;/a&gt;. Bu yazıdan alıntılar aynı gün Haber7 adlı internet haber sitesinde "&lt;/span&gt;Türk Büyükelçi İngiliz yazarı kızdırdı&lt;span&gt;" başlığıyla &lt;a href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=158238"&gt;yayınlandı&lt;/a&gt;. Buraya "söyledi, ekledi" gibi alıntılarla bir söyleşi üslubunda aktarılan yazının başlığı "&lt;/span&gt;Saçmalıyorsunuz sayın Büyükelçi" olarak &lt;span&gt;çevrildi. 21 Mayıs'ta Akşam gazetesinde Fisk'in yazısı "Fisk'ten Alptuna'ya soykırım eleştirisi" başlıklı bir haber olarak &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=40677,5"&gt;yer aldı&lt;/a&gt;. Yazıdan sadece son satır çevrildi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;22 Mayıs 2006 günü Milliyet gazetesinde Danıştay katilinin ifadesi &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/2006/05/22/guncel/axgun01.html"&gt;yayınlandı&lt;/a&gt;. Bu akıl durduran ifadede katil, bazı kişileri yanlışlıkla öldürdüğünü söyleyerek özür diliyor:&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;span&gt;&lt;span&gt;"&lt;/span&gt;Öğrendiğime göre alakasız iki hâkime daha kurşun değmiş. Sekerek mi, olayın heyecanıyla mı hatırlamıyorum ki ben onlara kesinlikle hedef alıp ateş etmedim. Bunların türban aleyhindeki kararda imza ve bilgileri yoktur, özür diliyorum. Onların da bana birer tane mermi atma hakları var diye düşünüyorum."&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;Ermeni sorunuyla ilgili yazıların karmaşık girdabına artık alıştım, artık yeni bir katliam ve rakam karşılaştırması ortaya çıktığında şaşırmıyor, ürperiyorum. Yazıları son zamanlarda Türkçe'de sıkça yayınlanan Fisk'in, en az Londra terör olayları kadar dehşet verici olan bu olay karşısında, Türkiye için üzüntülerini belirten bir yazı yazmak yerine Türkiye büyükelçisine hakaret içeren bu yazıyı yazmasına da çok şaşıramıyorum. Fakat Danıştay katilinin ifadesinde sergilediği mantığın, Fisk'in yazısında da başka bir olay üzerinden sergilenmesine şaşırıyor, sinirleniyorum. 1914-18 yılları arasında yaşanan ve sömürgeci devletlerin büyük ölçüde sömürgelerinden topladıkları askerlerle gerçekleştirdikleri Birinci Büyük Dünya Paylaşım Savaşı'nın Çanakkale sahnesi hakkında 2006 yılında, olaydan 91 yıl sonra şunları söylüyor Fisk:&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br/&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;"Fakat Türk iddiaları mahirane bir şekilde hazırlanıyor. Beyrut'ta, 1915 yılında Gelibolu'da İngiliz, Fransız, Avusturalya ve Yeni Zelanda taburlarının Türk ordusunun elinde büyük kayıplar verdiği zaman yaşanan Müttefik felaketini anıyorlar. Çanakkale'de toplam -aralarında Türk askerlerinin de bulunduğu- çeyrek milyon insan yok oldu. Beyrut'taki Türk elçiliği haklı olarak Gelibolu'nun savaşan uluslarının bu düşmanlıkları uzlaşma, dostluk ve karşılıklı saygı davranışlarına dönüştürdüğünü belirtiyor. İyi bir deneme. Fakat Gelibolu'daki kan banyosu yüzbinlerce İngiliz, Fransız, Avusturalyalı, Yeni Zelandalı -ve Türk- kadın ve çocuğun planlı cinayetini içermiyordu."&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;Tüylerim ürperiyor. Danıştay katili yanlışlıkla öldürdüklerinden özür diliyor. Fisk ölenler arasındaki "Türkleri" iki çizgi arasına alarak 1915 yılında, Çanakkale'de plansız bir şekilde çeyrek milyon insanın öldüğünü söylüyor. Aklım duruyor. Plansız bir şekilde Osmanlı topraklarını işgale gelen bu İngiliz, Fransız, Avusturalyalı ve Yeni Zelandalılar kim? Çanakkale'de gerçekten ne için bombaladılar Osmanlı taburlarını, Osmanlılar Avrupa topraklarını işgal ettiği için mi? İngiliz Fisk Gelibolu'da İngilizlerin, sömürgelerinden topladığı askerlerle yaptığı plansız "kan banyosu" için pişman bile değil mi?&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;(&lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=149" target="_blank"&gt;yazının devamı ve Fisk'in yazısının çevirisi için&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114839142372203402?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114839142372203402'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114839142372203402'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/genocide-evirileri-robert-fisk-ve-bir.html' title='Genocide Çevirileri, Robert Fisk ve Bir Katil'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114839090026977544</id><published>2006-05-23T16:25:00.000+03:00</published><updated>2006-05-23T16:28:20.393+03:00</updated><title type='text'>Peter Weiss’ın Direnmenin Estetiği – “Yüzyılın Romanı”na Yaklaşımlar</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt" class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;Orhan Kılıç&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt" class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt" class="MsoNormal"&gt;Goethe-Institut'de 6 Mayıs 2006'da &lt;em&gt;Peter Weiss'ın&lt;/em&gt; Direnmenin Estetiği &lt;em&gt;- "Yüzyılın Romanı"na Yaklaşımlar&lt;/em&gt; başlıklı bir konferans gerçekleştirildi. Konferansta &lt;em&gt;Direnmenin Estetiği'&lt;/em&gt;nin çevirmenleri Çağlar Tanyeri ve Turgay Kurultay'ın yanı sıra Peter Weiss'ın eşi Gunilla Palmstierna-Weiss, yazınbilimci ve Uluslararası Peter Weiss Derneği Başkanı Arnd Beise, yazınbilimci ve sanat tarihçisi Martin Viaolon, &lt;em&gt;Direnmenin Estetiğine Güven: Karşılaştırmalı Edebiyat Bağlamında Peter Weiss ve Vedat Türkali&lt;/em&gt; adlı kitabın yazarı ve yazınbilimci Mediha Göbenli söz aldılar. Konferans sonunda ayrıca, sunumunu film küratörü Florian Wüst'ün yaptığı Peter Weiss üzerine bir film gösterimi yapıldı.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;Konferansta ilk konuşmayı Peter Weiss'ın eşi Gunilla Palmstierna-Weiss yaptı. 1964 yılından ölümüne dek yazarla birlikte olan Palmstierna-Weiss, kısaca yazarın yaşamından ve sanatından bahsetti. Yazarın resimlerinin, filmlerinin ve &lt;em&gt;Direnmenin Estetiği&lt;/em&gt;'nden önceki eserlerinin sanat yaşamında hangi aşamaları temsil ettiğinin üzerinde duran Palmstierna-Weiss, ayrıca, &lt;em&gt;Direnmenin Estetiği&lt;/em&gt;'nin yazıldığı dönemin koşullarından da bahsetti. (&lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=150" target="_blank"&gt;devamı için&lt;/a&gt;)&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114839090026977544?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114839090026977544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114839090026977544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/peter-weissn-direnmenin-estetii-yzyln.html' title='Peter Weiss’ın Direnmenin Estetiği – “Yüzyılın Romanı”na Yaklaşımlar'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114827985358675777</id><published>2006-05-22T09:34:00.000+03:00</published><updated>2006-05-22T09:37:33.593+03:00</updated><title type='text'>ROBİNSON KURU VE TAZE</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt" class="MsoNormal"&gt;Doğrusu, çevirmen Celal Öner'e daha önce kızgınlık duyduğum için pişmanım. Vedat Gülşen Üretürk'ün &lt;em&gt;Ölü Canlar&lt;/em&gt; çevirisini yeniden çevirmekle ayıp bir şey yaptığını düşündüğüm için üzgünüm artık, çünkü safdillik yaptım: bunun çağdaş çeviri kuramları içinde kuşkusuz bir yeri var. Ben o yerin çalıntı, intihal gibi isimler aldığını düşünerek hata ettim doğrusu, Celal Öner kuşkusuz "yaratıcı çevirmen, yarı yazar" geleneğinin mükemmel bir öncüsü.&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt" class="MsoNormal"&gt;Yaptığım korkunç hatayı Celal Öner'in Akşit Göktürk'ün &lt;em&gt;Robinson Crusoe&lt;/em&gt; çevirisinden yaptığı çeviriyi okuyunca anladım. Sayın Celal Öner muhteşem bir iş yapmış, &lt;em&gt;Robinson Crusoe&lt;/em&gt;'yu Türkçe'deki tek tam çeviri olan Akşit Göktürk'ün 1968 tarihli çevirisindeki yanlış kelime seçimleri, iç içe geçmiş cümle kuruluşlarıyla okumaktan kurtarmış bizi; büyük, yoğun bir çaba harcayarak Akşit Göktürk'ün çevirisini günümüz okurlarına kazandırmış. Celal Öner'in &lt;em&gt;Oliver Twist, Suç ve Ceza&lt;/em&gt; ve diğer klasik eser çevirilerini okuma fırsatı bulamadım, fakat eminim onlarda da kusursuz bir "yaratıcı çevirmen, yarı yazar" başarısı göstermiştir.&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt" class="MsoNormal"&gt;Fakat boynuz kulağı geçer derler, Celal Öner kendisinden daha usta "yaratıcı çevirmen, yarı yazar"ların da var olmasına hayret etmez eminim. Gerçekten de &lt;em&gt;Robinson Crusoe&lt;/em&gt; çevirisinde Melike Kır adlı çevirmen Celal Öner'i aşmış, ondan daha yoğun bir çaba harcayarak günümüz okurlarına Akşit Göktürk'ün çevirisini aşan, çok daha okunaklı bir çeviri armağan etmiş: yazar Daniel Defoe'nin gereksiz yere uzattığı kısımları düzeltmiş, Türkçe'ye daha yakışır şekilde söylemiş, yazarın yapmayarak hata ettiği bölümlemeyi yapmış. Kendisini tebrik ediyorum, gerçekten de Akşit Göktürk'ün çevirisindeki kusurları görmemizi kesin olarak sağlamış "yaratıcı çevirmen, yarı yazar" Melike Kır.&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt" class="MsoNormal"&gt;Aşağıda alıntı yapılan kaynaklar sırasıyla şöyledir: çev. Akşit Göktürk, &lt;em&gt;Robinson Crusoe&lt;/em&gt;, Kök Yayınlar, 1968.; &lt;o:p/&gt;çev. Celal Öner, &lt;em&gt;Robinson Crusoe&lt;/em&gt;, Alkım Yayınevi, 2006; çev. Melike Kır, &lt;em&gt;Robinson Crusoe&lt;/em&gt;, Şûle Yayınevi, 2. baskı, 2002.&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt" class="MsoNormal"&gt;(&lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=148"&gt;devamı için&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114827985358675777?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114827985358675777'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114827985358675777'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/robinson-kuru-ve-taze.html' title='ROBİNSON KURU VE TAZE'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114827979630030237</id><published>2006-05-22T09:33:00.001+03:00</published><updated>2006-05-22T10:06:54.503+03:00</updated><title type='text'>Ash Divan</title><content type='html'>&lt;p&gt;Enis Batur'un şiirlerinin çevirilerinden oluşan bir derleme, &lt;em&gt;Ash Divan&lt;/em&gt; (Kül Divan) adıyla 15 Mart 2006'da yayınlanmış. Kültür Bakanlığı TEDA projesinin desteğiyle, çeviribilimci Saliha Paker'in editörlüğünde gerçekleştirilen kitap, Enis Batur'un İngilizce olarak yayınlanan ilk eseri. Şiirlerin çevirileri Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi, yazar &lt;a href="http://www.bilkent.edu.tr/%7Ejast/Number1/Contributors.html" target="_blank" title="Cifford Endres"&gt;Clifford Endres&lt;/a&gt;, Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi Saliha Paker, Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi ve Türk Amerikan Çalışmaları Derneği (ASAT) başkan yardımcısı &lt;a href="http://usconsulate-istanbul.org.tr/reppub/newamstud/endres.htm" target="_blank" title="Selhan S. Endres"&gt;Selhan Savcigil-Endres&lt;/a&gt; ve Kadir Has Üniversitesi öğretim üyesi, şair &lt;a href="http://www.muse-apprentice-guild.com/spring_2003/melkenne-poetry/literary_journal.html" target="_blank" title="Mel Kenne"&gt;Mel Kenne&lt;/a&gt; tarafından yapılmış.Sailha Paker ve Mel Kenne'in daha önce birlikte yaptıkları bir Latife Tekin çevirisi bulunuyor: &lt;a href="http://www.wordswithoutborders.org/article.php?lab=DearShamelessDeath" target="_blank" title="Latife Tekin"&gt;Dear Shameless Death&lt;/a&gt;. Saliha Paker ile Clifford Endres'in çevirdiği &lt;a href="http://www.turkish-lit.boun.edu.tr/poetry.asp?CharSet=Turkish&amp;ID=1313" target="_blank" title="The Sarcophagus of Mourning Women"&gt;Ağlayan Kadınlar Lahiti&lt;/a&gt; çok sayıda Türk şiiri çevirisinin yer aldığı Contemporary Turkish Literature sitesinde okunabilir.


&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114827979630030237?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114827979630030237'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114827979630030237'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/ash-divan.html' title='Ash Divan'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114827976596880364</id><published>2006-05-22T09:33:00.000+03:00</published><updated>2006-05-22T09:36:05.973+03:00</updated><title type='text'>Şiir Çevirisinde İntihal Olasılıkları</title><content type='html'>&lt;p&gt;100 Temel Eser yayıncılığı sürecinde yaygınlaşan klasik romanların çevirisindeki intihaller üzerinde düşünürken, yine yaygın bir çeviri çalışması olan şiir çevirilerinde intihal yapılıp yapılmadığı sorusu takıldı aklıma. Şiir yazarken örtülü çeviri yoluyla yapılan intihallerle karşılaşabileceğimiz düşüncesini, Erdoğan Alkan somut karşılaştırmalı örneklerle, birçok kez dile getirmişti. Fakat bu çevirilerin intihali düşüncesini içermiyordu. Şair ve yazar (ilk bilimkurgu yazarlarından) Zühtü Bayar &lt;a href="http://zuhtubayar.com/category/soylesiler/" target="_blank" title="Zühtü Bayar"&gt;bir söyleşisinde&lt;/a&gt; şiir çevirilerinde tekrarlara dikat çekmiş:&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;-Şiir çevirisi konusunda neler söylemek istersiniz?&lt;/strong&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;-"Çeviri yazılımı &lt;strong&gt;Ahmet Necdet"&lt;/strong&gt;i ne zaman görsem: ona; "&lt;em&gt;Çeviri beyhudedir hocam!"&lt;/em&gt; diye takılırım. Felsefî metinler gibi has şiir de çevrilemez. Çünkü yeni Türkçenin kavram fukaralığı ve karmaşıklığı ürkütücü boyutlara varmış bulunuyor. Eğer öyle olmasaydı, güzel dilimiz, İngilizcenin Türkçe'den ödünç alıp da kendisine mâlettiği beşyüzden fazla sözcükle dönüp, Türkçeye saldırabilir miydi? Balladlar, halk şiirleri ve şarkı sözleri, belki doğruya çok yakın bir biçimde çevrilebilir ama "&lt;em&gt;şiiir"&lt;/em&gt; için bu söylenemez. Meselâ, diliçi çeviri yöntemiyle yenileştirme de olsa, tamamen başka bir dile çevirme de olsa, divan şiirini bütünüyle çevirmek olanaksızdır. Çünkü bu şiir, yaşadığı çağın toplumsal ve estetik birimlerine organik bir biçimde sıkı sıkıya bağlıdır ve bugün din kurumu dışında, bunların hemen hepsi de ortadan kalkmıştır. Aslolan, ya o dili iyi bilip, şâirini kendi dilinden okumak ya da tek bir şiiri ele alarak yine kendi dilinde o şiire özgü derin bir dil çalışması yaparak, yapıtın ayrıntılarına inmektir. Yani, yabancı dildeki bir şiiri anlama çabaları tamamen filolojik bir etkinlik biçimidir. Bütün bu söylediklerime rağmen öğrenciler sözkonusu olunca, çeviriye karşı olduğum da söylenemez. Bunun yetersiz bir tür edebî etkinlik olduğunu göz ardı edemeyiz. "&lt;em&gt;Zaman Aynası"&lt;/em&gt;nın yeni basımında yer alan İngilizce çeviriler bu anlayış çerçevesinde yapıldı. Yabancı bir şiiri çevirdikten sonra: &lt;em&gt;"Şiiri Türkçe'de yeniden yarattım,"&lt;/em&gt; böbürlenmelerinin hiç bir bilimsel ya da edebî dayanağı yoktur. &lt;em&gt;Poetik yaratım&lt;/em&gt; dediğimiz etkinlik, zaman içinde, kendi dilinde, belli bir "&lt;em&gt;momentum"&lt;/em&gt;da ve bir kez olur. İkinciler, yaratım değil, versiyon bile değil, kopyalar ya da çoğaltmalardır.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;-Bir de çevilmiş şiirleri tekrar tekrar çevirenler var.&lt;/strong&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;-Ona "çeviri" değil, "çoğaltma" desek daha doğru olur. Mârifet daha önce defalarca çevrilmiş bir yabancı şâiri tekrar dilimize çevirmek değil, hiç çevrilmemiş şair ve şiirleri Türkçe'ye kazandırmaktır. Bu anlamsız ve aptalca yapılan bir tür sidik yarışı… Para ve ün için yapılıyor olmalı… &lt;strong&gt;Baudelaire,&lt;/strong&gt; tâ Osmanlı atalarımızdan beri, çeviriler yanlış olduğu gerekçesiyle yüz kez Türkçeye çevrildi. Doğru şiir çevirisi olur mu hiç? Fransızlar: "&lt;em&gt;Traductore est une traitre-Çevirmen bir haindir,"&lt;/em&gt; sözünü boşuna mı söylemişler? Bizim kuşaktan öncekiler, buna terzilerin eski elbiseleri tersyüz etmelerinden esinlenerek "&lt;em&gt;şiiri tersyüz etmek"&lt;/em&gt; derlerdi. Yepyeni bir takım elbise diken bir terzi ile eski elbiseleri ters yüz eden terzi arasındaki nitelik farkını görmemek için fazla safdil olmak gerekir. Daha önce çevrilmiş bir şâiri yeniden çevirmek öyle her babayiğidin harcı değildir. Böyle bir kişinin kendi dilinde, kendine özgü büyük bir şiir dili kurmuş olması gerekir. Eskiden &lt;strong&gt;Sabahattin Eyüboğlu, Orhan Veli&lt;/strong&gt; ve &lt;strong&gt;Sabri Esat Siyâvuşgil&lt;/strong&gt; gibi bunu yapabilen büyük ustalar vardı. Şimdi yoklar, onların yerlerini bir tür "&lt;em&gt;çeviri yazılımları"&lt;/em&gt; haline gelmiş olan, şiir dili zayıf, poetik üsluptan yoksun &lt;strong&gt;Cevat Çapan&lt;/strong&gt;'lar, &lt;strong&gt;Erdoğan Alkan'&lt;/strong&gt;lar ve &lt;strong&gt;Sait Maden'&lt;/strong&gt;ler aldı. Japonca bilmeyen bir çevirmenin "köprü dil" kullanarak Japon şiirini çevirmeye kalkması soytarılıktan başka birşey değil. Bizim çeviri edebiyatımızda; herkes, her dilden, herşeyi çevirir. uzmanlığa saygı diye bir şey yoktur. Ama iyi niyetli okur, "&lt;em&gt;yazı işleri&lt;/em&gt;"nin bu inceliklerini pek bilmez, kayda değer bir iş yapılıyor sanır. Ben pek az çeviri yaptım. Çeviri yaparken, genelde çevireceğim yapıtın, bildiğim ikinci dil olan İspanyolcada bir versiyonu varsa, mutlaka görmek ve kıyaslama yaparak çeviri yapmak isterim. &lt;strong&gt;Jack London'&lt;/strong&gt;dan yaptığım: "&lt;em&gt;Kıyametten Sonra"&lt;/em&gt; adlı çevirimi, İngilizce aslını İspanyolca versiyonuyla karşılaştırmak suretiyle yapmışımdır. Sayısı elliyi geçmeyen şiir çevirilerim de öyle. Bütün bunları: "&lt;em&gt;Çevir, kaz yanmasın,"&lt;/em&gt; düşüncesiyle yaptım. Ama yine tekrar edeyim; kanaatim odur ki, çeviri beyhûdedir, yalnız çevirenin edebî olgunlaşmasını sağlar ve çevirmene para ya da ün kazandırmaktan başka bir işe de yaramaz. Aslolan yapıtın zevkine kendi dilinde varabilmek…&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114827976596880364?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114827976596880364'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114827976596880364'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/iir-evirisinde-intihal-olaslklar.html' title='Şiir Çevirisinde İntihal Olasılıkları'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114827971739974537</id><published>2006-05-22T09:32:00.000+03:00</published><updated>2006-05-22T09:35:17.496+03:00</updated><title type='text'>"Kültürlerarası Bir Köprü: Çeviri"</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;Şûle Yayınları'nın yayınladığı &lt;a href="http://www.kitapyurdu.com/kitapdergisi/dergi/default.asp?id=A4182&amp;amp;session=S2973964466249716769&amp;amp;LogID=" target="_self" title="Kültürlerarası Bir Köprü: Çeviri"&gt;KitapHaber&lt;/a&gt; adlı dergi, Nisan-Mayıs 2006 sayısında &lt;em&gt;Kültürlerarası Bir Köprü: Çeviri&lt;/em&gt; başlığıyla bir dosya hazırlamış. Sahra Berk'in çeşitli dillerden dört çevirmene ilgi çekici sorular yönelttiği bu dosyada yer alan giriş metniyle, bazı soru ve yanıtlara Çeviribilim'de yer verdik:&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;strong&gt;&lt;br/&gt;&lt;/strong&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;strong&gt;KÜLTÜRLERARASI BİR KÖPRÜ: ÇEVİRİ / SAHRA BERK&lt;br/&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;br/&gt;"Başka bir iklimde, başka bir çağda doğan düşüncenin kendi toprağımızda dirilmesidir" diyor Cemil Meriç, çeviri­yi tarif ederken. Ve ekliyor; "Sanatların en zorudur." Telemak'tan bu yana, çevirinin bu ülkede neleri değiştirdiği­ni düşündüğümüzde, çevirinin gücü de, güçlüğü de orta­ya çıkıyor zaten. Konu, "düşüncenin dirilişi" olunca, me­selenin büyüklüğü de ortada. Buradan hareketle kitabın dünyasında çevirinin önemine işaret edecek bir &lt;strong&gt;"çeviri dosyası"&lt;/strong&gt; hazırladık. Ve bu çerçevede, bu hassas fikir işçili­ğini tüm yönleriyle ele alabilmek için çevirinin emektarlanyla röportajlar yaptık. Felsefe çevirilerinden tanıdığımız Ahmet Aydoğan, İbn Battuta Seyahatnamesi gibi Arapça eserleri Türkçe'ye kazandıran Sait Aykut, Fransızca'dan felsefe kitapları çeviren Ayşe Meral ve çevirmenlerin sosyal hakları konusunda çalışmalar yapan çevirmen Bülent Do­ğan'la konuştuk.&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;Her şeyin anlamının değiştiği bir dünya­da neyin çevrilmeye değer olduğunu, çeviri kitapların anlaşılamama sorununu, çevirmenlerin metne yaklaşım bi­çimlerini, donanımlarını, kültürlerarası köprü olma vazifesi üstlendiklerini ve bu ağır yükün altında problemlerini, sos­yal haklarını ve bu alanda yürütülen çalışmaları konuştuk.&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;br/&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114827971739974537?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114827971739974537'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114827971739974537'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/kltrleraras-bir-kpr-eviri.html' title='&quot;Kültürlerarası Bir Köprü: Çeviri&quot;'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114741003271537187</id><published>2006-05-12T07:58:00.000+03:00</published><updated>2006-05-12T08:00:32.716+03:00</updated><title type='text'>Petersburg Yazışmaları</title><content type='html'>&lt;p&gt;Rus yazar Andrey Belıy'a ait &lt;em&gt;Petersburg&lt;/em&gt; adlı romanın bana ait bir çevirisinin Everest Yayınları tarafından yayımlanmasından iki ay sonra, &lt;em&gt;Dünya Kitap&lt;/em&gt; dergisinde, bu romanın &lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/yazar/yazar.asp?id=589" target="_blank" title="Kayhan Yükseler"&gt;Kayhan Yükseler&lt;/a&gt; tarafından çevrilmekte olduğu haberi çıkmıştı. Bu haberde romanın ilk çevirisinin bir süre önce yayınlanmış olduğu belirtilmemişti. Doğrusu, üzüldüm ve romanın çevrilmiş olduğunu, nasıl çevrilmiş olduğunu dile getiren bir yazı yazdım, &lt;em&gt;Dünya Kitap&lt;/em&gt;'ta yayınlandı. Ardından, 7 Mayıs akşamı &lt;em&gt;Nartlar: Asetin Halk Destanı&lt;/em&gt; ve &lt;em&gt;Bir Yazarın Günlüğü&lt;/em&gt;'nün ilk tam çevirisi gibi önemli çevirilerin sahibi olan Kayhan Yükseler'den beni çok sevindiren, birçok şeye karşı umudumu yeşerten bir mektup aldım, kendisiyle yazıştık. Kayhan Yükseler'in çevirmenlerin birbirinin emeğine saygı duymasının, inceliğinin ve dayanışmasının mükemmel ve zarif birer örneği olan, &lt;em&gt;Petersburg&lt;/em&gt; romanına dair karşılıklı hikayelerimizi içeren bu mektuplarını, kendisinin de izniyle, kendi mektuplarımla birlikte yayınlıyorum. Kendisine tekrar inceliği için sonsuz teşekkür ederim. - Sabri Gürses. (yazının &lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=139" title="Petersburg Yazışmaları"&gt;devamı için&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114741003271537187?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114741003271537187'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114741003271537187'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/petersburg-yazmalar.html' title='Petersburg Yazışmaları'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114740986206171164</id><published>2006-05-12T07:55:00.000+03:00</published><updated>2006-05-12T07:57:42.066+03:00</updated><title type='text'>Zevkin Eleştirisi</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Şair Ali Günvar, 1983 yılında, &lt;em&gt;Yazko Çeviri&lt;/em&gt;'de Galvano della Volpe adlı bir İtalyan düşünürü ve onun &lt;em&gt;Critica del Dusto (Zevkin Eleştirisi)&lt;/em&gt; adlı yapıtını konu etmiş. Bu yazı şu satırlarla başlıyor:&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;br/&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;"Bazı eserler vardır ki, dünya bunların varlıklarını ve önemlerinin derecesini kavrayabilmek için zamanın geçmesini beklemek zorundadır. Zira bunlar çağın ve koşulların oldukça ötesinde kafa yapılarının ürettiği şeylerdir.&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;Bu eserlerden biri de hiç kuşkusuz Galvano della Volpe'nin &lt;em&gt;Critica del Gusto&lt;/em&gt;'sudur. Kitabın birinci basımı 1960 yılında Fratinelli tarafından gerçekleştirilmiş, İngilizceye çevrilerek NLB tarafından basılması için ise aradan on sekiz yıl geçmesi gerekmiş. … Bu eserin çevrilmesi edebi düzeyinin şu anda nerede olduğu konusunda pek açık ve seçik bir bilgiye sahip olmayan, ve yurt dışında alınan birkaç rastlantısal ödül ile .. kendine pay çıkarmaya çalışan Türkiye aydınının kavrayış düzeyini arttıracak ve ona daha sistemli bir yaklaşım biçimi kazandıracaktır." (41)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu tarihten 8 yıl sonra, Galvano della Volpe'nin &lt;em&gt;Rousseau e Marx&lt;/em&gt; adlı bir kitabı çevrilmiş: &lt;em&gt;Sosyalizm ve Özgürlük. Rousseau ve Marx Üzerine Yazılar&lt;/em&gt; adıyla. (yazının &lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=140" title="Galvano della Volpe"&gt;devamı için..&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114740986206171164?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114740986206171164'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114740986206171164'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/zevkin-eletirisi.html' title='Zevkin Eleştirisi'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114740974146748503</id><published>2006-05-12T07:53:00.000+03:00</published><updated>2006-05-12T07:55:41.466+03:00</updated><title type='text'>Çevirmenin Mirası</title><content type='html'>&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;&lt;em&gt;Sabri Gürses&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 27pt; LINE-HEIGHT: 150%" class="MsoNormal"&gt;...Kulağa hâlâ garip geliyor olabilir bunlar. Belki abartılıdır. Fakat akla gelen ilk önerilerden biri bu. Çünkü çevirmenin mirasının tanımlanması ve korunması; bunun yayınevleri arasındaki sözleşmelerin hakimiyetinden çıkartılıp, daha estetik ve eleştirel ölçütlerle ele alınması, kültürün içine katılması gerekiyor. Daha işlerlik sahibi öneriler de olmalı; fakat her koşulda çevirmenin çalışmasını hem miras olarak bırakabilmesini, hem daha ciddiye aldırmasını sağlayacak bir ortam yaratılmalı. Çevirinin ülkemizde korunmasız bir şekilde durması, insana şehirlerimizde sürekli karşılaşıp hızla bellekten sildiğimiz tarihi yapıları hatırlatıyor: çeşmeler, köprüler, binalar, camiler, evler.. hepsi onarım ve bakım istiyor, eşsiz üslupları toz, yağmur, kar, çamur altında siliniyor. Sürekli büyük onarımlar ve yatırımlar gerektiği söylenerek, bir hayırseverin ilgisine terk ediliyorlar. Sahipleri, devlet kurumları olsa bile onları korumuyor. İşte bir sahafa girdiğiniz zaman, hatta bir kitapçıya girdiğiniz zaman karşılaştığınız manzara da budur: vaktiyle bir çevirmenin kimbilir hangi hikayelerle, emeklerle çevirdiği bir kitap kaybolup gitmiştir korunmasız kalarak ve izini sürseniz, birilerinin o çeviriyi, ufak tefek değişikliklerle yeniden yayınladığını görürsünüz; intihaller, yani çalıntılar yapılmıştır. Aynı şekilde, iki yıl önce bir çevirmenin binbir emekle çevirdiği bir kitap ortadan kaybolmuş, aynı kitaba ait bir başka çevirmenin yaptığı yeni bir çeviri almıştır yerini: fark etmezsiniz bile. Çevirmenin mirası yoktur, tıpkı sonradan vakıflara devredilmiş tarihi binalar gibi durur eseri bir yerde, ahşaptır büyük olasılıkla, uzun yıllar bir devlet okulunun hizmetine sunulmuş, sayısız öğrencinin şenlikle girip çıktığı bir bina olmuştur, sonra bir akşam yanından geçerken bir bakarsınız bir önceki gece bilinmeyen birileri yakıp kül etmiştir binayı, yakanları bulamazlar, ama birkaç gün geçmeden orası otopark olur. Kimbilir, belki sizin de arabanız vardır, park edersiniz... (yazının &lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=138" title="Sabri Gürses, Çevirmenin Mirası"&gt;tamamı için&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114740974146748503?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114740974146748503'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114740974146748503'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/evirmenin-miras.html' title='Çevirmenin Mirası'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114740926296909028</id><published>2006-05-12T07:45:00.000+03:00</published><updated>2006-05-12T07:47:49.566+03:00</updated><title type='text'>Cumhuriyet Dönemi Öncesinde Rus Edebiyatından Türkçeye Yapılan Çeviriler</title><content type='html'>&lt;p&gt;(İstanbul Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı bölümü öğretim görevlisi Doç. Dr. Türkân Olcay'ın bu çalışması, ilk olarak Ukrayna Harkov Ulusal "V.N.Karazin" Üniversitesi ile Filolojik Ekolünün 200. yıldönümü kutlamaları çerçevesinde 2 Ekim 2003 tarihinde, &lt;em&gt;Russkaya literatura v Turtsii&lt;/em&gt; ("Rus Edebiyatı Türkiye'de") başlığıyla sunulmuş, daha sonra &lt;em&gt;Littera&lt;/em&gt; dergisi, sayı 18'de genişletilmiş ve yeni bulgular eklenmiş olarak &lt;em&gt;Cumhuriyet Dönemi Öncesi Rus Edebiyatından Türkçeye Yapılan Çeviriler Üzerine&lt;/em&gt; adıyla yayınlanmıştır. &lt;em&gt;Çeviribilim&lt;/em&gt;'de yazarının izniyle yayınlanmaktadır.)&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;yazının &lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=137" title="Doç. Dr. Türkân Olcay, Rusçadan Çeviriler"&gt;tamamı için&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114740926296909028?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114740926296909028'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114740926296909028'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/cumhuriyet-dnemi-ncesinde-rus.html' title='Cumhuriyet Dönemi Öncesinde Rus Edebiyatından Türkçeye Yapılan Çeviriler'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114643386424333615</id><published>2006-05-01T00:49:00.000+03:00</published><updated>2006-05-01T00:51:04.243+03:00</updated><title type='text'>GOGOL: GERÇEKTEN ÖLÜ CANLAR</title><content type='html'>&lt;p&gt;Gogol'ün, &lt;em&gt;Ölü Canlar&lt;/em&gt; adlı kitabı, Alkım Yayınevi'nin Sabah gazetesiyle yaptığı ortaklık sonucunda, 2 YTL karşılığı promosyon olarak gazeteyle birlikte dağıtıldı. 30 Nisan 2006 günü bu kitabı satın aldım. Okumaya başladım. Daha ilk sayfayı, aşağıdaki satırları okurken daha önce okumuş olduğum hissine kapıldım:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://ceviribilim.com/wp-content/uploads/2006/04/114643024939.jpg"&gt;&lt;img class="" src="http://ceviribilim.com/wp-content/uploads/2006/04/114643024939_tn.jpg" style="MARGIN-RIGHT: 3px" name="114643024939.jpg" title="gogol celal oner.jpg" align="left" height="156" width="91" alt="gogol celal oner.jpg" border="0" id="114643024939.jpg"/&gt;&lt;/a&gt; "Bir il merkezi otelciğinin avlu kapısı, oldukça güzel, küçücük yaylı bir arabaya, bekârların, komutanların ve emekliye ayrılmış yüzbaşıların, yüz canlı çift-çubuk sahiplerinin, uzun sözün kısası orta halli bütün insanların kullandıkları arabalardan birine açıldı. Araba ne güzel, ne çirkin, ne şişman, ne zayıf, ne genç, ne de yaşlı bir bay tarafından kiralanmıştı. Onun kente gelişi kimsenin umurunda olmadı; sadece, otelciğin karşısındaki bir içkievinin kapısı önünde duran, halktan iki adam, yolcudan çok araba üzerine biraz konuştular.&lt;br/&gt;«Şu tekerleğe baksana sen,» dedi biri, «gerekirse acaba Moskova'ya kadar gider mi?»&lt;br/&gt;«Hem de nasıl gider,» dedi diğeri.&lt;br/&gt;«Ama, kuşkusuz, Kazan'a kadar gidemez.»&lt;br/&gt;«Yok canım, olmaz bu kadarı, olmaz.»&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;Konuşma burada son buldu. Araba, otelin önünde beyaz pazenden, kısa, dar pantolonlu, gömleğinin yakası Tula modasına uygun, küçük tabanca biçiminde tunçtan bir iğne ile tutturulmuş, fraklı bir delikanlıyla karşılaştı. Delikanlı döndü, arabaya baktı, uçmak üzere olan kasketini eliyle tuttu, ve sonra yoluna devam etti.&lt;br/&gt;Avluya girince yolcu, yüz çizgileri zor seçilen, canlı, çevik bir garson tarafından karşılandı." (s. 5)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;Vedat Gülşen Üretürk'e ait, 1960 yılında yayımlanmış &lt;em&gt;Ölü Canlar&lt;/em&gt; çevirisini açtım. Orada bu bölüm şöyleydi:&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://ceviribilim.com/wp-content/uploads/2006/04/114643036234.jpg"&gt;&lt;img class="" src="http://ceviribilim.com/wp-content/uploads/2006/04/114643036234_tn.jpg" style="MARGIN-RIGHT: 3px" name="114643036234.jpg" title="gogol vedat gulsen.jpg" align="left" height="153" width="93" alt="gogol vedat gulsen.jpg" border="0" id="114643036234.jpg"/&gt;&lt;/a&gt; "Bir vilâyet merkezi otelciğinin araba kapısı oldukça güzel küçücük yaylı bir arabaya, bekârların, kumandanların ve emekliye ayrılmış yüzbaşıların, yüz can'lı çift - çubuk sahiplerinin, uzun sözün kısası orta halli bütün insanların kullandıkları arabalardan birine açıldı. Araba ne güzel, ne çirkin, ne şişman, ne zayıf, ne genç, ne de yaşlı bir bay tarafından tutulmuştu. Onun şehre gelişi kimsenin umurunda olmadı; yalnız, otelciğin karşısındaki bir içkievinin kapısı önünde duran halktan iki adam, yolcudan çok araba üzerinde birkaç söz söylediler.&lt;br/&gt;- Şu tekerleğe baksana sen, dedi biri; acaba gerekirse Moskova'ya kadar gider mi?&lt;br/&gt;- Hem de nasıl gider, dedi öbürü.&lt;br/&gt;- Ama, şüphesiz, Kazan'a kadar gidemez?&lt;br/&gt;- Yok canım, olmaz bu kadarı, olmaz.&lt;br/&gt;Konuşma burada son buldu. Sonra, otelin önünde araba beyaz pazenden kısa, dar bir pantalonlu, modaya uygun ve küçük bir tabanca biçimi Toula'lı (1) tunçtan bir iğne ile kapatılmış gömlek görülen fraklı bir delikanlıya çarptı. Delikanlı döndü, arabaya baktı, uçmak üzere bulunan kasketini eliyle tuttu, ve sonra yoluna yolcu oldu gene.&lt;br/&gt;Avluya girince yolcu, yüz çizgileri güç seçilen, öylesine canlı, ıyle-sine çevik bir garson tarafından karşılandı." (s. 11)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;(&lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=135" target="_blank" title="ceviribilim.com"&gt;devamı için&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114643386424333615?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114643386424333615'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114643386424333615'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/gogol-gerekten-l-canlar.html' title='GOGOL: GERÇEKTEN ÖLÜ CANLAR'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114643369096352889</id><published>2006-05-01T00:46:00.000+03:00</published><updated>2006-05-01T00:48:10.970+03:00</updated><title type='text'>Enis Batur ve Çeviri</title><content type='html'>&lt;p&gt;Enis Batur, özellikle 90'lı yıllar için çok ilginç bir yaratıcı rolü görmüş bir şair, denemeci, editör. Çevirinin önemine kendi uygulamasıyla değil, fakat yazıları ve yayıncılığıyla dikkat çekti: dergi ve yayınevi çalışmalarında, öncelikle Fransızcadan çok sayıda ismin Türkçeye ilk kez kazandırılmasına önayak oldu.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şiir çevirisinin öneminin altını çizdiği en temel yazılardan biri,&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;1991 tarihli &lt;em&gt;Şiir ve Konvertibilite&lt;/em&gt;'ydi:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;"Hâlâ Paradise Lost'u, Goncora'yı, Petrarca'yı, Goethe'yi, Leopardi'yi, Les Fleurs du Mal'i, Yevgeni Onegin'i, Mallerme'yi dilimizde ağırlayabilmiş değiliz. Günümüzün Ashbery, Zanzotto, Eich, Jaccottet, Thom Gunn, Deguy gibi yaşayan büyük şairlerini hiç tanımıyoruz hâlâ. Bu yüzyılın şiir üzerinde derinlemesine yol alan yapıtlarından hangisini çevirdik: Valery'yi, Auden'i, Hesse'yi, Hofmannsthal'ı, Jacobson'u, Paulhan'ı mı tanıyoruz ars poetica bağlamında?" (e/babil yazıları, YKY Yayınları, 1995, s . 70.)&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yazıdan yıllar sonra, &lt;em&gt;Şairin Gücü: Nereye Kadar?&lt;/em&gt; (20 Nisan 2006, Cumhuriyet Kitap) başlıklı bir yazısında, bu temayı tersinden ele alıyor: (&lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=134" target="_blank" title="ceviribilim.com"&gt;devamı için&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114643369096352889?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114643369096352889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114643369096352889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/enis-batur-ve-eviri.html' title='Enis Batur ve Çeviri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114643353147665008</id><published>2006-05-01T00:43:00.000+03:00</published><updated>2006-05-01T00:45:31.600+03:00</updated><title type='text'>Tarihsel Süreç İçinde Çeviri Bölümleri, "Studies in English"</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.istanbul.edu.tr/hay/bolumler/ydeb/almanca/ntapan.htm"&gt;Prof Dr. Nilüfer Tapan&lt;/a&gt;, Okan Üniversitesi Çeviribilim Seminerleri çerçevesinde &lt;em&gt;Tarihsel Süreç İçinde Çeviri Bölümleri&lt;/em&gt; başlıklı bir konuşma yapacak. 2 Mayıs 2006, Salı günü gerçekleşecek olan bu toplantıya katılım serbest.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;24-26 Nisan 2006 tarihinde de, Boğaziçi Üniversitesi'nde de "Studies in English" başlığını taşıyan bir konferans düzenlendi. İngiliz Dili ve Edebiyatı Araştırmaları Derneği &lt;a href="http://www.idea.boun.edu.tr/"&gt;IDEA&lt;/a&gt;'nın Boğaziçi Üniversitesi'yle ortak düzenlediği bu 1. IDEA Konferansı, Türkiye ve dünyadan çeşitli akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşti. Çevirinin de ağırlıklı olarak konu edildiği bu toplantıda sunulan çalışmaların bazıları çeviribilimcilerin çalışmalarıydı:&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;Şebnem Bahadır: "Participant Observer, Actor Director: The Multiple 'Me's of an Interpreter"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arzu Akbatur: "Rethinking Fidelity Ambigously:"Abusive Fidelity" in M.N.Nejat's Translations of Turkish Poetry"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Şule Demirkol: "Translation as Resurrection: The Afterlife of E.A. Poe in Baudelaire's French"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Annie Brisset: "Translation, Science, and Society"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Farzaneh Farahzad: "Intertextuality in Translation"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Mine Yazıcı: "Training in Medical Translation"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Ali Rashid Al-Hasnawi: "A Cognitive Framework for Metaphor Translation"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Fotini Apostolou: "The Dis/Appearance of the Interpreter: When the Voice Turned Visible in Sidney Pollack's The Interpreter"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Arzu Eker: "Self-translation of Celebrated In-Betweenness: The case of The Saint of Incipient Insanities by Elif Şafak"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Senem Öner: "Namus: Woman as translation (of Man)"&lt;/p&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Toplantının &lt;a href="http://www.studiesineng.boun.edu.tr/IDEA-Konferans-Programi.doc"&gt;izlencesi&lt;/a&gt; ve konferansla ilgili ayrıntılı bilgi IDEA'nın konferans &lt;a href="http://www.studiesineng.boun.edu.tr/home.htm"&gt;sitesinden&lt;/a&gt; elde edilebilir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114643353147665008?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114643353147665008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114643353147665008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/05/tarihsel-sre-iinde-eviri-blmleri.html' title='Tarihsel Süreç İçinde Çeviri Bölümleri, &quot;Studies in English&quot;'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114606783878063177</id><published>2006-04-26T19:08:00.000+03:00</published><updated>2006-04-26T19:10:38.780+03:00</updated><title type='text'>Çeviri ve Çevirmenin Edebiyat ve Kültür Dizgesini Şekillendirmedeki Rolü</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;em&gt;Dr. Ayşe Banu Karadağ&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;İnsanlar arasında iletişimi sağlamak üzere yüzyıllardır yapılagelen çeviri, kuram ve uygulamaya ilişkin birçok tartışmayı beraberinde getirmiştir. Dil ve edebiyat üzerine çalışan çeşitli bilim dallarından uzmanlar çeviri ile ilgilenmişlerdir. Onların bu rastlantısal ilgisi çevirinin, kimi dönemlerde dilbilimin, kimi dönemlerde de edebiyatın bir alt dalı olarak görülmesine neden olmuştur. Artık günümüzde çeviribilimden özerk bir bilim dalı olarak söz edilmektedir. Bu noktada akla gelen ilk temel soru hiç kuşku yok ki çeviribilimin "özerk" bir bilim dalı olarak bilim çevrelerinde ne zaman kendini kabul ettirmeye başladığı, başka bir deyişle çeviriden çeviribilime geçişin ne zaman gerçekleştiğidir.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;"Çeviri"den "Çeviribilim"e Geçiş&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çeviribilimin yakın tarihine bakılacak olursa, dünyada ilk kez "çeviribilim"den söz ederek bu geçişi sağlayan "öncü" bilim adamının James S. Holmes olduğu söylenebilir. Holmes tarafından ilk olarak 1972 yılında III. Uluslararası Uygulamalı Dilbilim Kongresi'nde sunulan "Çeviribilimin Adı ve Doğası" [The Name and the Nature of Translation Studies] (1972) başlıklı bildiri, daha sonra &lt;em&gt;Çevrilmiş! [Translated!]&lt;/em&gt; adlı kitapta genişletilmiş şekliyle yayımlanmıştır (1988: 66-81). (&lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=129" title="Çevirmenin Rolü"&gt;devamı için&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114606783878063177?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114606783878063177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114606783878063177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/04/eviri-ve-evirmenin-edebiyat-ve-kltr.html' title='Çeviri ve Çevirmenin Edebiyat ve Kültür Dizgesini Şekillendirmedeki Rolü'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114606750340687166</id><published>2006-04-26T19:03:00.000+03:00</published><updated>2006-04-26T19:05:03.413+03:00</updated><title type='text'>Küçük Prens Çevirilerindeki Çevirmen Kararları</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;em style="FONT-SIZE: 0.9em"&gt;Yrd. Doç. Dr. Necdet Neydim&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Türkiye'deki çocuk edebiyatı tarihine baktığımızda, çeviri çocuk edebiyatının yenileşme çabalarının başladığı Tanzimat'tan bu yana merkezi bir yer tuttuğu görülür. Feodal kültürde ayrı bir çocuk edebiyatından söz edilemez. Edebiyat, ortak sözlü kültür ürünlerine (masallar, destanlar v.s.) dayanır. Modernleşme sürecine kadar Batı'da da ayrı bir çocuk edebiyatı söz konusu değildir ve çocuk edebiyatı, modernleşme ve sanayileşmenin zorunlu kıldığı bir alan olarak ortaya çıkmıştır. Aynı süreç modernleşme eğilimlerinin başladığı Tanzimat'tan bu yana Türkiye'de de geçerlidir ve bu süreçte çeviri çocuk edebiyatının yeri hep merkezi bir konumda olmuştur.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Çocuk edebiyatı dediğimizde, yetişkin edebiyatıyla benzerliklerinin yanında, kendine özgü özellikler içeren bir alandan söz ediyoruz demektir. Yazarı, çizeri, editörü, yayıncısı yetişkin olan bir alandır bu. Aynı durum, çeviri çocuk edebiyatı için de geçerlidir. Çevirmeni, editörü ve yayıncısı yetişkindir. Bir yapıtın yazınsal değer taşıyıp taşımadığına karar veren de yetişkindir. Metnin çocuğa göreliğini, yararlarını ve zararlarını belirleyen, ona sansür uygulayan ya da metne müdahale eden kişi, yazarıyla, çizeriyle, yayıncısıyla, eğitimcisiyle, kütüphanecisiyle, eleştirmeniyle yetişkindir. Bu durumda çevirmenin yükümlü olduğu iki önemli şey vardır: Çözümleyicilik ve duyarlılık. Burada kastedilen, metnin erek dilde doğal bir metin olarak okunabilmesi ve özgün bir yapıtın sahip olduğu değerleri içermesi, yani yazınsal bir bütün yaratmasıdır.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Böyle bir bütünsellik içinde ulaştırılan kitaba, dolayısıyla çeviriye çocuğun yaklaşımını ele alırsak; çocuğun okuma davranışları, çeviri sürecindeki kararları da etkiler. (&lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=127" title="Küçük Prens Çevirilerindeki Çevirmen Kararları"&gt;devamı için&lt;/a&gt;)&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114606750340687166?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114606750340687166'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114606750340687166'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/04/kk-prens-evirilerindeki-evirmen.html' title='Küçük Prens Çevirilerindeki Çevirmen Kararları'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114606725259186655</id><published>2006-04-26T18:59:00.000+03:00</published><updated>2006-04-26T19:00:54.503+03:00</updated><title type='text'>Cehennem'de Şiir Çevirisi</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;em style="FONT-SIZE: 0.9em"&gt;Sabri Gürses&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Şair Turgay Kantürk'ün &lt;em&gt;Yanlış At&lt;/em&gt; adlı kitabında "Çeviri Cehenneminde Bir Mevsim: Şiir" adlı bir yazısı yer almış. Bir tercüme bürosunun &lt;a href="http://www.gizemtercume.com/html/ceviri_cehenneminde_bir_mevsim.html"&gt;sitesi&lt;/a&gt; bu yazıya yer vermiş, bir kısmını oradan aktarıyorum:&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;"..şiir çevirilerinin yazınsal yaşamımıza katkıları yadsınamaz. Bugün bir çoğumuzun anımsamadığı ya da bilmediği şiirler Türkçe'nin koyaklarına konuk olmuşlardır. Genç kuşağın Vasfi Mahir Kocatürk çevirisinden Baudelaire okuduğunu sanmıyorum. (Buluş Yay. 1957) ilk basımı 1961'de Samsun'da yapılan Erdoğan Alkan'ın Verlaine çevirisini çok kişi görmedi.&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;Özdemir İnce'nin bir kalemle silip attığı Ö.İ'den önceki Rimbaud çevirileri çok kişiyi etkiledi. (Alkor, Berk ve Alkan'a selam!) Büyük Amerikan şairi Wallace Stewens'tan Talat Sait Halman'ın çevirdiği kitap (Yeditepe Yay.) şairlerin bile dikkatini çekmedi. Sait Maden'in Saint-John Perse çevirisi (&lt;em&gt;Şiirler&lt;/em&gt;, Tan Yay. 1981) bir başucu yapıtı olmasına karşın, hâlâ tükenmedi. E.E. Cummings'in &lt;em&gt;Hişt&lt;/em&gt;'i (Çev: Tuğrul Asi Balkar, Duvar Yay.) sessiz sedasız gelip geçti. Hoş iyi bir çeviri değildi. Ne ki kimse de buna değinmedi! Borges'in &lt;em&gt;Tılsımlar&lt;/em&gt;'ı (Çev: Gülbin Dalaman, Armoni Yay. 1988) dört yıl sonra ikinci baskıya ulaştı. Paul Celan &lt;em&gt;Nerdeyse Yaşayacaktın&lt;/em&gt;'la (Çev: Oruç Aruoba, BFS Yay., 1989) az ve öz bir okurla buluştu. Allen Ginsberg'in &lt;em&gt;Kuşbeyin!&lt;/em&gt; adlı toplamı (Çev: C. Hakan Arslan, Şehir Yay. 1991) kaç yılda tükenecek, ıssızlığı ne kadar sürecek merak ediyorum. Mallarme &lt;em&gt;Zarla Şans Dönmeyecek&lt;/em&gt;'le modern şiirin baş yapıtlarından biri olan bu kitabıyla selamlanmadı. (Çev: E. Alkan, Deyiş Yay., 1985)&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Engin denizlere yelken açan bu tür çabaları, neden ve niçin ayrımsamadığımızı, geleneksel tembelliğimizle ve şiir sevmezliğimizle, yeterince açıklayabileceğimizi sanmıyorum. Halka yağ çeken bu aydın tavrını bırakalım; yığınların şiir sevmediği bir gerçek! Yığınların beğenisi günümüz şiirinin çok çok gerisinde.&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;p&gt;Bir çoğu dünyanın egemen dilleriyle yazan bu şairlerin yeterince okunmadığından, yapıtlarının tümünün çevrilmediğinden ve uzak dillerle yazan kimi şairlerin bilinmediğinden dem vuruyorsak, biz Türkçe yazan şairler neden çevrilmediğimizi biliyor olsak gerek!" (abç)&lt;/p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;p&gt;Gerçekten de, çok önemli şiir çevirileri yapılmış olduğu halde, hatta bence (Kantürk'e tam katılmıyorum) bu çeviriler okurların büyük ilgisini gördüğü halde, bunların şiire yakışır bir sessizlikle yaşam sürmesi ilginç bir şey. Mallarme'nin şiirlerinin çevrilemezliği üzerine çok şey söylenmişti, &lt;em&gt;Zarla Şans Dönmeyecek&lt;/em&gt; çevirisi üzerine çok şey söylenmedi.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Türkçede şiir çevirisi üzerine az sayıda kaynak var, son birkaç yıl içinde yapılmış bazı üniversite tezleri bu kaynaklara önemli katkıda bulunuyor: Dr. Ayşe Banu Karadağ'a ait &lt;em&gt;"From Impossibility to Posssibility in Poetry Translation: A New Insight for Translation Criticism"&lt;/em&gt; (1997) bunların ilkiydi.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114606725259186655?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114606725259186655'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114606725259186655'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/04/cehennemde-iir-evirisi.html' title='Cehennem&apos;de Şiir Çevirisi'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114586732577324259</id><published>2006-04-24T11:27:00.000+03:00</published><updated>2006-04-26T19:08:16.260+03:00</updated><title type='text'>Çeviri Açısından Felsefi Söylem</title><content type='html'>&lt;p&gt;Prof. Dr. Betül Çotuksöken&lt;em&gt;'in (Maltepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü), Okan Üniversitesi Çeviribilim Bölümü'nün düzenlediği&lt;/em&gt; &lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=41"&gt;&lt;em&gt;Çeviribilim Seminerleri&lt;/em&gt;&lt;/a&gt; &lt;em&gt;çerçevesinde 06.04.2006 tarihinde yaptığı konuşma.&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;Akşit Göktürk &lt;em&gt;Çeviri: Dillerin Dili&lt;/em&gt; başlıklı kitabının "Sonuç" bölümünde şöyle der: "Çeviri, genellikle sanıldığından çok daha karmaşık, açıklanması güç bir olgudur. Bu nedenle, dilden dile kuru bir bilgi aktarımı olarak nitelenmesi yanlış, en azından yetersiz olur. Hangi bilginin, hangi amaçla, hangi dilden, hangi dile, kimin için aktarıldığını düşünmek bile, konunun çok yönlülüğünü belirtmeye yeter. Aktarılması söz konusu olan bilgi düşünce ya da duygunun, dilin hangi işlevlerinden doğduğu, her çeviri konumunda, hem çevirmenin tutumunu, hem de ortaya koyacağı işi belirleyen bir etkendir."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Burada dikkat çekilmek isteneni birbirinden çok farklı başlıklar altında toplamak, farklı sorular sormak ve saptamalar yapmak olanaklıdır.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-LEFT: 53.4pt; TEXT-INDENT: -18pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;-&lt;/span&gt;Çeviri olanağını dilin hangi işlevinde bulmaktadır? (Anlam aktarma işlevi)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-LEFT: 53.4pt; TEXT-INDENT: -18pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;-&lt;/span&gt;Çeviride bilgi aktarımında amaç nedir? (Bilgiyi yaymak mı?)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-LEFT: 53.4pt; TEXT-INDENT: -18pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;-&lt;/span&gt;Çeviride bilgi hangi dilden hangi dile aktarılmaktadır? (Kaynak dil, amaç dil)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-LEFT: 53.4pt; TEXT-INDENT: -18pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;-&lt;/span&gt;Çeviride hangi bilgi başka bir dile aktarılmaktadır? (Varolanın bilgisi, dünya bilgisi)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-LEFT: 53.4pt; TEXT-INDENT: -18pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;-&lt;/span&gt;Çeviride bilgiler kimin için aktarılmaktadır? (Öznelerarası ilişki)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-LEFT: 53.4pt; TEXT-INDENT: -18pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;-&lt;/span&gt;Çeviri dilden dile kuru bir bilgi aktarımı değildir. (Dil-kültür bağlamı)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-LEFT: 53.4pt; TEXT-INDENT: -18pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;-&lt;/span&gt;Çeviri karmaşık bir olgudur. (Çok bileşenli bir yapı olarak çeviriyi çözümleme)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="MARGIN-LEFT: 53.4pt; TEXT-INDENT: -18pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt;-&lt;/span&gt;Çeviri açıklanması güç bir olgudur. (Bilim, felsefe ve sanatın biraradalığı)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;Yukarıda sıralanan sorular dile, insansal (: antropolojik), varlıksal (: ontolojik), bilgisel (: epistemolojik) bakımdan yönelmeyi gerektirmektedir. Her şeyden önce çeviriyi insanın varlık yapısıyla bağlantısı içinde ele alabiliriz. Çeviri yapmak insanın yapısıyla, doğasıyla doğrudan bağlantılıdır. Bir başka deyişle çeviri, temelini, temel dayanağını insanın varlık yapısında bulur. Nermi Uygur'un &lt;em&gt;Dilin Gücü&lt;/em&gt; başlıklı kitabında yer alan "Dil ve Çeviri" bölümünde dile getirdiği gibi insan çeviren bir varlıktır. Dil aracılığıyla doğa dünyası dil dünyasına çevrilir. Ancak bu noktada aradaki adıma da dikkat çekmek gerekmektedir. Çünkü dışdünyanın dil dünyasına aktarılmasında aracı ortam olarak düşünmeden söz etmek gerekir. Nermi Uygur'a göre "Çeviriciliği ile dil bize varlığı açar. Böylece dil varolan şeylerin sayısını gereksiz yere çoğaltmaz. Dil dışındakini bir kez de dile getirmez, varolanı yenibaştan olduğu gibi vermez; varolanın ortamını değiştirmekle varolanın bir bakıma kendisini de değiştirir."&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;Temelini insanın varoluşsal yapısında bulan çeviri, dil/söz düzleminde, başka bir deyişle, diliçi bağlamda çok daha sorunlu bir hal alır. Bu noktada dilden/sözden yola çıkarak imleme, anlamlama ilişkilerine bakmak gerekir. Dilde dile gelen neyi imlemektedir? Tam da bu noktada dışdünya-düşünme-dil ilişkileri üzerinde durmak gerekmektedir. Bu üç öge arasındaki ilişkilerin ayrıntısına geçmeden önce, bu iç terimin insan dünyasını özetlediğini ileri sürmek olanaklıdır. Burada söz konusu olan -bir bakıma- gizli ileti her şeyin bilgide özetlenivermesidir. İnsan; tüm anlamsal ayrımları bir yana, dünyayı düşünmesi ve dili aracılığıyla bilgi dünyası haline getirir. Düşünme; içerdiği kavramlarla, çerçevelerle ve bu çerçevelere eşlik eden imgelerle dışdünyayı "kendisinin" kılar; dildeki sözcükler ve söz düzenleri de yeniden bir çevirme işlemi oluşturur. Öyleyse, dışdünya-dil ilişkisinin dolaylı bir ilişki olduğunu ve düşünme dolayımında gerçekleşen bir ilişki olduğunu dile getirmek olanaklıdır.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;Burada şu soruları dile getirebiliriz: Dilde dile gelenlerin tümünün dışdünyada doğrudan bir karşılığı var mıdır? Bu soruya, baştan a priori olarak evet demek olanaksızdır. Dilde dile gelenlerin ancak bir bölümünün dışdünyada karşılığı vardır. Örneğin, dilin oluşmasını sağlayan, anlam aktarmayı olanaklı kılan "sinkategorematik" terimler/yapılar dışdünyada karşılığı olmayan yapılardır. Bunlar mantıksal değişmezler (: düşünmeyle bağlantılı) ya da dilbilgisel yapılardır (: dille bağlantılı). Günlük dil ve insanın görünür dünya ile ilişkilerini kuran bilgi bağlamları içerdikleri tekanlamlılıkla daha az tartışma götürür bir dil çerçevesi sunarken; yazınsal söylem, özellikle de felsefi söylem çok tartışmalı bir dil/söylem çerçevesi oluşturur.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;Bu noktada felsefi söyleme daha yakından bakmak gereği ortaya çıkmaktadır. Felsefe; dşdünya-düşünme-dil arasındaki ilişkileri inceleyen bir etkinliktir. Felsefe; doğrudan ne dışdünyayı ne düşünmeyi ne de dili inceler. Felsefenin ilgisi söz konusu alanlar arasındaki ilişkiye yöneliktir. Bu açıklamalar çerçevesinde felsefenin hem bir tür düşünme biçimi hem de bir tür bilme biçimi olduğu açıktır. Alanlararası ilişkilere yönelik olan, bu alanlar arasındaki ilişkileri soru konusu yapan felsefenin diğer bilgi dallarından farklı bir nesneleştirme biçimi olduğu açıktır. Yeri gelmişken söylemekte yarar var: bilgileri birbirinden ayıran, yönelim (: inceleme, araştırma) nesneleri değil, nesneleştirme biçimleridir. Örneğin; bilimle felsefeyi de birbirinden ayıran, nesneleştirme konusundaki farklı tutumlarıdır. Felsefe bir dışdünya nesnesini kavramsal çerçevesiyle ve dilsel/söylemsel çerçevesiyle ilişkisi bakımından ele alır. Belli bir doğal dil içinde yapılan "felsefi çeviri" işleminin başka bir doğal dile dönüşümde, yeni bir çeviri bağlamında çok daha ciddi sorunlar içereceği açıktır.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;Burada tüm bilgi türleri için büyük önem taşıyan terim sorunu ortaya çıkmaktadır. Özellikle felsefe terimleri farklı felsefi söylemlerde olanca özgüllüğü içinde kendini göstermektedir. Dilsel görünüm, söylemsel bir değer ifade etmekte; başka bir deyişle her filozofun söyleminde neredeyse anlamsal arkaplan değişiklik göstermektedir. Felsefe tarihinden alınacak örnekler durumu daha iyi yansıtabilir. Bu saptama, belli bir doğal felsefe dili/söylemi ortamında kendini gösterebildiği gibi, belli bir doğal dilden diğerine aktarımda da belirginlik kazanmaktadır. Felsefe çevirisi yapmanın zorluğu tam da burada su yüzüne çıkmaktadır.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;Çevirinin olabilirliği konusunda takınılan tavrın olumlu olduğunu dile getirmeye ayrıca gerek olmadığı açıktır. Farklı düzlemlerde çevirinin yapılabilirliği, düşünsel yönden daha da incelmiş ortamlarda elbette daha incelikli bir düzeyde gerçekleşebilir. Felsefe çevirilerini bu yeni düzlemde değerlendirmek dikkat edilmesi gereken bir noktadır. Burada örtük olarak şu sav ileri sürülmektedir. Düşünsel yönelimlerin niteliğine bağlı olarak, çeviri etkinliği de değişiklik göstermektedir. Düşünsel düzlem inceldikçe, çeviri edimi de incelmekte ve eşdüzeyde incelenen diller arasında da çeviri yapılabilmektedir.&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="TEXT-INDENT: 35.4pt; LINE-HEIGHT: 150%; TEXT-ALIGN: justify" class="MsoNormal"&gt;Terimlerin neredeyse kendi doğallığı içinde üretildiği dil düzleminde bir kez ortaya çıkmış olması, söz konusu terimlerin başka doğal dil ortamlarına geçişine izin vermez mi? Böyle bir terime örnek olarak "sinkategorematik" terimini, "a priori" terimini, "a posteriori" terimini, belki de çok farklı biçimlerde anlaşılan, anlamlandırılan "ide" terimini verebiliriz. Yunanca, Latince terimler olarak söz konusu terimlerin modern batı dillerine de aynı şekilde geçtiklerini biliyoruz. Bu noktada dil politikaları etkili olmakta, bu terimlerin yeni dil ortamında yeniden yaratılması amaçlanmaktadır. Burada öznelerarası bir tutum takınmanın gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Çünkü hiçbir dil tek kişilik değildir; her doğal dilin mantıksal çatısını hiç olmazsa doğru bir biçimde kullanmanın zorunluluğu bağlayıcı bir rol üstlenmiştir. Ancak bunun ötesinde biraz daha ileri düzeydeki özgürlük alanından söz edilebilir. Bununla birlikte, anlaşılabilirliğin ne denli önemli olduğu noktasından hareketle, terimler üzerinde uzlaşmanın gerekliliği de açıkça ortaya çıkmaktadır. Yapısı gereği uzlaşımsal olan dil bağlamının dillerarası ilişkide de uzlaşımsal olduğu yargısı tüm çeviri edimleri için işlevsel olabilir ya da yol aldırıcı olabilir.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114586732577324259?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114586732577324259'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114586732577324259'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/04/eviri-asndan-felsefi-sylem.html' title='Çeviri Açısından Felsefi Söylem'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114528911769641845</id><published>2006-04-17T18:50:00.000+03:00</published><updated>2006-04-17T18:51:57.706+03:00</updated><title type='text'>Çeviriyorum, Öyleyse Tek Kültürün Ötesinde, İki Kültürün Arasında, Üçüncü Kültürün Ortasındayım</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;em style="FONT-SIZE: 0.9em"&gt;Şebnem Bahadır&lt;/em&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Günümüzde karmaşıklık, çokboyutluluk ve melezlik sadece toplumsal yapıları ve kültürel oluşumları etkilemekle kalmıyor. Ülkelerin siyaset ve hukuk sistemlerini zorluyor. Aydınlanma ve bilgilen(ebil)me inancına dayalı eğitimi sarsıyor. Birçok bilim dalının kapılarını farklı ve birbirine zıt bakışlara açıyor. Sömürgecilik sonrası ortaya çıkan kuramlar ve dünya görüşleri, yapısökücü yaklaşımlar ışığında gelişen tartışmalar özellikle insan bilimleri ve sosyal bilimler alanlarında kültür ve kimlik konularında yeni arayışlara yol açıyor. Çeviribilim de bundan payını alıyor. Bu etkileşimlerin sonucunda bazı çeviri kuramcı ve uygulamacılarında 'araştıma nesnelerine' karşı bakış açılarında önemli bir değişim yaşanıyor: Çeviri hem toplumsal hem bilimsel bir olgu olarak açıklanması zor, yaşamın nerdeyse her boyutunu etkileyen bir süreç, epey karmaşık ve çokboyutlu bir ürün olarak ele alınmaya başlanıyor. Çevirmenin görevini, kusursuzluğa ve eksiksizliğe öykünen dilsel aktarım olarak tanımlayan, kimliğini ve konumunu bir dilde söylenenin aynısını öteki dilde söylemesi beklenen canlı bir fotokopi makinesine benzeten düşlerden (ya da karabasanlardan) uzaklaşılıyor. Çeviribilim başından beri, bilimsel nesnesi olan çevirinin yapısı ve konumu gereği, değişik disiplinlerle etkileşimden beslenen, birçok disiplinin yöntemlerinden yararlanarak artık kendi yolunu çizmiş olduğu halde bu alanlardan esinlenmeyi sürdüren bir bilim dalı.&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;'Bilimsel serüveninin' başında daha çok bir bilim dalının, dilbilimin egemenliği altındayken daha sonraları felsefe, psikoloji, sosyoloji, etnografya, antropoloji, siyasetbilim, yazınbilim gibi daha başka disiplinlerin yöntem ve kuramlarından da yararlanarak Kaindl'in deyimiyle dilbilimin "emperyalist" etkisinden kurtulup farklı disiplinlerden yöntem ve kuram "ihraç etme" yoluna başvurur.&lt;span class="MsoFootnoteReference"&gt;&lt;span&gt;...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; (&lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=121" title="Çeviriyorum, Öyleyse.. / Şebnem Bahadır"&gt;devamı için&lt;/a&gt;)&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bu yazı daha önce, &lt;em&gt;Varlık&lt;/em&gt; dergisi için Dilek Dizdar ve Ayşe Banu Karadağ'ın yayına hazırladığı "Kültürlerarası Etkileşim Aracı Olarak Çeviri ve Çeviribilim" adlı dosyada yayınlanmıştır. &lt;em&gt;Varlık&lt;/em&gt;, Ocak 2004, s. 24-29.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114528911769641845?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114528911769641845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114528911769641845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/04/eviriyorum-yleyse-tek-kltrn-tesinde.html' title='Çeviriyorum, Öyleyse Tek Kültürün Ötesinde, İki Kültürün Arasında, Üçüncü Kültürün Ortasındayım'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114528849852834985</id><published>2006-04-13T18:38:00.000+03:00</published><updated>2006-04-17T18:41:38.616+03:00</updated><title type='text'>Eren Tanyeri'nin Direnişi</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a href="http://ceviribilim.com/wp-content/uploads/2006/04/114508973781.JPG"&gt;&lt;img src="http://ceviribilim.com/wp-content/uploads/2006/04/114508973781_tn.jpg" name="114508973781.JPG" title="1000sayfa.JPG" alt="1000sayfa.JPG" border="0" id="114508973781.JPG"/&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Peter Weiss'ın &lt;em&gt;Direnmenin Estetiği&lt;/em&gt; adlı kitabı çevrilirken Eren Tanyeri, tek bir paragraftan oluşan bu romanın çevirmeni Çağlar Tanyeri'nden bir tek şey diledi: çeviriyi bitirmesini. &lt;a href="http://www.amazon.com/exec/obidos/ASIN/0822335468/ceviribilim-20"&gt;İngilizce çevirisi&lt;/a&gt; daha tamamlanmamış olan kitabın Türkçe çevirisi Çağlar Tanyeri ve Turgay Kurultay'ın üç yıllık çalışmasının sonucunda yayınlandı.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114528849852834985?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114528849852834985'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114528849852834985'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/04/eren-tanyerinin-direnii.html' title='Eren Tanyeri&apos;nin Direnişi'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114476105558161550</id><published>2006-04-11T16:09:00.000+03:00</published><updated>2006-04-11T16:11:00.973+03:00</updated><title type='text'>Çevirmenin Çevirmene Et(t)iği</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="FONT-SIZE: 0.9em"&gt;&lt;em&gt;Sabri Gürses&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Cumhuriyet Kitap, Sayı: 841'de Süha Sertabiboğlu'na ait hayret uyandırıcı bir yazı yayınlandı. Hayret uyandırıcı olan şey yazıda söylenenler değil, bana göre, yayınlanmış olmasıydı. Sertabiboğlu, bazı kült kitapların çevirmeni; ilk çevirisi Dune dizisindendi, Arzu Taşçıoğlu ve Deniz Vural'ın çevirisiyle yayınlanan &lt;em&gt;Dune&lt;/em&gt; dizisinin ilk üç kitabı çevirisiyle büyük beğeni toplamış, çevirmenlerin yayınevini sözleşme ihlali yüzünden mahkemeye vermesinin ardından dizinin daha sonraki kitaplarını da Sertabiboğlu çevirmişti; &lt;em&gt;&lt;a href="http://www.amazon.com/exec/obidos/ASIN/0060839872/ceviribilim-20" target="_blank" title="Zen and the Art of Motorcycle Maintenance"&gt;Zen ve Motorsiklet Bakım Sanatı&lt;/a&gt;&lt;/em&gt;'nın, John Ballard, İvan İllich, Kierkegaard'dan çevirilerin ardından Lawrence Norfolk'un &lt;em&gt;&lt;a href="http://www.amazon.com/exec/obidos/ASIN/0802139884/ceviribilim-20" target="_blank" title="The Pope's Rhinoceros"&gt;&lt;em&gt;Papanın Gergedanı&lt;/em&gt;&lt;/a&gt;&lt;/em&gt; adlı, cüsseli kitabını çevirdi. Çevirisi riskli kitaplar çevirdiği için çeviri hakkında bir şey söylemesi gereken çevirmenlerden yani, fakat bu yazıda, çevirilerinin yeterince incelenmemiş olmasından dolayı artık bunalmış olduğu izlenimine kapıldım ben. Yazıda öne sürdüğü birçok şeyde değil, ama bu nedenle bunalmakta, bence gerçekten haklıdır. Sertabiboğlu'nun çevirileri de incelenmelidir. Ama bu arada "Kim çevirmiş ulan bunu?" ifadesini olağanlaştıran ve Türkçe'de yapılmış bunca çeviri tartışmasının ardından Can Yücel çevirilerini "garabet" olarak niteleyen bir yazının yayınlanabilmesini kaygı verici bulmak da gerekir. Neden artık çevirmenler, iyi/kötü çevirmen ayrımı yapmayı, çevirmenleri incitmeyi mesleki öncelik sayıyorlar? Yazıda yazılmış olanlar üzerine çok şey söylemek istemiyorum, sadece Türk okurunun okuma zevkinin kötü çevirmenler yüzünden Türk edebiyatına mahkum kaldığı düşüncesi karşısında dudağımın uçukladığını söyleyeceğim: Türk edebiyatının mahkum kalınacak kadar kötü bir edebiyat olmaması bir yana, ekonomi ve ticaret bilgisinden uzak, tuhaf bir ifade bu; çevirmenler yayınevlerinden bağımsız sermayeleriyle kitap yayınlayıp dağıtmaya ne zaman başladı? Aldığınız araba kaza yapınca, onun tasarımcı ya da mühendisini mi suçluyorsunuz?&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;p&gt;&lt;strong&gt;Çeviri ve Çevirmenlik Üzerine Tezler / Süha Sertabiboğlu&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;Çeviri bize dünyayı gösteren bir pencereye, çevirmense bu pencerenin camına benzetilebilir. Çevirmen kötü bir kitabı iyi hale getiremez, fakat iyi bir kitabı berbat edebilir. Ben kötü çevirilerden illallah demiş bir okurum ve satın aldığım her üç yabancı kökenli kitaptan ikisinin kötü çeviri çıktığını söylesem hiç abartmış olmam. Bu yüzden, çeviri kitap satın almaktan korkar oldum diyebilirim. Kitabı kimin çevirdiğine mutlaka bakıyorum ve güvenebileceğim bir çevirmen değilse kaçınıyorum. (&lt;a href="http://ceviribilim.com/?p=117#more-117" title="Çeviribilim"&gt;devamı için..&lt;/a&gt;)&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114476105558161550?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114476105558161550'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114476105558161550'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/04/evirmenin-evirmene-ettii.html' title='Çevirmenin Çevirmene Et(t)iği'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114451172277087499</id><published>2006-04-06T18:51:00.000+03:00</published><updated>2006-04-08T18:55:40.736+03:00</updated><title type='text'>Bir Çeviri Hikayesi</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;em style="FONT-SIZE: 0.9em"&gt;Sabri Gürses&lt;/em&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;Yayınevinin bürosuna gidiyorum. Çevirdiğim kitap yayınlanmış, ben iki gün önce kitapçıda görmüşüm, şimdi de bana verilecek kitap kopyalarını almaya gelmişim yayınevine. Kitabı yayına hazırlayan editörü görüyorum, el sıkışıyoruz, "Beş dakika bekler misin," diyor, "şimdi geleceğim." Etrafta bir koşuşturma var, "Peki," diyorum, boş görünen bir masaya oturuyorum. Birisi gelip "Siz mi çevirdiniz," diyor, "çevirilerinizi okuyoruz." "Teşekkür ederim," diyorum, "umarım beğeniyorsunuzdur." Bir bardak çay getiriyor bana. Sonra bekliyorum.&lt;br/&gt;&lt;a name='more'&gt;&lt;/a&gt;&lt;br/&gt;Bir on dakika kadar sonra editör, yayınevinin mali sorumlusuyla birlikte geliyor. Onunla da el sıkışıyoruz, oturuyorlar. Bir tane kitap getirmişler, masaya bırakıyorlar. Bir an kitaba bakıyoruz hep birlikte, sessizce.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"E, hayırlı olsun," diyorum. "Evet," diyorlar, "hayırlı olsun."&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Sonra mali sorumlu, "Şimdi," diyor, "kitabı yayına hazırlamak için uğraştık, birkaç ek bölüm vardı, onları çevirttik. Para harcadık." "Eyvah," diyorum içimden, "üste para isteyecekler." "Bir çevirmen daha bulduk, kitabın kontrolünü yaptırdık, uğraştık."&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"Sözleşmeye göre hakkınız vardı," diyorum, "bana haber verebilirdiniz, çeviriyi teslim aldıktan sonra inceleyip metin üzerinde çalışma talep edebiliyorsunuz."&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"Evet, evet," diyor, "biz öyle yapmayı uygun görmedik."&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"E, peki," diyorum, kitapta ne gibi değişiklikler yaptıklarını bilmiyorum, onları anlatmalarını umuyorum.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"Bunun sonucunda," diyor, "sen yirmi kitap istemişsin,-"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"Evet, sözleşmeye göre öyle, yüzde biri işte, kaç tane bastınız?"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"İki bin bastık, yirmi tane yani, ama biz sana bu koşulda bunu vermeyeceğiz."&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"Nasıl yani?"&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"Sana yirmi kitap vermeyeceğiz kardeşim." Şaşkınlıkla gülüyorum, anlamadan. Editör hiç konuşmuyor, dönüp ona bakıyorum, ses etmiyor yine.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"İyi de, sizin için önemli bir maliyet bile değil ki bu, yirmi kitap, tanesi iki üç lira olsa, kirk elli lira eder."&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"Yok, öyle değil hesap, bana tanesi altı liraya mal oluyor, ama satış fiyatı yirmi beş liradan toplamı dört yüz elli lira eder.."&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"İyi de ben kitapları satacak değilim ki.."&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;"Neyse ne, ben sana yirmi kitabını vermeyeceğim. Ayrıca sen paragözmüşsün, bunu anladık. Sana bir kitap vereceğiz yine de." Hayretle bakıyorum yüzüne. Gülsem mi, ağlasam mı? "Zaten seni bize gönderen kişi de paragöz olduğunu söylemişti, para için çevirir demişti." Altı taksite bölünmüş ödemeleri her seferinde geciktirmişler, iki kez de ödemeyip bir iki ay sonrasına çek vermişlerdi. Hayatımın ilk iş karşılığı çekini onlardan almıştım.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;Konuşma sona eriyordu. "Peki ikinci baskıda ne olacak?" dedim olacakları tahmin ederek. "Bizimle doğru dürüst ilişki kursaydın para kazanırdın, ama şimdi bu kitabı da o çevirmene tekrar çevirteceğiz, ikinci baskıda senin çevirini kullanmayacağız. Bu kadar." Güldüm, kitabın telifi geçmişti, şaşırmamıştım, "Yani ne diyeyim, bu yaptığınızı erdemli buluyor musunuz peki?" diye sordum. "Elbette, neden olmasın" dedi mali sorumlu. Ayağa kalkıp başka bir odaya gittiler. Masada kitapla yalnız kalmıştım. Üzgün değildim, çünkü şaşırmamıştım, kitabı aldım, yayınevinden ayrıldım. Çevirdiğim kitapla sokaktaydım.&lt;br/&gt;&lt;br/&gt;&lt;strong&gt;Mesel:&lt;/strong&gt; Telifi geçmiş kitapları çevirirken emeğinizin hakkını almak ve korumak için özel yollar bulmak gerekir. Her yayıneviyle çalışmayın, çalıştığınız yayınevinin yayıncılık kimliğini inceleyin, değerlendirin ve meslektaşlarınızdan soruşturun. Yayıneviyle yaptığınız sözleşmenin sağlam bir sözleşme olmasına özen gösterin (&lt;em&gt;Kitap Çevirmenleri&lt;/em&gt;'nin önerdiği &lt;a href="http://www.kitapcevirmenleri.org/tipsoz.htm" target="_blank"&gt;tip sözleşme&lt;/a&gt; bu tür bir söyleşme sayılabilir). Çevirmenlik sırasında birçok kez güceneceğiniz haller yaşayacaksınız, hazırlıklı olun, haklı olduğunuz sürece sözlü tartışmaya girmeyin gülüp geçin.&lt;/p&gt;&lt;p id="zoundry_bw_tags"&gt;  &lt;!-- Tag links generated by Zoundry Blog Writer. Do not manually edit. http://www.zoundry.com --&gt;  &lt;span class="tags"&gt;&lt;span class="tagspaces"&gt;Technorati&lt;/span&gt; : &lt;a href="http://technorati.com/tag/ceviri" rel="tag"&gt;ceviri&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://technorati.com/tag/hikaye" rel="tag"&gt;hikaye&lt;/a&gt;&lt;/span&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114451172277087499?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114451172277087499'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114451172277087499'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/04/bir-eviri-hikayesi.html' title='Bir Çeviri Hikayesi'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114415916341914544</id><published>2006-04-04T16:47:00.000+03:00</published><updated>2006-04-04T16:59:23.446+03:00</updated><title type='text'>Felsefede Terim ve Kavram Çevirisi</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;6 Mart 2006, Perşembe günü Okan Üniversitesi'nde felsefe çevirileri konulu bir çeviribilim semineri yapılıyor. Konuşmacı olarak felsefeci Prof. Dr. &lt;a href="http://www.maltepe.edu.tr/akademik/fakulteler/fen_edebiyat/fefcv/betul_cotuksoken.asp"&gt;Betül Çotuksöken&lt;/a&gt;'in yer alacağı bu seminerin başlığı "Felsefede Terim ve Kavram Çevirisi."
Seminer 15:00-17:00 saatleri arasında gerçekleştirilecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114415916341914544?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114415916341914544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114415916341914544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/04/felsefede-terim-ve-kavram-evirisi.html' title='Felsefede Terim ve Kavram Çevirisi'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114319947941491399</id><published>2006-03-24T12:49:00.000+02:00</published><updated>2006-03-24T13:24:39.576+02:00</updated><title type='text'>Kütüphaneler, "Çeviri ve İntihal Olayları"</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=4122869&amp;yazarid=4"&gt;Doğan Hızlan&lt;/a&gt;, yayınlanan kitapların kütüphanelerde bulunamamasıyla ilgili bir yazı yazmış. Yayıncılar Birliği genel sekreteri &lt;a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=4129661&amp;amp;yazarid=4"&gt;Metin Celal&lt;/a&gt; de kendisine gönderdiği bir mektupla, konuyla ilgili düşüncelerini yazarken, telifi sona ermiş metinler için de bir Türkçe Gutenberg sitesi kurulması gibi ilginç bir öneri getirmiş.
Kütüphanelerle ilgili tartışma, Nisan ayında Bilgi Üniversitesi'nde yapılacak olan 2. Yayıncılık Kurultayı'nda daha ayrıntılı bir şekilde yapılacak. Bu kurultayın ilki &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a href="http://www.bilgiyay.com/news_details.asp?ID=32"&gt;7-8 Mayıs 2004&lt;/a&gt;'te yapılmıştı.

&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: Arial; font-weight: bold;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;2. TÜRKİYE YAYINCILIK  KURULTAYI&lt;/span&gt;&lt;/span&gt; &lt;div style="margin: 0cm 0cm 0pt;"&gt;&lt;span style="font-family: Arial;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;13-14 Nisan  2006

&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Arial;"&gt;İlk günün oturumları, şu başlıklar çerçevesinde olacak: Türk Ceza Kanunu ve    Yayınlama Özgürlüğü, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Arial;"&gt;Üniversitelerde Yabancı Dilde Eğitim ve Yayıncılık, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Arial;"&gt;AB    Standartlarında Kütüphanecilik ve Halk Kütüphanelerinin Güçlendirilmesi.

&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Arial;"&gt;İkinci günün oturumlarıysa, şu başlıklar çerçevesinde olacak: İlköğretim ve    Lisede ders kitapları seçimi ve dağıtılması, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Arial;"&gt;100 Temel    Eser ve Çocuk Yayıncılığı, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Arial;"&gt;Klasikler, Çeviri ve    İntihal Olayları.

Çeviri ve İntihal Olayları başlıklı oturumun konuşmacıları &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 11pt; font-family: Arial;"&gt;Celal Üster, Raşit  Çavaş, Tahsin Yücel, Tuncay Birkan ve Tahsin Yılmaz.
&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114319947941491399?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114319947941491399'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114319947941491399'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/ktphaneler-eviri-ve-intihal-olaylar.html' title='Kütüphaneler, &quot;Çeviri ve İntihal Olayları&quot;'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114311578605896931</id><published>2006-03-23T14:08:00.000+02:00</published><updated>2006-03-24T09:25:45.376+02:00</updated><title type='text'>Telif Hakları ve Çeviribilimde Yeni Ufuklar</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;a href="http://www.ceviridernegi.org/" target="_blank"&gt;Çeviri Derneği&lt;/a&gt;, bir telif hakları paneli düzenliyor.&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;strong&gt;Telif Hakları Paneli&lt;/strong&gt;&lt;br/&gt;Tarih: 30 Mart 2006, Perşembe&lt;br/&gt;Yer: Yıldız Teknik Üniversitesi, Beşiktaş Kampüsü, Hünkar Salonu&lt;br/&gt;Saat: 13:00-17:00&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Bir çeviribilim etkinliği de Hacettepe Üniversitesi'nde gerçekleşiyor. 11-12 Mayıs 2006 tarihleri arasında gerçekleştirilecek olan &lt;a href="http://www.ceviridernegi.org/duyuru/duyuru2.htm" target="_blank"&gt;Çeviribilim'de Yeni Ufuklar&lt;/a&gt; başlıklı sempozyum, Prof.Dr. Berrin AKSOY, Doç.Dr. Aymil DOĞAN, Doç. Dr. Asalet ERTEN, Dr. Elif ERSÖZLÜ, Dr. Yeşim DİNÇKAN, Dr.Sezai ARUSOĞLU ve Dr. Zeynep ALP'in yer aldığı bir düzenleme kurulu tarafından hazırlanıyor.&lt;br/&gt;"Katılımcılar uluslararası düzeyde gerçekleştirilecek bu sempozyumda &lt;strong&gt;Çeviribilimde Yeni Ufuklar&lt;/strong&gt; genel başlığı altında çeviribilim, yazılı çeviri, yazın çevirisi, sözlü çeviri, çeviri piyasası, çeviri eğitimi, nitelikli eleman yetiştirme vb konularda düşüncelerini sunacaklar ve eriştikleri sonuçları dinleyicilerle paylaşacaklardır."&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br/&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114311578605896931?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114311578605896931'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114311578605896931'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/telif-haklar-ve-eviribilimde-yeni.html' title='Telif Hakları ve Çeviribilimde Yeni Ufuklar'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114297858278944228</id><published>2006-03-22T00:02:00.000+02:00</published><updated>2006-03-22T11:54:41.576+02:00</updated><title type='text'>Diyalog Çevirileri</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

21.03.2006 tarihli &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=182020"&gt;Radikal&lt;/a&gt; gazetesinde &lt;a href="http://news.bbc.co.uk/2/hi/europe/4800194.stm"&gt;BBC&lt;/a&gt;'den aktarılan ilginç bir haber yer almış. Habere göre, bir süredir dinler arası toplantılar yapmakta olan &lt;a href="http://www.hommesdeparole.com"&gt;Hommes de Paroles&lt;/a&gt; (Kelam İnsanları) adlı topluluğun düzenlediği 2. Barış İçin Uluslararası İmamlar ve Hahamlar Konferansı'nda İsrail Başhahamı Yona Metzger &lt;span class="fullpost"&gt;diplomatik köprülere yardımcı olmak üzere dinler arasında köprü oluşturacak bir dini gruplar Birleşmiş Milletler'i fikrini dile getirmiş. BBC'deki haberde Metzger'in bu fikri dile getirdiği ("said") belirtilirken, Radikal'de "kurulması çağrısı yaptı" deniyor.
Fakat asıl ilginç olan, BBC haberinin şu kısmının çevirisi:
&lt;blockquote&gt;"The speeches at this conference rather than using polite, diplomatic language have at times been brutally direct. When the Rabbi Metzger harangued mainstream Muslims for not standing up to Osama bin Laden, Islamic leaders nodded in agreement."&lt;/blockquote&gt;Radikal'de çeviri şöyle:
&lt;blockquote&gt;"Diplomatik üslubun yerini acımasız söylemlere bıraktığı anlar da oldu. Metzger, "Bin Ladin İslam adına konuşurken neden sessizsiniz" diye çıkışırken Müslüman din adamları başlarını öne eğip dinledi."&lt;/blockquote&gt;BBC haberinde yer alan "brutally direct" ifadesi "acımasız söylemler" olarak, "harangue" fiili "çıkışmak" olarak, "not standing up to Osama bin Laden"se "Bin Ladin islam adına konuşurken neden sessizsiniz" olarak çevrilmiş. Ama en şaşırtıcı kısım "nodded in agreement"ın "başı öne eğip dinlemek" olarak çevrilmesi. "Kabul edercesine baş sallamak" ile "başı öne eğip dinlemek" arasında önemli bir fark var.
Diğer yandan, bu çerçevede Türkçe içi çeviriler de yapılabiliyor. Yine &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=182026"&gt;Radikal&lt;/a&gt;'in BBC'den aktardığı bir haberin &lt;a href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=145337"&gt;Haber7&lt;/a&gt;'de başka bir hal alması da ilginç. Radikal'de "Genç Buda tatile çıkmış" başlığıyla yer alan haber, Haber7'de "Genç Buda tatile çıkmış meğer" olarak yer almış.

&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114297858278944228?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114297858278944228'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114297858278944228'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/diyalog-evirileri.html' title='Diyalog Çevirileri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114284027766445562</id><published>2006-03-20T09:37:00.000+02:00</published><updated>2006-03-21T12:13:27.363+02:00</updated><title type='text'>Yeniden Yazılan Çeviriler</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.fantasticfiction.co.uk/images/n11/n58384.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 131px; height: 201px;" src="http://www.fantasticfiction.co.uk/images/n11/n58384.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Milliyet Sanat &lt;/span&gt;dergisinin, Mart 2006 sayısında, Cem Erciyes'in Elif Şafak'la son romanı üzerine yaptığı bir söyleşi yer alıyor. Söyleşi,  kitap yayımlanmadan kısa süre önce yapılmış. Söyleşinin girişinde Erciyes şunları yazıyor (abç):
&lt;blockquote&gt;"Bir süredir Elif Şafak'ın Ermeniler'i konu alan bir roman yazdığı konuşuluyordu. Hakikaten öyleymiş. Bir önceki romanı 'Araf' gibi &lt;span style="font-style: italic;"&gt;İngilizce yazılıp, ardından Türkçeye çevrilen&lt;/span&gt; bu romanın adı 'Baba ve Piç'. Bu kez Elif Şafak, Aslı Biçen'in yaptığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çevirinin üzerinden geçip neredeyse kitabı yeniden yazmış&lt;/span&gt;; bunun &lt;span style="font-style: italic;"&gt;etkisini hemen hissediyorsunuz&lt;/span&gt;..."&lt;/span&gt;&lt;/blockquote&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;Söyleşide çeviri süreci üzerine ayrıntılar yer almıyor. Bu durumda insanda hayret duygusu uyanıyor: Kitap İngilizce yayımından önce Türkçe olarak yayımlandı. Burada Erciyes'in ifadesine göre, Türkçe metin İngilizce metinden farklı, Türkçe metin İngilizce yazılmış olan (özgün) metnin çevirisi değil, bir yeniden yazımı. Bu durumda iki özgün metin oluşuyor: peki hangisi asıl başvuru kaynağı olarak alınacak? İki metin arasındaki farklar ne olarak sınıflandırılacak?

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://russlovo.com/img/books/big/56566.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 121px; height: 191px;" src="http://russlovo.com/img/books/big/56566.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Aslında bu karmaşık durumun edebiyat tarihinde başka örnekleri de var. Başka dilde yazdığı kitapları anadiline çevrilen yazarların en ünlüsü Vladimir Nabokov. Nabokov, Amerika'da tanınmak istediği zaman, önce Rusça olarak yazdığı kitapları İngilizceye çeviriyor, daha sonra uzun yıllar İngilizce yazıyor. Ardından İngilizce yazdığı kitapların bazılarını (örneğin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Lolita&lt;/span&gt;'yı) anadili Rusçaya çeviriyor. Fakat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Lolita&lt;/span&gt;'nın Rusça'da Nabokov'unkinden başka çevirileri de var. Nabokov'un Rusça'ya yapılan çevirileri arasında en ilginci, kendisinin İngilizce'ye çevirdiği &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eugene Onegin (Yevgeni Onegin)&lt;/span&gt; için yazdığı dev şerhin Rusça'ya çevrilmiş olması &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(ikinci resim)&lt;/span&gt;. Neyse ki Rus çevirmenler şerhi çevirirken, Puşkin'in bu ünlü şiir-romanını, Nabokov'un İngilizceye yaptığı çeviriden çevirmemiş, aslından aktarmışlar.

&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Baba ve Piç&lt;/span&gt; çevirisi, Nabokov'un kendi İngilizce çevirmenleriyle yaşadığı ilginç ilişkiyi düşündürüyor. Rusça'da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dar &lt;/span&gt;adını taşıyan romanın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Gift&lt;/span&gt; olarak İngilizceye çevrilmesi sırasında yaşanan süreci çevirmen Michael Scammell, &lt;a href="http://www.highbeam.com/doc/1G1:74011867/THE+SERVILE+PATH%7ER%7E%28Translating+Vladimir+Nabokov%29.html?refid=ip_hf"&gt;The Servile Path (Translating Vladimir Nabokov)&lt;/a&gt; [&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sadık Yol (V. Nabokov'u Çevirmek)&lt;/span&gt;] başlıklı bir yazıda anlatmış: genel olarak yorucu bir süreç olarak nitelendiriyor. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Gift&lt;/span&gt;'te çevirmenin adı şu şekilde anılıyor: "Michael Scammell tarafından Rusça'dan yazarın işbirliğiyle Michael Scammell tarafından çevrilmiştir." Nabokov daha sonra, kitaplarını oğlu Dimitri Nabokov'a çevirtmeyi yeğlemiş.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114284027766445562?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114284027766445562'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114284027766445562'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/yeniden-yazlan-eviriler.html' title='Yeniden Yazılan Çeviriler'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114266981745908996</id><published>2006-03-18T10:16:00.000+02:00</published><updated>2006-03-18T10:25:44.953+02:00</updated><title type='text'>TBMM Çevirmenleri</title><content type='html'>"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;8 tercümandan 4’ü dil sınavında başarısız oldu&lt;/span&gt;

&lt;span style="font-style: italic;"&gt;TBMM yönetimi, tercüman kadrosunda işe alınan personelin seviyesini tespit etmek için KPDS’ye (kamu personeli dil yeterlilik sınavı) girmelerini zorunlu kıldı. Ancak 8 tercümandan 4’ü bu sınavı aşamadı.&lt;/span&gt;
&lt;span class="fullpost"&gt;
TBMM yönetiminin Dışilişkiler ve Protokol Müdürlüğü’nde yaptığı operasyon, TBMM kulislerinde bomba etkisi yaptı. TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın döneminden önce işe alınan tercümanların, ’dil yeterliliği’ konusunda ortaya atılan iddialar üzerine, bu kişilerin işe alınırken KPDS sınavına girmedikleri ortaya çıktı. TBMM yönetimi, bunun üzerine tercümanların seviyesini ölçmek için KPDS (dil yeterlilik) sınavına girmelerini zorunlu kıldı. Sınava giren 8 tercümandan 4’ü bu sınavda başarılı olamadı. TBMM yönetimi, bu kişilere eksikliklerini gidermeleri için süre verdi. 2 kez daha girecekleri KPDS sınavında başarılı olamamaları durumunda bu kadrolarda çalıştırılmayacakları bildirildi. Aynı müdürlükte çalışan 4 kişi de bu bölümde verimli olmadıkları iddiasıyla kütüphanede görevlendirildi. Arınç’ın ekibinin bu tavrı, Dışilişkiler Müdürlüğünü ’dağıtmak’ olarak yorumlandı." Nuray Babacan, &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/4102598.asp?m=1&amp;amp;gid=69"&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;, 18 Mart 2006.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114266981745908996?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114266981745908996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114266981745908996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/tbmm-evirmenleri.html' title='TBMM Çevirmenleri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114243431696621204</id><published>2006-03-15T16:36:00.000+02:00</published><updated>2006-03-18T23:33:51.660+02:00</updated><title type='text'>Çeviribilim: Konular, Sorunlar, Arayışlar</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Dilek Dizdar&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt; &lt;span style="line-height: 150%;font-size:12;" &gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;

&lt;blockquote&gt;&lt;em&gt;"Çeviribilim bağımsızlığını ilan ettiği alanlarla yeniden iletişime geçerken disiplinlerarası ilişkilerde de yeni dengeler oluşacaktır. Çevirinin, çevirmenin ve çeviribilimin daha görünür kılınması ise yalnızca konusu insan olan tüm akademik dallara değil, çeviriyi her an yaşayan toplumların bireylerine de yeni bakış açıları, parçası oldukları süreçlere karşı yeni bir duyarlılık kazandırabilir."&lt;/em&gt;&lt;/blockquote&gt;

&lt;p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;
&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Günümüzde çeviribilim derken genelde 1970’li yıllarda özerkliğini kazanan, Batı dillerinde ‘translation studies’, ‘Translationswissenschaft’, ‘traductologie’ gibi sözcüklerle anılan bir daldan söz ediyoruz. ‘Bilim’ sözcüğünün ‘-wissenschaft’, ‘studies’ ya da ‘-logie’ ile örtüşüp örtüşmediği, bu kullamımların her birinin bir diğerine nasıl çevrilebileceği sorusunu bir yana bıraksak ve aynı alana gönderme yaptıklarını varsaysak bile bu alanı kapsayıcı biçimde sunmak olanaksız. Çeviribilimin oldukça yeni bir bilim dalı olmasına karşın bu denli büyük bir çeşitlilik sergilemesi inceleme konusu olan çevirinin karmaşık doğasından kaynaklanıyor. Çeviri, insanların, kültürlerin, metinlerin kaynaştığı, dostlukla ya da düşmanca karşılaştığı her ortamın olmazsa olmazı. Konu kültür, toplum, birey, politik görüş ya da din olsun,&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;‘öteki’ne dokunmak, onu tanımaya çalışmak ne denli karmaşıksa çeviri de o kadar karmaşıktır. Çeviribilim ‘çeviri’yi konu alıyorsa, inceleme alanının sınırlarını ve sorulacak soruları bu karmaşayı dikkate alarak belirlemesi gerekir. Bunu yaparken komşu alanlarla sıkı bağlarını korumalı, yenilerini oluşturmalı ve geliştirmelidir; karmaşayı göz ardı etmemesi bunu da gerektirir. Çeviri konusu, dilbilim, yazın kuramları, kültür ve iletişim kuramları, bilişim kuramları, tarih ve politika gibi pek çok alanda çıkar karşımıza. Kiminde araştırmacılar ‘konu’ olarak ele alır, irdelerler, kiminde sorunsalın üzerinde durmadan mecaz anlamda kullanırlar ‘çeviri’yi. Bu alanlarda geçen çeviri anlamları, düşünce geleneklerine bağlı olarak gelişen, yerleşen ve yerinden pek kolay kalkmayan bir çeviri anlayışını yansıtır çoklukla. Çevirinin, anlamı olduğu gibi aktarması gerekirken özgün olanı bozduğu, ötekini yok ettiği yolundaki bu görüş, yapısalcılık sonrası kimi yaklaşımlarda bile çevirinin adeta günah keçisi gibi sunulmasına yol açar. Örneğin, yeni bir etnoğrafya arayışı içinde olan Stephen Tyler, başka kültürlerin betimlenmesinde ve yazılmasında dış dünyayı yansıttığımız yanılgısından ve ‘mimesis’ düşüncesinden kurtulmak gerektiğini söylerken, çeviriyi mimesis'e bağlar; etnoğrafya anlayışının çeviriyle ilişkilendirilebileceği düşüncesinin şu sözlerle önüne geçmek ister:
&lt;span class="fullpost"&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;p class="alnt"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="alnt" style="margin-left: 85.35pt;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;[Çeviriyi] bir metni diğerinden ayıran ve orta yolda dilleri değiştirdiğimiz bir ırmaktan geçmek olarak düşünürsek, hayır [ilgisi yoktur]. Bu, dilde &lt;i&gt;mimesis&lt;/i&gt;’tir, bir dilin ötekini kopyalaması – ki hiçbir zaman kopya değildir o, az ya da çok bükülmüş bir özgün metindir. [...] Bir toplumun anlamlarını, ötekiler hiç yokmuş gibi kendi bildiğimiz anlamlara taşıyabileceğimiz düşüncesi saçmadır. Her ikimizin de paylaştığı anlamlar dışındakileri, ötekilerin anlamlarını bilemeyiz. Anlamları paylaşıyorsak da çeviriye değil, bir tür anımsatmaya gereksinim vardır ancak.&lt;/span&gt;&lt;a title="" href="#_edn1" name="_ednref1"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;1&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;
Tyler, etnoğrafyanın gelişmesinde etkili olmuş eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşımında dış gerçek ile dil, düşünce ile dil, kültür ile dil arasındaki bağları incelerken, bireyler ve kültürlerarası ilişkilerde güç dengelerini, yazma süreçlerinin önemini vurgularken çeviriyi dışlıyor. Oysa tüm bunlar doğrudan çeviri sorunsalını çağrıştırıyor. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Çevirinin her zaman gündemdeymiş gibi görünen bir konu olduğuna bakmamalı. Çeviri nasıl ikincil konumda, özgün metnin bir kopyası olarak görülüyor, çevirmenin emeği dünyanın hemen her yerinde nasıl yazarınkinden daha az değerli bulunuyorsa, çevirinin düşünsel ya da bilimsel olarak tartışılması da marjinal kalmıştır. Genel olarak belli bir çeviri kavramı sorgulanmadan, yenilenmeden, felsefi temellerine bakılmadan önsel olarak benimseniyor ve tartışmalar iyi çeviri nedir, nasıl olmalıdır, sadık çeviri nasıl yapılır gibi sorulara indirgeniyor. Çeviriyi yeniden düşünmek, kendi bağlamı içinde ve doğasını dikkate alarak düşünmek, bu sorulara getirilecek yanıtları değil, soruların kendilerini değiştirmeyi gerektiriyor. Çağdaş çeviribilimin bu soruların değişmeye başladığı zaman doğduğunu söyleyebiliriz. Kuşkusuz, çeviri ve çeviri düşüncesi tarihine baktığımızda çeviriye ilişkin pek çok ilginç kuramsal yazı buluruz, ancak bunların çoğunda çeviri bir amaç olarak değil, bir araç olarak görülmüş, söz gelimi kutsal ya da yazınsal metinlerin okurlara olabildiğince ‘sadık’ çevirilerle ulaşması üzerinde durulmuş ya da yabancı dil öğretiminde yöntem geliştirirken çeviriden yararlanmanın yolları aranmıştır. Çeviriyi tüm kapsamıyla ve derinlikli olarak düşünebilmek ancak çeviribilim çerçevesinde olanaklı görünüyor. Hatta Toury, Vermeer ve Berman gibi bilimcilerin de savunduğu gibi, çeviri konusunun başka alanlar tarafından incelenmesinin çevirinin konumunu olumsuz etkilediği söylenebilir. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="alnt" style="margin-left: 84.65pt;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;Çeviri yüzeye çıkmayan, gizli bir eylem olarak kaldı, çünkü kendini ifade edemiyordu. Ayrıca büyük ölçüde ‘düşünülmemiş’ bir konuydu, inceleyenler de de onu başka şeylere, örneğin yazına (ya da onun bir alt türüne), eleştiriye (ya da onun bir alt türüne), uygulamalı dilbilime uydurma eğilimindeydi.&lt;/span&gt;&lt;a title="" href="#_edn2" name="_ednref2"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;2&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoFootnoteText"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="border-style: none none solid; padding: 0cm;"&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Tarih ve gelenekten devraldığı yüke bakıldığında dallararası ilişkiler, çeviribilimin en önemli konularından biri olarak çıkıyor karşımıza. Çeviribilimin önemini görmek ve anlamanın, onu özerk bir bilim dalı olarak benimsemenin ötesinde onu içerik ve yaklaşım olarak bu dallardan ayrı kılanın ne olduğunu da düşünmek, belirlemek gerek. Metinlerin, çevirilerin, okuma ve yazma süreçlerinin, alımlamanın, yorumun ve bunlarla ilişkili konuların pek çok başka alanda da tartışıldığını düşünürsek yukarıda sözünü ettiğim soruların belirleyici olduğu anlaşılıyor. Bir yazınbilimciyle ya da bir dilbilimciyle aynı metin üzerinde çalışan çeviribilimciyi onlardan ayıran, çalışmasının çıkış noktası olan sorulardır. Çeviribilimin bu sorulardan oluşan çatısı sağlam kurulduğu ölçüde diğer disiplinlerle bağları güçlenecek, ilişkileri tek yönlü olmaktan çıkacak, alış veriş ve etkileşime dönüşecektir. Bugün çeviribilimde sorulan sorular, değindiğim karmaşıklığı basite indirgemeden, öğelerden birini ya da bazılarını ön plana çıkararak diğerlerini yadsımadan, çeviri denen olguyu bütünlüklü olarak ve çeviri başlığı altında ele alınabilecek başka olguları da kapsayacak niteliktedir. Çeviribilimin merkezindeki en önemli sorunun ise çevirinin tanımına ilişkin olduğu söylenebilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Çeviri çeşitliliği&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;‚Çeviri nedir?‘ sorusu, her ‚... nedir?‘sorusunda olduğu gibi önce tanımlama sorunsalını gündeme getiriyor. Heidegger’in ‚varlık nedir‘ ve dil nedir?‘ sorularına ilişkin tartışması ve metafizik eleştirisi çeviriye de doğrudan bağlanıyor.&lt;a title="" href="#_edn3" name="_ednref3"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;3&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ‚Dil nedir?‘ sorusunu nasıl ancak dilin içinden sorabiliyorsak ‚çeviri nedir‘ derken de çevirinin ne olduğuna ilişkin bir bilgiyi bu soruyu daha sorarken varsayıyor görünüyoruz. Ayrıca çevirinin sınırlarını ‚dilsel aktarım’ın ötesine geçecek biçimde açtığımızda her zaman bir çeviri süreci içinde olduğumuz söylenebilir. Bu, sadece örneğin ‚çeviri‘ derken ‚translation’u da düşündüğümüzde değil, genel anlamda iletişim, okuma ve yorumlama eylemlerimiz için de geçerli. Çevirinin tanımı sorunu çeviribilimin oluştuğu yıllarda gündeme gelmiş, tekrar tekrar tartışmaya açılmış, ancak her zaman belli noktalarda tıkanmıştır. Kanımca bunun nedenlerinden biri, çeviribilimin inceleme alanını belirleme ve genişletmeye ilişkin tartışmalarla tanım tartışmalarının birbirine karışması, birinin diğeriyle aynı tutulmasıdır. Sözgelimi, Betimleyici Çeviribilim‘in kurucusu, dizgesel yaklaşımın temsilcilerinden Toury’nin çeviribilimin inceleme alanının genişlemesine önemli katkıları olmuştur. Geleneksel yaklaşımlarda ‚çeviri‘ olarak kabul edilmeyen olguları da kuramına konu ederek metinlerin oluşumunda ve biçimlenmesinde toplumsal, tarihsel vb. etmenlerin önemini vurgulamıştır.&lt;a title="" href="#_edn4" name="_ednref4"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;4&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Ancak Toury’nin önsel çeviri tanımından yola çıkmak istemeyişi ve tanım sorunundan uzak durması kuramında sorunlara yol açmıştır. Toury’nin kuramında geleneksel bir çeviri anlayışından yola çıktığını, ya da en azından ondan kopamadığını söylemekle Toury’nin çeviribilimin inceleme alanını genişlettiğini söylemek birbiriyle çelişmez. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Sözünü ettiğim tıkanmanın en önemli nedeni ise metafizik geleneğin izini taşıyan çeviri tanımının yıkılmasıyla çevirinin genel anlamda metinlerarası ilişkilerden ayrılamayacağı bilgisidir. Bir metni okuduğumuzda nasıl yazarın hangi anlamları amaçladığını bilmemizin yolu yoksa, ne demek istediği bize kendi anladığımız (yorumladığımız) biçimiyle yansıyorsa, çeviride de kendi okumamızdan yola çıkarak bir metin oluştururuz ve o metin okur tarafından yine bizim amaçladığımızla örtüşmeyen biçimlerde anlaşılır, yorumlanır. Geleneksel ya da ‚metafizik‘ diyebileceğimiz çeviri kavramında ise sözcüklerde, tümcelerde, metinde saklı bir anlamdan ve o anlamın bir dilin sözcüklerini başka bir dilin sözcükleriyle değiştirmekle aktarılabileceğinden yola çıkılır. Bu tür bir aktarım olanaksızsa çeviri olanaksızdır noktasına gelinir hızla. Böyle yaklaşıldığında, çeviri, bir çekirdeğin (içeriğin) kabuğunu (biçimini) değiştirmek olarak görülürse, gerçekten olanaksızdır. Oysa onu aktarım olarak değil, bir dönüşüm, Derrida’nın deyimiyle, bir dilin bir başka dille dönüştürülmesi olarak gördüğümüzde dilin her zaman çeviri, dolayısıyla da çevirinin dilin önkoşulu olduğu sonucuna varıyoruz.&lt;a title="" href="#_edn5" name="_ednref5"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;5&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Bu durumda geleneksel ‚çevrilebilirlik‘ tartışmalarının anlamı kalmaz. Çeviribilimde tanımın sınırlarını gevşetme konusunda çekinceler olduğunu gözlemliyoruz. Örneğin Vermeer’in devingen ve değişken süreçler üzerine kurulu, göreceliği ve öznelliği öne çıkaran, kaynak metnin kutsallığını yıkan yaklaşımına getirilen eleştirilerin hemen hiçbiri kuramın öncüllerine ya da&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;yapısına yönelik değildir; genelde eleştirmenlerin en çok rahatsızlık duyduğu nokta, kaynak metne sadakatin yok edildiği görüşüdür.&lt;a title="" href="#_edn6" name="_ednref6"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;6&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Uçların açılmasıyla çeviri ele avuca sığmayacak, nerden tutacağımızı bilemeyeceğimiz birşey olacak, çeviribilim yıkılacak, çeviri eğitimi yolunu şaşıracak, hatta çevirmenler çeviri yapamayacaklarmış gibi bir korku yaygın. Bunun kuramda gerekli sonuçların çıkarılamamasına yol açması ise çeviribilimin önemli bir sorunu olarak görülebilir. Çeviribilimciler bir yandan kültürü, ideolojiyi, sınıf farkını, tarihi içine alan genişletilmiş çeviri kavramlarıyla çalışırken, bir yandan da geleneksel çeviri anlayışını kullanıyor, bunların birbiriyle ilişkisini ya da birinden diğerine geçişleri sorgulamıyor. Buysa farklı biçimlerde eğitime, çeviri eleştirilerine ve çeviri uygulamalarına da yansıyor.&lt;a title="" href="#_edn7" name="_ednref7"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;7&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Çevirinin ardındakiler&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Çeviri tanımını gözden geçirmek, ardındaki geleneği gözden geçirmeyi gerektirir. Bu gelenekten devralınan en önemli öğeyse ‚aktarım‘ fikridir. Çeviribilimin oluştuğu yıllarda, anlamın ya da bir iletinin bir alıcıya aktarıldığı düşüncesi pek çok bilim dalında etkisini göstermiş olan iletişim modellerinden alınarak çeviriye uyarlanmıştır. Shannon ve Weaver‘ın ya da Jakobson’un modellerinde iletişim, tek tek öğelerine ayrılabilecek, içeriğin bir noktadan diğerine hasar görmeden taşınabileceği çizgisel bir süreç olarak görülür. Chang bu tür modellerin iletişim gibi son derece karmaşık bir olguyu böylesine derli toplu ve yalın sunmasını iletişimde temel amacın uzlaşma olduğu görüşüne bağlıyor ve bu nedenle farklılıkların, anlamlı ve önemli olabilecek anlaşmazlıkların modelin dışında tutularak belli bir ideolojiyi yansıttığını savunuyor.&lt;a title="" href="#_edn8" name="_ednref8"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;8&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Shannon ve Weaver ile Jakobson’un modelleri yaşamımızın pek çok alanında karşımıza çıkıyor. Bunlardan, çeviriyle alışılmışın dışında bir bağı olan en ilginç alanlardan biri de moleküler biyoloji. Moleküler biyoloji ve genetikbilim, klonlama konusunun gündeme gelmesiyle çağımızın en önemli bilim dalları arasındaki konumunu daha da güçlendirdi. Bu bilim dalının söylemine baktığımızda, karşımıza ‚translation‘ sözcüğünün ve ‚transcription‘, ‚editing‘ vb. öğelerden oluşan bir ili&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;şkiler&lt;/span&gt;&lt;span lang="DE"&gt; ağının çıktığını görüyoruz. Bergermann, genetikbilimin Shannon ve Weaver’ın iletişim modelini temel aldığını gösteriyor ve klonlama süreçlerinin görselleştirildiği modelleri eleştiriyor. Bergermann’a göre, klonlama sürecini topluma anlatmak için geliştirilen bu modellerde Shannon ve Weaver’ın sözünü ettikleri ve aktarım kanalında parazitlere yol açtığını söyledikleri öğeler tümüyle dışlanıyor. Bergermann ayrıca, modelin hücre çekirdeğinde gelişen süreçle ilgisi olmadığını savunuyor. Kitleleri ikna etme yolunda estetik kaygının ön plana çıktığı ve renkli görsel öğelerin kullanıldığı klonlama modelinde sürecin başarıyla tamamlanması için öldürülen sayısız koyunun gösterilmeyişini anlatırken istenilmeyeni ya da çıkarımızla örtüşmeyeni görmezlikten gelme yolundaki tutumun genel olarak tehlikelerine işaret ediyor.&lt;a title="" href="#_edn9" name="_ednref9"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;9&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Model gerçeği yansıttığını savundukça düşünce dünyamızda zamanla gerçekliğin yerini alıyor; sonra biz, klonlamayı o model sanıyoruz, tıpkı iletişimin Jakobson’un modelindeki gibi işlediğini sanmamız, çeviriyi masum bir anlam aktarımından farklı düşünemiyor olmamız gibi.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Çevirinin, çeviri tanımının ardındakine bakmak, çeviribilim için önemli olan konuları da daha iyi görmemizi sağlar. ‚Ardındakine bakmak‘ derken, ‚çeviribilim’in öncelikle Batı dillerinden çevrilen bir sözcük olduğunu, bilim dalının temellerinin Batı dillerinde atıldığını anımsayalım. Bu açıdan ‚translation‘ sözcüğünü incelersek hem taşıdığı yükü daha iyi anlarız, hem de tarihi günümüze bağlamaya çalışarak ondan yararlanabiliriz. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;‚Translatio’ Ortaçağ‘da hem somut hem de soyut ‚aktarım‘ anlamında kullanılan bir sözcüktür. &lt;i&gt;Translatio artium&lt;/i&gt;‚ &lt;i&gt;translatio studii,&lt;/i&gt; &lt;i&gt;translatio sapientae&lt;/i&gt;, &lt;i&gt;translatio imperii&lt;/i&gt; gibi b&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;içimlerde&lt;/span&gt;&lt;span lang="DE"&gt; eşyaların, kitap ve bilginin ya da egemenliğin aktarımı anlamlarında karşımıza çıkar. Vermeer, ‚translatio’nun hem maddesel aktarım hem de teknik güç aktarımı ve tinsel aktarım olarak, başka deyişle düşüncelerin iletilmesi olarak da anlaşıldığını söyler; „bu anlamda her tür&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt; sürekliliğin temelinde bir translatio vardır&lt;/span&gt;&lt;span lang="DE"&gt;“.&lt;a title="" href="#_edn10" name="_ednref10"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;10&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; ‚Translatio studii et imperii‘ şeklindeki kullanımda ise egemenliğin ya da gücün aktarımıyla kitapların ve bilginin aktarımı birarada anılıyor ve bu gücü elinde tutanla bilgiyi elinde tutanın birbirinden ayrılamayacağı çağrıştırılıyor. ‚Translatio imperii‘ terimi Ortaçağ Avrupası’nda dinsel ve politik gücün bir imparatordan bir diğerine geçişi, bir halk ya da bölgeden bir diğerine geçişi gibi durumları anlatırken önemli rol oynuyor. Bu kavram üzerine yazılan temel yapıtlardan birini kaleme alan Alman tarihbilimci Goez’e göre ‚translatio imperii‘ egemenliğin bir toplumun elinden alınıp başka bir topluma verilmesi anlam&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;ına geliyor.&lt;a title="" href="#_edn11" name="_ednref11"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;11&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Goez’ün çalışmasından terimin Eski Ahit‘e dayandırılarak dünya tarihinin sürecini belirlediği şekilde yorumlandığını, egemenliğin Tanrı'dan insana aktarılmasından sonra doğudan batıya doğru kayacağına inanıldığını anlıyoruz. ‚Translatio imperii‘ kavramının farklı kullanımlarına baktığımızda aktarım düşüncesinin tutarlı biçimde korunmadığını, kimi zaman imparatorluğun tüm özellikleriyle bir imparatordan bir sonrakine geçmesi anlamında kullanılırken, kimi zaman coğrafi kayma, hatta dönüşüm anlamına geldiğini görüyoruz. Goez ayrıca bu temanın, Ortaçağ‘da hem Tanrı‘dan insana, hem papadan imparatora, hem bir imparatordan bir başkasına geçiş için kullanılabildiğini gözler önüne seriyor. ‚Translatio imperii et studii‘ çok tanrılı Eski Yunan kültüründen hıristiyan inancını benimsemiş olan Roma kültürüne ve Latinceye geçişte de önemli rol oynuyor. Burada, geniş anlamda çeviriyle günümüzde dar anlamda kullanılan çeviri biraraya geliyor, çünkü bütün bir kültürün yeni bir kültüre dönüşümü, o kültür içinde eritilmesi çabası söz konusu oluyor. Bu çabanın altında yatan amaç, hıristiyanlık öncesinin klasiklerini sağ salim hıristiyan kültürüne taşımak şeklinde yorumlanıyor. Robinson bu amaç doğrultusunda, İsa’dan önce yaşayan toplumların İsa’nın gelişini hazırladığı yolunda bir inancın geliştirildiğini anlatıyor.&lt;a title="" href="#_edn12" name="_ednref12"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;12&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Bu yorum çerçevesinde güneşe koşut olarak düşünülen doğudan batıya geçiş de Pitagoras’ın &lt;i&gt;metempsychosis&lt;/i&gt; olarak adlandırdığı ruhların göçü (ya da yeniden doğuş) inancının bir çevirisi olarak görülebilir. Eski Yunan düşünürleri nasıl her ruhun farklı beden ve yaşamlardan geçerken temelde aynı kaldığını düşünmüşse ‚translatio‘ kavramının temelinde de imparatorluğun tüm geçişlere karşın aynı kaldığı görüşü yatıyordu denebilir. Ancak, ‚translatio‘ kavramı tarihsel gerçekliklere uyum sağlamak üzere farklı farklı anlamlara bürünmüş, yeniden yorumlanmış, kendisi de bir çeviri sürecinden geçmiştir. Tarihçiler, ‚translatio imperii et studii‘ düşüncesinin Roma İmparatorluğu’nun çökmesiyle son bulduğu konusunda birleşiyor. Ancak, Robinson’un dediği gibi, gelişmenin, ilerlemenin ve politik gücün doğudan batıya gittiği görüşünün günümüzde de alttan alta varlığını sürdürdüğü, çağımızda gücün Batı Avrupa‘dan ABD’ye kaydığı söylenebilirse günümüz bağlamında da Goez’ün yukarıda değindiğim‚ egemenliğin bir halkın elindem alınması sorunu üzerinde durulabilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;‚Translatio’nun tarihteki serüveni bize günümüzde ‚çeviri‘ dediğimiz olguyla ilgili pek çok ipucu veriyor. Hem aktarım sorununun ne denli karmaşık bir yapıda olduğunu, hem de türü ne olursa olsun ‚aktarım’ın her zaman güç dengelerinden, ötekini eritmek, yok etmek gibi sorunlardan soyutlanamayacağını gösteriyor. ‚Translatio‘ sözcüğünün ‚interpretatio‘, ‚conversio‘, ‚imitatio‘, ‚hermeneia‘ gibi Latince ve Yunanca başka, yakın denebilecek sözcüklerle bağları da çağdaş çeviribilimin tartışmalarında açılımlar sağlayabilecek niteliktedir. Örneğin Yunanca ‚hermeneia‘ sözcüğü genelde ‚yorum’a benzer, ikincil bir eyleme gönderme yapan anlamıyla bilinir. Copeland, Philo ve Aristoteles metinlerinden yola çıkarak sözcüğün ‚dile gelme‘, başka deyişle bir düşüncenin ifade edilmesini, yani dilin kendisini de belirttiğini gösteriyor. Özellikle Aristoteles’in &lt;i&gt;Peri Hermeneias&lt;/i&gt;’ında&lt;i&gt; &lt;/i&gt;dil ve düşünce arasındaki bağı anlatmak için ‚özgün’e yakın bir anlamda kullanılan ‚hermeneia’nın daha sonra ‚yorum‘ anlamını kazanması ilginç bir gelişmedir. Copeland, Latince ‚interpretatio’da da benzer bir anlam genişlemesi ya da kayması görüldüğünü söylüyor ve yine özgün, yani ‚birincil‘ olanla ‚ikincil‘ konumdaki yorum kavramlarının birbiriyle bağını vurguluyor.&lt;a title="" href="#_edn13" name="_ednref13"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;13&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; Her iki sözcüğün Ortaçağ‘da ayrıca dilsel aktarım olarak çeviri anlamında da kullanılması çevirinin özgünlük, yaratıcılık, yorum, vb. kavramlar arasında hareketiyle ilgili açılımlara olanak tanıyor.&lt;a title="" href="#_edn14" name="_ednref14"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;14&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="border: medium none ; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Tarihsel ‚gerçekleri‘ listelemekle yetinmemek ko&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;şuluyla,&lt;/span&gt;&lt;span lang="DE"&gt; çeviri tarihi çalışmaları, çeviribilimin önemli yapı taşlarını oluşturuyor ve çeviri kuramına kavramlarını gözden geçirirken destek sağlıyor. Oluştukları dil ve kültür ortamlarından ayrı düşünemeyeceğimiz bu kavramların başka kültür ortamlarında ortaya çıkan benzerleri üzerinde çalışmak da çeviribilime zenginlik katmakla kalmayacak, kuramların yeniden yorumlanmasında ve dönüştürülmesinde önemli rol oynayacaktır. Bu bağlamda Paker‘in, Osmanlı geleneğinde ‚terceme‘ ve ‚nazire‘ gibi kavramların ‚translation’dan farklı özelliklerini ve bu kavramların Osmanlı kültür ortamıyla ne denli içiçe olduğunu gösteren çalışmalarıyla öncülük yaptığı söylenebilir.&lt;a title="" href="#_edn15" name="_ednref15"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;15&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="border: medium none ; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="border: medium none ; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Berman’a göre çeviri tarihi yazmak, çeviribilimin en önemli görevidir. Doğaldır ki bu tarih, dillerin, kültürlerin, yazınların ya da dinlerin ve ulusların tarihinden bağımsız olarak düşünülemez, ancak yine de onlardan ayrı tutulmalıdır.&lt;a title="" href="#_edn16" name="_ednref16"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;16 &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;Çeviri tarihinden öğrenebileceğimiz pek çok şey var. Aynı şekilde, yukarıda etnoğrafya ve genetikbilim örneklerinde görüldüğü gibi, çevirinin ‚mecaz‘ olarak kullanıldığı başka alanlara bakmanın da çeviribilimin kendini, temel kavramlarını ve bu kavramların disiplin sınırlarını aşan etkilerini düşünmesi açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Bu, diğer dallarla etkileşimini de farklı bir boyuta taşıyacaktır.&lt;a title="" href="#_edn17" name="_ednref17"&gt;&lt;span class="WW-Endnotenzeichen"&gt;17&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;b&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="border: medium none ; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;b&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="border: medium none ; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Çeviri tarihine ve çeviribilim dışına yaptığımız yolculuk dönüşünde çantamızı açıp düzenlediğimizde karşımıza çağdaş çeviribilimin merkezini oluşturduklarını söyleyebileceğimiz konular çıkıyor. Bunların belki en önemlisi, ‚özgün‘ metin ile ‚çeviri‘ metin arasındaki ayrım, o ayrımı yapmanın olanakları ya da olanaksızlığı konusudur. Çeviriyi dilin temelinde yatan, onun bir parçası olan bir olgu olarak değerlendirirsek bu, çevirmenin toplum içindeki konumundan telif haklarına, çalışma koşullarından çevirilerin kalitesine, çeviri eleştirisinden çeviri eğitimine, kısaca uygulamalı alanın her köşesine yansıyacaktır. Aslında özgün metin – çeviri ilişkisinin çeviri uygulamalarında, günlük çeviri çalışmalarında sürekli sorgulandığı söylenebilir. ‚Sadakat‘ düşüncesinin en çok tartışıldığı yazın çevirisinin çeviribilimin alt alanlarından yalnızca biri olduğu, çeviri bölümleri mezunlarının büyük çoğunluğunun yazın çevirisi ya da yayıncılıkla değil, teknik çeviriyle uğraştığı unutulmamalıdır. Günümüzde de çeviri kuram ve bilimcilerinin çoğu yazın çevirisinden yola çıkıyor. Kuşkusuz, örneğin eski sömürgeler bağlamında yürütülen çalışmalar düşünüldüğünde yazın çevirisi incelemeleri çeviribilim için vazgeçilmez kaynaklar sunuyor. Ancak bilgisayar yazılımlarının yerelleştirilmesinden mahkeme çevirisine uzanan geniş çeviri türleri yelpazesinden de kuramın öğrenebileceği çok şey var. Sözgelimi medya çevirisine ve politik metin çevirisine baktığımızda çeviribilimin anatemalarından olan ‚güç‘ öğesiyle karşılaşıyor, çevirinin politik çıkarlara alet edilebildiğini, kültürlerarası asimetrilerin nasıl belirginleştiğini görüyoruz. Mahkeme çevirisi ve genel anlamda toplum çevirisi alanlarına eğildiğimizde ise tarafların konumuna ilişkin dengesizliğin bireylerarası ilişki düzeyinde yaşandığına tanık oluyoruz. Davası görülen bir sığınmacının iletişim koşulları yargıcınkinden, dil ve kültüre yabancı bir psikiyatri hastasının konumu doktorunkinden çok farklıdır. Bu durumlar göz önüne getirildiğinde çevirinin masum bir aktarım olarak tanımlanamayacağı daha iyi anlaşılıyor. İlişkilerdeki asimetrinin son yıllarda yoğun olarak konu edilmesinin bir sonucu olarak etik konusu da çeviribilimin gündemine oturdu. Çevirmenin sözcükleri değiştiren bir makine değil de düşünen, duyan, alımlayan, yorumlayan bir birey olması, ‚yansız‘ ya da ‚nesnel‘ davranmasının sözkonusu olmadığı görüşünü beraberinde getiriyor. Bu da çeviribilimcileri ve eğitmenleri çeviri eylemi için yeni ölçütler aramaya zorluyor. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="border: medium none ; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="border: medium none ; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Çevirinin, uygulamalarıyla, kuramsal soru ve sorunlarıyla başka alanları da ilgilendiren ve disiplinlerarası yaklaşımlarla ele alınması gereken bir konu olduğu görülüyor. Bu bağlamda, çeviri kavramlarındaki çeşitlilik ile bu kavramlar arasındaki geçişler üzerine yapılacak çalışmaların önemli olduğunu düşünüyorum. Çeviribilim bağımsızlığını ilan ettiği alanlarla yeniden iletişime geçerken disiplinlerarası ilişkilerde de yeni dengeler oluşacaktır. Çevirinin, çevirmenin ve&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;çeviribilimin daha görünür kılınması ise yalnızca konusu insan olan tüm akademik dallara değil, çeviriyi her an yaşayan toplumların bireylerine de yeni bakış açıları, parçası oldukları süreçlere karşı yeni bir duyarlılık kazandırabilir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="border: medium none ; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="border: medium none ; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="WW-Textkrper3" style="border: medium none ; line-height: 150%; text-align: justify;"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;" lang="DE"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;!--[if !supportEndnotes]--&gt;
&lt;hr style="font-size: 78%;" align="left" width="33%"&gt;
&lt;!--[endif]--&gt; &lt;div id="edn1"&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref1" name="_edn1"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;1&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Tyler, Stephen.&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;“Post-Modern Ethnography: From Occult Document to Document of the Occult,”&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;i&gt;Writing Culture: The Politics and Poetics of Ethnography&lt;/i&gt;, yay. haz. Clifford, James; Marcus, George E. University of California Press, 1986, s.137-138 (kendi çevirim).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn2"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref2" name="_edn2"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;2&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;Berman, Antoine: &lt;i&gt;L’épreuve de l’étranger&lt;/i&gt;. Paris: Gallimard, 1984, s.11 (kendi çevirim).&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn3"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref3" name="_edn3"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;3&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; bkz. Heidegger, Martin. &lt;i&gt;Zur Seinsfrage&lt;/i&gt;. Frankfurt am Main: Klostermann, 1977 ve Heidegger, Martin. &lt;i&gt;Unterwegs yur Sprache&lt;/i&gt;. Stuttgart: Günther Neske, 1993.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn4"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref4" name="_edn4"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;4&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; bkz. Toury, Gideon&lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt; In search of a theory of translation&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;. Tel Aviv: The Porter Institute, &lt;/span&gt;&lt;span lang="DE"&gt;1980 ve Toury, Gideon. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="margin-left: 1cm; text-indent: -1cm;"&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="DE"&gt;Descriptive Translation Studies and &lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;i&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;beyond&lt;/span&gt;&lt;/i&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;. &lt;st1:city st="on"&gt;Amsterdam&lt;/st1:city&gt; – &lt;st1:city st="on"&gt;&lt;st1:place st="on"&gt;Philadelphia&lt;/st1:place&gt;&lt;/st1:city&gt;: John Benjamins&lt;/span&gt;&lt;span lang="DE"&gt;, &lt;/span&gt;&lt;span lang="EN-GB"&gt;1995.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn5"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="margin-left: 0.65pt; text-indent: -1.35pt; text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref5" name="_edn5"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;5&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; krş. Benjamin, Walter. „Die Aufgabe des Übersetzers“ Walter Benjamin: Gesammelte Schriften, IV.I, 10. Frankfurt am Main: Suhrkamp, l972 ve Derrida’nın bu metne getirdiği yorum: Derrida, Jacques: „Des Tours de Babel“; Graham, Joseph F. (yay. haz.) &lt;i&gt;Difference in Translation&lt;/i&gt;. Ithaca, London: Cornell University Press, 1985.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn6"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref6" name="_edn6"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;6&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Vermeer’in kuramsal çerçevesi için bkz. Vermeer, Hans J. &lt;i&gt;Die Welt, in der wir übersetzen. Drei translatologische Überlegungen zu Realität, Vergleich und Prozeß&lt;/i&gt;. Heidelberg: TEXTconTEXT, 1996.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn7"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref7" name="_edn7"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;7&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;Ancak, kuramsal gereklilik olarak görülebilecek bu gevşetme ve açılım bağlamında söylenenler uygulama düzeyinde çeviri yöntemleriyle karıştırılmamalıdır. Çeviri tanımının sınırlarını gevşetmek gerek derken bu noktadan ‚çeviri şöyle ya da böyle yapılmalıdır‘ şeklinde bir yönlendirmeye gidilemez. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn8"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref8" name="_edn8"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;8&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Chang, Briankle G. &lt;i&gt;Deconstructing Communication. Representation, Subject, and Economies of Exchange&lt;/i&gt;. Minneapolis, London: University of Minnesota Press, 1996, s. 175; krş Baudrillard, Jean. &lt;i&gt;Pour une critique de l’économie politique du signe&lt;/i&gt;. Paris: Gallimard, 1972, s.220.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn9"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref9" name="_edn9"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;9&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Bergermann, Ulrike. „Das graue Rauschen der Schafe. Diagramme für die Übertragung von Nachrichten und Genen“; &lt;i&gt;Future Bodies. Zur Visualisierung von Körpern in Science und Fiction.&lt;/i&gt; Yay. haz. Angerer, Marie-Luise vd. Wien, New York: Springer, 2002, 109-127.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn10"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref10" name="_edn10"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;10&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Vermeer, Hans J. &lt;i&gt;Das Übersetzen im Mittelalter (13. und 14. Jahrhundert), I: Das arabisch-lateinische Mittelalter. &lt;/i&gt;Heidelberg: TEXTconTEXT 1996, s.257. &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn11"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref11" name="_edn11"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;11&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Goez, Werner. Translatio Imperii. &lt;i&gt;Ein Beitrag zur Geschichte des Geschichtsdenkens und der politischen Theorien im Mittelalter und in der frühen Neuzeit&lt;/i&gt;. Tübingen: Mohr (Siebeck), 1958, s.3.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn12"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref12" name="_edn12"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;12&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Robinson, Douglas. &lt;i&gt;Translation and Empire. Postcolonial Theories Explained&lt;/i&gt;. Manchester: St. Jerome, 1997, s.53. Ayrıca krş. Copeland, Rita.&lt;i&gt; Rhetoric, Hermeneutics, and Translation in the Middle Ages: Academic Traditions and Vernacular Texts&lt;/i&gt;. Cambridge: Cambridge University Press, 1991, s.29.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn13"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref13" name="_edn13"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;13&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Copeland, agy, s.88.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn14"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref14" name="_edn14"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;14&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Vermeer, Latincede ‚çeviri‘ anlamında ya da ona yakın anlamlarda kullanılan pek çok başka sözcük de sıralıyor ve bu çeşitliliği konuya duyulan ilgiye bağlıyor (örneğin ‚interpretari‘, ‚mutare‘, ‚reddere‘, ‚tradere‘, ‚transferre‘ (‚trans/con)vertere‘, ‚transscribere‘, (‚ad verbum aliquid) exprimere‘, (‚verbum verbo) exprimere‘) çeviriye duyulan ilgiye bağlıyor. Bkz. Vermeer, Hans J. Skizzen zu einer Geschichte der Translation. Anfänge von Mesopotamien bis Griechenland. Rom und das frühe Christentum bis Hieronymus. Frankfurt am Main: IKO, 1992, s.179.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn15"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref15" name="_edn15"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;15&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Örneğin bkz. Paker, Saliha. „Translation as Terceme and Nazire. Culture-bound Concepts and their Implications for a Conceptual Framework for Research on Ottoman Translation History“; &lt;i&gt;Crosscultural Transgressions. Research Models in Translation Studies II. Historical and Ideological Issues&lt;/i&gt;. Yay. haz. Hermans, Theo. Manchester, Northampton: St. Jerome, 2002.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn16"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref16" name="_edn16"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;16&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;Berman, ady, s.12-13.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div id="edn17"&gt;&lt;p class="MsoEndnoteText" style="text-align: justify;"&gt;&lt;a title="" href="#_ednref17" name="_edn17"&gt;&lt;span class="Funotenzeichen"&gt;&lt;span lang="DE"&gt;17&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span lang="DE"&gt; Bkz. örneğin Şebnem Bahadır’ın çeviribilim-etnoğrafya ilişkisini konu alan çalışmalarından „Der Translator als Migrant - der Migrant als Translator?“; &lt;i&gt;TEXTconTEXT &lt;/i&gt;12 = NF 2, 1998, 263-275.

&lt;a href="http://www.humanities.uci.edu/icwt/whoweare/ddizdar.html"&gt;Dilek Dizdar&lt;/a&gt;,&lt;span style="font-style: italic;"&gt; Boğaziçi Üniversitesi Mütercim-Tercümanlık Bölümü ve Almanya, Mainz Üniversitesi öğretim görevlisi. Bu yazı daha önce &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.varlik.com.tr"&gt;Varlık&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;dergisinde, Ocak 2004'te yayınlanmıştı.&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;
&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114243431696621204?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114243431696621204'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114243431696621204'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/eviribilim-konular-sorunlar-araylar.html' title='Çeviribilim: Konular, Sorunlar, Arayışlar'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114242797717242762</id><published>2006-03-15T14:40:00.000+02:00</published><updated>2006-03-15T17:01:26.576+02:00</updated><title type='text'>Kayboluş'ta Ne Var Ne Yok?</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Kayboluş &lt;/span&gt;çevirisi genellikle niteliği açısından, özgün metinle ilişkisi açısından ele alındı. Benim aklıma bunlara mesleki olarak eklenebilecek bir soru geliyor: çevirmenlerin yayınevlerine yaratıcı çeviri yapmasının yolu bu kitapla açılmış oldu mu? Umarım açılmıştır, böylece özgün çeviri çalışmalarıyla karşılaşacağız demektir.
Diğer yandan, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kayboluş&lt;/span&gt;'un çevirisi oldukça okunaklı bir çeviri, fakat özgün metinle karşılaştıramadığım için nasıl bir çeviri işleminin gerçekleştirilmiş olduğunu anlayamadığım bölümlerle karşılaştım. Örneğin, 178-179. sayfalarda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Arnavutluk, Kanuni, dragoman/dilmaç, İslam, Divan-ı Hümayun, III. Mahmud&lt;/span&gt; gibi isimler geçiyor, en ilginç yanı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;İstiklal Marşı&lt;/span&gt;'nın bir evirtmesine yer veriliyor (abç):
&lt;span class="fullpost"&gt;
&lt;blockquote&gt;Mavrokhordatoslar (kimi kayıtlarda Mavrocordato ya da Maurocordata olarak da yazılı olan adları, çok az bilindiği İçin bulmacaların ilk olarak yaratıldığı dil olduğuna inanılan bir Balkan lisanında "bağrı kara" ya da "kalbi karanlık bir güç sahibi" anlamını taşıyordu) atadan&lt;span style="font-style: italic;"&gt; İstanbulluydu&lt;/span&gt;. Bir taraftan Bahr-i Siyah kıyısındaki Hurufi kabristanına, öbür taraftan biri dışında bütün Marmara adalarına bakan manzaralı bir sarayda otururlardı. Mavrokhordatoslar tarih boyunca &lt;span style="font-style: italic;"&gt;padişahlara&lt;/span&gt; sayısız saray adamı sağlamışlardı. Stanislas &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kanuni&lt;/span&gt;'nin tıraşını yapmış; Konstantin İbrahim'in tabibi olmuş; Nikolas &lt;span style="font-style: italic;"&gt;dragoman (bugün dilmaç diyoruz)&lt;/span&gt; olarak çalıştıktan sonra sultanı Abdülaziz için (çoğu sahaflardan) İslam dinini ululayan bir milyon kitap toplamış; onun oğlu Küçük Nikolas da Boğdan hospodarı yapılmıştı. Bir sözü bir lisandan bir başkasına aktardığında, basit bir düsturdan yararlandığını ortaya koyan bir sürü ipucuna karşm, hiçbir sivriliği olmayan, yumuşak bir üslupla, bir Allanın kulunun anlamlandıramadığı bir laf salatası ortaya çıkardığı için Abdülhamid'in Küçük Nikolas'a itimadının tam olduğu bilinirdi.&lt;/blockquote&gt;
&lt;blockquote&gt;Küçük Nikolas'm arması, yalım yalım yanan kadın başlı, aslan vücutlu canavardı. Sultanın iltifatına mazhar olduğu için bir gün sadrazam ya da hadımağası olacağına inanıyordu. Ama üç yıl sonra hospodarm kazanmış olduğu gücü kıskanan, bu gücün İstanbul'a karşı kullanılmaya kalkışılmasından kaygılanan III. Mahmud onu öldürttü, akrabalarının çoğunu da kazığa oturttu.
Bu kıyımdan zorlukla kaçmayı başaran Mavrokhordatoslar da oldu. Olga'nın büyükbabası Augustin, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Divan-ı Hümayun&lt;/span&gt;'u ardında bırakarak Durazzo'ya gidip orada avukatlığa başladı. Daha sonra padişaha başkaldırının bayraktarlığını yapan bir yayın çıkarmaya koyuldu. Bir gün açıkça ayaklanma çağrısı yaptı. Yazısında, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Arnavutlar! Tarih boyunca hür yaşadık, hür yaşarız. Hangi çılgın boynumuza zincir vurabilir? Şaşarım! Azgın bir ırmak gibi karşımızdaki barajı yıkıp aşalım; yırtalım dağlan ufuklara sığmayalım, tasalım. Hakka tapan ulusumuzun hakkıdır istiklal!"&lt;/span&gt; diyordu.
Bu coşkulu ajitasyon bütün Durazzo ahalisini ayağa kaldırdı. O akşam dokuz on komitacı öldürüldü. Dört bir tarafta, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;"Türkün canını alalım", "Kahrolsun İslam"&lt;/span&gt; sloganları yankılanıyordu. Ayaklanmacıların bayrağı, ortasında Küçük Nikolas'in arması, yalım yalım yanan kadın başlı, aslan vücutlu canavar bulunan ak bir sancaktı. İngiliz muhafazakârlarından ilham alan. ama anarşist yönü ağır basan büyük bir ulusal parti ortaya çıkıp kamuoyuna damgasını vurdu. Büyük Byron'un uzaktan akrabası olduğu şayiası dolaşan, onun gibi kambur bir İngiliz olan Arthur Gordon adlı biri, yazdığı Ulusal Marş'la başkaldıranları daha da coşturdu. Ulusal Marş kısa zamanda sipahinin yatağanına, zabitin piştovuna kulak asmayan ahalinin ağzına sakız oldu.&lt;/blockquote&gt;

Daha ilerde, 254-255. sayfalarda Ankara, Küçük Ağa, saraylar, konaklar, banknotlar gibi tanıdık kelimelerle karşılaşıyoruz:

&lt;blockquote&gt;Baban ya da babam (adını bilmiyoruz, daha doğrusu adını ağzımıza alamıyoruz) Ankara'da doğmuş.
Atalarımız ilin kalburüstü kodamanları arasında saydırmış. Sahip oldukları muazzam mal mülk açısından Kral Midas 'la karşılaştınlırlarmış. Ama bu mal varlığının miras yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılması daima bin bir sorun yaratırmış. Çünkü mutlaka mirasta hak iddiasında bulunan, dokuzar onar çocuklu, otuza yakın kişi olurmuş. Haklı olarak, onca irata, hasılata karşın anaparanın, paylaşıla paylaşıla azalıp yok olmasından korkulurmuş.
Büyük oğulun mümkün olduğu kadar kollanıp kayırılması soyumuzun örfüymüş. Küçük çocuklara yalnızca sofra artıkları, kırıntılar kalırmış. Bütün mal varlığı, iltimaslı büyük oğula, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Küçük Ağa&lt;/span&gt;'ya sunulunnuş: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Saray, konaklar, tarlalar, ormanlar, banknotlar, bonolar,&lt;/span&gt; altınlar, pırlantalar, takılar onun olurmuş. Başkalarının çalışmaktan anaları ağlar, onun parmağım oynatmasına imkân tanınmazmış.&lt;/blockquote&gt;Ama en ilginç olan 278. sayfadaki bir cümle. Bunun özgün halinin ne olduğunu gerçekten çok merak ettim:

&lt;blockquote&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Türk üst kimliğini&lt;/span&gt; sindirişim açısından başat bir bağlantı noktası oluşturan, o buralara has tarz, o buram buram mahalli koku içimi ısıtmıştı.&lt;/blockquote&gt;
&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kayboluş&lt;/span&gt;, çevirmenin niyetini, çalışma yöntemini çok merak ettiren bir çeviri. Bu açıdan da çok başarılı doğrusu.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114242797717242762?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114242797717242762'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114242797717242762'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/kayboluta-ne-var-ne-yok.html' title='Kayboluş&apos;ta Ne Var Ne Yok?'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114209290310894845</id><published>2006-03-11T17:39:00.000+02:00</published><updated>2006-03-14T13:45:50.846+02:00</updated><title type='text'>Kitap Çevirmenleri Ankara Yolunda</title><content type='html'>Kitap çevirmenlerinin bir Meslek Birliği kurma çabası meyvesini veriyor. Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde çevirmenlik yapan, 100 kadar çevirmenin kurucu üye olmak üzere imza vermesinin ardından, kitap çevirmenleri önümüzdeki hafta ilgili kurumlara resmi başvurusunu yapmak üzere Ankara'ya yola çıktı.
&lt;span class="fullpost"&gt;
&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.kml.yildiz.edu.tr/images/kitap.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 224px; height: 216px;" src="http://www.kml.yildiz.edu.tr/images/kitap.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap çevirmenleri 4 Mart 2006 tarihinde yaptıkları toplantıda Meslek Birliği'nin geçici yönetim kurulunu seçmişti. Geçici yönetim kurulu üyeleri şu isimlerden oluşuyor: Tuncay Birkan, Sevinç Altınçekiç (Başkan Yardımcısı), Mehmet Moralı (Sayman), Gürol Koca ve Sevgi Tamgüç. Kurulun yedek üyeleriyse Mustafa Tüzel, Çiçek Öztek, Asli Biçen Birkan, Metin Saltoğlu ve Taylan Tosun (Doğan).

Kitap çevirmenleri meslek birliğine kurucu üye olmak üzere imza veren çevirmenler:

&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İstanbul&lt;/span&gt;
Alev Özgüner, Ali Berktay, Ali Ekber Yıldırım, Altuğ Yılmaz, Aslı Açan, Aslı Biçen Birkan, Aslıhan Aksoy Sheridan, Aylin Ülçer, Ayşe Berktay Hacımirzalıoğlu, Banu Irmak, Belma Baş, Beril Eyüboğlu, Betül Parlak, Bilal Çölgeçen, Bülent Kale, Bülent Oral Doğan, Cumhur Orancı, Çağlar Tanyeri, Çiçek Öztek, Çiğdem Kıyıcı, Çiğdem Aksoy Fromm, Defne Orhun, Demet Elkatip, Deniz K. Pala, Ebru Kılıç, Elçin Gen, Emrah Efe Çakmak, Erkal Ünal, Gamze Varım, Gökçe Köse, Gönül Tuğba Akdağ, Gül Ülker, Gürol Koca, Handan Akdemir, Handan Salta, Hatice Pınar Şenoğuz, Hayrullah Doğan, İpek Seyalioğlu, Kahraman Türel, Levent Cinemre, Mehmet Moralı, Mehmet Özgül, Mustafa Tüzel, Nedim Çatlı, Nihan Özyıldırım, Nuran Yavuz, Ogün Duman, Olcay Boynudelik, Özlem İlyas Tolunay, Renan Akman, Sabri Gürses, Serpil Çağlayan, Sertaç Canbolat, Sevgi (Tamgüç) Balıkçıoğlu, Sevinç Altınçekiç, Sıla Okur, Süheyla Sarı, Süleyman Doğru, Şefika Kamçez, Tuncay Birkan, Yosun Erdemli Oflas, Yusuf Eradam, Zerrin Yanıkkaya, Zeynep Altıok Kaya.

&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ankara&lt;/span&gt;
Cem Soydemir, Emine Ayhan, Fulya Koçak, Fahri Öz, Hüseyin Can Erkin, Metin Saltoğlu, Yasemin Tezgiden, Yavuz Alogan.

&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İzmir&lt;/span&gt;
Nuri Plümer, Nedim Demirtaş, Cenk Türkman.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114209290310894845?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114209290310894845'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114209290310894845'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/kitap-evirmenleri-ankara-yolunda.html' title='Kitap Çevirmenleri Ankara Yolunda'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114198716239779884</id><published>2006-03-10T12:00:00.000+02:00</published><updated>2006-03-14T13:48:29.800+02:00</updated><title type='text'>Rusça Edebiyat Çevirmeni: Kanşaubiy Miziyev</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Rusça çevirmen &lt;a href="http://www.ortadogugazetesi.net/haber_d.asp?haber=5985"&gt;Kanşaubiy Miziyev&lt;/a&gt;, 7 Mart 2006 günü Okan Üniversitesi’nde Rusça çevirmenliği üzerine bir konuşma yaptı. Çevirmen Miziyev’in adı ilk olarak Ahmet Necdet’le birlikte yaptığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yevgeni Onegin&lt;/span&gt; çevirisiyle duyulmuştu. Puşkin’in ünlü şiir-romanı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yevgeni Onegin&lt;/span&gt;, 2003 yılında iki çeviriyle yayımlanmış, &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/a/azer_yaran/index.html"&gt;Azer Yaran’&lt;/a&gt;a ait çevirinin mi, yoksa Ahmet Necdet-Kanşaubiy Miziyev’e ait çevirinin mi daha başarılı olduğu konusunda &lt;a href="http://yasamdersleri.com/yazi.asp?id=1198"&gt;tartışmalar&lt;/a&gt; yapılmış, Necdet-Miziyev çevirisi çeviri &lt;a href="http://www.everestyayinlari.com/haberler/haber.asp?h=46"&gt;ödülü &lt;/a&gt;almıştı.
&lt;span class="fullpost"&gt;

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i50.photobucket.com/albums/f343/ceviribilim/kansaubiymiziyev.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 238px; height: 166px;" src="http://i50.photobucket.com/albums/f343/ceviribilim/kansaubiymiziyev.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Konuşmasına Türkiye’ye ilk kez 1972 yılında, Aliağa Tesisleri’nde staj görmek üzere geldiğini belirterek başlayan Kanşaubiy Miziev, o dönemde Rusça bilenler arasında yeterince ilişki olmadığını, bugünse durumun büyük ölçüde değişmiş olduğunu belirtti.
“Rus şiirinin önemi dünyada bellidir. Ancak ve ancak yeni kurumuş ülkelerde çevirisi yoktur. Türkiye de Rus şiirini ilk okuyan ülkelerden biridir” diyen Miziyev, “Lermontov’un Yelken adlı şiirini Ahmet Necdet’le çevirdikleri sırada şiirin 1898 yılına ait bir çevirisiyle karşılaştıklarını, bunu da yayınladıklarını söyledi.
Şiirin üçüncü dilden çevrilemeyeceği görüşünü öne süren Miziyev, böyle bir durumda hatanın kim tarafından yapıldığının belli olmayacağını söyledi. “Az kullanılan dillerden çeviri yapıldığında bu yola başvurulabilir, ama yan yana yaşayan ülkelerin şiirlerini üçüncü dillerden çevirmek anlamlı değildir.”
“Şiir orijinal dilinden çevrilmelidir. Bu mümkün müdür? Bunu ortam belirler. Türkçeden Rusçaya çeviriler azdır. Bana Rus asıllısınız, niye Rusçaya çeviri yapmıyorsunuz, mesleğimizi elimizden alıyorsunuz diyorlar. Ama ben Rusya’dayken Rusçaya çeviriyordum. Rusya’da ilk Türk filmini Rusçaya ben çevirdim. Türkiye’ye gelince Türkçeye çevirmeye başladık. Kolektif çevirinin daha doğru olduğuna inanıyorum. Sözgelimi Pasternak dahi bir şairdir. Türkçe’de zayıf bir kitabı, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Doktor Jivago&lt;/span&gt;’yla tanınıyor. Oysa başka birçok eseri, özellikle Rusya’da çevirmenliği önemlidir.”

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i50.photobucket.com/albums/f343/ceviribilim/kansaubiymiziyev2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 320px;" src="http://i50.photobucket.com/albums/f343/ceviribilim/kansaubiymiziyev2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şair ve çevirmen Ahmet Necdet’le birlikte çalışmalar yaptıklarına değinen Miziyev, birlikte yaptıkları &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Onegin&lt;/span&gt; çalışması için Ahmet Necdet’i iki yıl boyunca ikna etmeye çalıştığını söyledi. “Uzun süren bir çalışma oldu, çünkü ben iş nedeniyle çok fazla yurtdışı seyahat yapıyordum ve gittiğim yerlerde, otel odalarında çeviriyordun Onegin’i. .. Çalışma yöntemimiz şöyleydi: ben düz çeviri yapıp veriyordum, Ahmet Necdet şiirleştiriyordu, sonra birlikte oturup çeviriyi elden geçiriyorduk. .. Bu şekilde çalışınca kontrol eden biri olmuş oluyor. Ben, şurası olmadı diyorum, şu kafiyeyi yok etmemek gerektiğini tartışıyoruz .. müzik olmalı, hece sayısı tutmalı, anlam olmalı. Şair kuşkusuz anlam için yaratıyor, bu üç öğe de bulunmalıdır. .. Sıradan bir çevirmenin bunu yapması mümkün değildir. Nasıl sıradan? O dönem tarihini bilmek lazım, balecileri bilmek lazım, Puşkin’in düşüncesini, aşklarını bilmek lazım, dönemin nakliye sistemini bilmek lazım. Şu andaki Rusya’yı bilen bir çevirmen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Onegin&lt;/span&gt;’i çeviremez, o dönemi bilmesi lazım. .. Nabokov, çeviride büyük yardımcı oldu. Nabokov 1000 sayfaya yakın bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Onegin &lt;/span&gt;incelemesi yapmıştır. Onegin çevirirken bizim yaptığımıza benzer bir düşünceyle yola çıkmıştır. Ona göre bir şiiri yüzde 100 çevirmek mümkün değlidir. Nabokov da İngilizceye çevirdi ama düzyazıyla çevirdi, tabii biz Nabokov’un yapamadığını yaptık demek istemiyorum.”
“Genç çevirmenlere tavsiyem, Nabokov gibi her esere 10 yıllarını vermeleri değil, ama çeviriye bilimsel olarak yaklaşmaktır. Ben genç yaşta &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Onegin&lt;/span&gt;’i çevirmeye başladım, yarıda bıraktım, hazırlıklı değildim tabii. .. Son yıllarda Rus şiirini Türkçeye kazandırmak yolunda önemli adımlar atıldı. 300-60’lı yıllarda Rus edebiyatı büyük ilgi görüyordu, ama daha çok düzyşazıyla. Puşkin düzyazılarıyla tanınmıştı. 70’li yıllarda ben Türkiye’ye geldiğimde Puşkin’in şair olarak tanınmadığını gördüm.”
Miziyev, son zamanlarda Ataol Behramoğlu gibi Rusçayı bilen ve iyi şair olan önemli çevirmenlerin şiir çevirileri yaptığına da dikkat çektikten sonra, Ahmet Necdet’le birlikte yaptıkları şiir çevirilerinden örnekler okudu. Miziyev'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Onegin&lt;/span&gt;'den bir bölüm okumasının ardından, Okan Üniversitesi'nden bir Rusça öğrencisi de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Onegin&lt;/span&gt;'den Tatyana'nın mektubu bölümünü Rusça olarak okudu (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ikinci resim&lt;/span&gt;). Miziyev, genç çevirmenlerin Rus şiirinin Gümüş Çağı’yla ilgilenmeleri gerektiğini, bu dönemde sevecekleri şairlerle kesinlikle karşılaşacaklarını söyleyerek sözlerine son verdi.

&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kanşaubiy Miziyev'le yapılmış bir söyleşi &lt;a href="http://www.gizemtercume.com/html/kansaubiy%20miziev%20ile%20soylesi.html"&gt;için&lt;/a&gt;.&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114198716239779884?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114198716239779884'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114198716239779884'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/rusa-edebiyat-evirmeni-kanaubiy.html' title='Rusça Edebiyat Çevirmeni: Kanşaubiy Miziyev'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114193858464879308</id><published>2006-03-09T22:54:00.000+02:00</published><updated>2006-03-14T13:57:10.523+02:00</updated><title type='text'>"Zorlu Çeviri": Kayboluş</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;a href="http://home.planet.nl/%7Eekici000/ev.htm"&gt;Armağan Ekici&lt;/a&gt;, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;9 Mart 2006 tarihli Cumhuriyet Kitap'ta &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kayboluş &lt;/span&gt;çevirisiyle ilgili ayrıntılı bir yazı yazmış.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çok Katmanlı Yapıların En Güzeli&lt;/span&gt; adlı bu yazıdan çeviriyle ilgili kısmı aktarıyoruz:

&lt;blockquote&gt;Bildiğim kadarıyla, Türkçedeki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kayboluş&lt;/span&gt;, bu zorlu çevirinin herhangi bir dünya dilinde üçüncü kez başarılması (Almanca: Eugen Helmle, Anton Voyls Fortgang, 1969; İngilizce: Gilbert Adair, A Void, 1994). Başka dillerde &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kayboluş&lt;/span&gt;'un izine rastlayamadım; yalnızca Danimarka diline bir kısmının aktarıldığı ile ilgili bir iz buldum. Durum buysa, Türkçe adına pek alışık olmadığımız bir Öncülük durumuyla karşı karşıyayız demek -anadilimiz adına sevinmemek mümkün değil. Cemal Yardımcı'nın her açıdan çok yetkin, tam olması gerektiği, hayal edeceğim gibi yaptığı bu çeviri, bana büyük bir okuma zevki tattırdı - Cemal Yardımcı, Perec'in bulmacalar, oyunlar yumağı olan metnine, yine tam olması gerektiği gibi, Türkçeye aktarırken eklediği bulmacalarla (Savorgnan = Hicibilain, Arthur Gordon Pym bilmecesinin Türkçede aldığı hal...) yaptığı çeviriyi de ayrıca okunacak bir eylem olarak  sunmuş, doğrudan doğruya, çeviriyi alıp Özgün metinle ve diğer çevirileriyle karşılaştıracak okura hitap eden birçok unsur da serpiştirmiş; bu kitap da ancak böyle çevrilebilirdi.&lt;span class="fullpost"&gt;
Lipogram işine meraklı olanların iyi bildiği bir itiraz vardır: eğer amaç akrobasiyse, Türkçe lipogramlar içinde a harfi olmadan yazılmalıdır, Türkçenin en sık kullanılan harfi a'dır. Örneğin, Raymond Queneau'nun önerdiği "lipogram güçlük endeksi", harfin dildeki sıklığı ile kelime sayısını çarpmaya dayanıyor; Derya Arda, Ercan Buluş ve Tarık Yerlikaya'nın kriptoloji ve Türkçe şifre çözümü üzerine sundukları bir makalede, Türkçede a'nın sıklığı % 12, e'nin sıklığı % 9 olarak veriliyor. Demek ki, Türkçede a kullanmadan yazmak, e kullanmamaya oranla üçte bir oranında daha zor. Peki, durum buysa kitabın çevirisi de a kullanmadan mı yapılmalıydı?
Böyle bir metni düşünmek mümkün. Eksik unsurun beşinci değil birinci unsur olduğu, hemen girişinde eksik bir kısım içeren, bu eksiklik kesitinde Entıni Sslihrfrn görüntüden çıktığı sonucunu bize hissettiren, içindeki tüm yirmi dokuz unsurlu listelerde ilk unsurun eksik olduğu bir Türkçe metin, bir Yokoluş üretilebilirdi şüphesiz. Muhtemelen, böylesi bir metin iyice gülünç olurdu: büyük ünlü uyumu nedeniyle, bu kısıtın çizdiği çerçeve içindeki Türkçe, hele yüksek sesle okunurken, çehremize sürekli bir gülümsemeyi yerleştiren, sesimize (Kubrick'in filmindeki psikolojisi şüpheli nükleer fizikçi) Herr Doktor Merkwürdigeliebe'nin sürekli bir sırıtışın içinden söylenmesine benzer bir ton veren bir Türkçe. Nedir ki, bence, böylesi bir çeviri tümden geçersiz bir çeviri olurdu: Perec'in seçmiş olduğu yüzlerce, belki de binlerce özel ismin neredeyse hepsini değiştirmemiz, demek ki Perec'in birikiminin, seçimlerinin yerine tümden değişik bir birikimi, metnin temeline Perec'in evreninden neredeyse kesinlikle kopmuş bir evreni yerleştirmemiz gerekirdi. Eğer istediğimiz böylesi bir metinse, Perec'in metnini çevirmek yerine tümden yeni bir metin oluşturulsun, doğrusu budur.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://albuissonstamps.heindorffhus.dk/france2002-GeorgesPerec-large.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 180px; height: 244px;" src="http://albuissonstamps.heindorffhus.dk/france2002-GeorgesPerec-large.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bence, zorluk açısından, Perec ile bu işe bugün kalkışan biri arasındaki asıl haksız avantaj farkı, bugün elimizin altında bilgisayar teknolojisi olması. Perec'in malzemesini elle topladığı, kitapta bir e kalıp kalmadığının kontrolünü elle yaptığını düşününce bu işe yatırdığı emeği biraz daha iyi takdir edebiliriz -Oulipo'cular arasında kitabın bir yerlerinde bir tane e kaldığı şakası epey dönmüş, Perec'in de kitabı e'lerin istila ettiği kâbuslar gördüğü bilinir. Oysa bugün bir metinde bir harfin yokluğunu çok basit bir komutla teyit edebiliyor, programlama dillerinden çok temel düzeyde haberdarsak kolaylıkla içinde belli harflerin geçmediği sözcük listeleri elde edebiliyoruz. Cemal Yardımcı'nın kitaptaki o nefis "negatif biyografisine, ya da başka kaynaklarda karşılaşabileceğiniz "pozitif biyografilerine bakınca bu yöntemlerden yararlanmamış olduğuna ihtimal vermiyorum.
Bu romanı çevirmenin dayattığı birçok sorun var. Cemal Yardımcı'nın bölüm ve kısım sayılarının düzenlenmesi için ortaya attığı (evet, tabii ki bu sayılarda birer hikmet var) ve ortaya çıkan fazla bölümleri "çevirmenin notlan" için kullandığı çözümler bence son derece yerinde. Yardımcı'nın kitaba bölümler eklemesi konusunda itirazlar var; bence, asıl bu kitap beşinci bölümü eksik olan yirmi altı bölüm olarak Türkçeye çevrilseydi, bu, kitabın temel kurgusunu sakatlayan bir çeviri hatası yapılmış olurdu. Kitabın bölüm sayısı ile alfabenin harfleri arasındaki ilişki, kitabın temel entrikasının olmazsa olmaz bir unsuru olduğuna göre, bu kurgusal yapıyı da Türkçeye aktarmak zorunlu; bu durumda, görebildiğim iki seçenek var: ya mevcut bölümleri yeniden düzenleyerek yirmi sekiz bölüme çıkaracak, ya da yeni malzeme ekleyeceksiniz. Böyle bir işi tamamlamış bir çevirmenin konu hakkındaki görüşlerini kitaba eklemesini her zaman tercih ederim, Cemal Yardımcı'nın bu notlarını eklerken kitabın "bölüm sayısını çevirme" problemini de çözmesi bence son derece anlamlı ve geçerli bir tercih. Kaldı ki, böylesi oyuncu bir metni yazma, okuma eylemleri ne kadar oyuncuysa, çevirme eyleminin de o kadar oyuncu olmasını beklemek bence işin ruhunun gereği.
Perec'in Fransız edebiyatının en tanınmış şiirlerini e'siz yazdığı bölümde izlenmesi gereken doğru strateji için de düşünülebilecek değişik çözümler var -Helmle daha çok Fransızca şiirleri, Adair daha çok İngiliz edebiyatı klasiklerini kullanmış ("&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Quoth that Black Bird: 'NotAgairi&lt;/span&gt; "), ben de mizah etkisinin zaten okuyucunun çok iyi bildiği (tercihen ortaokul edebiyat kitaplarından alınmış) Türkçe şiirlerde en güçlü bir şekilde ortaya çıkacağını düşünüyorum. Cemal Yardımcı, Fransızca şiirleri aktarmayı seçmiş; eklediği notlarda, seçilebilecek Türkçe şiirlerden örnekler sunarak okuyucuya olan mizah borcunun bir kısmını ödedikten sonra, Karacaoğlan şiiriyle beni kırıp geçirerek borcun geriye kalan kısmını da fazlasıyla ödemiş oldu -eğer lipogram bir Aziz istanbul'un yazılmasını o kadar istiyorsam ("&lt;span style="font-style: italic;"&gt;
&lt;/span&gt;") onu da ben yazayım, değil mi ama? Kitapta çözümü oldukça güç tuzaklar da var: Borges'in kaplanını Perec Fransızcada ("tigre") anamıyordu tabii, ama Türkçede bu sınırlama kalktığına göre Borges'in "kaplan'ına dönmek mi daha sadık bir çeviridir, yoksa Perec'in "jaguar'ı olarak bırakmak mı?

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://cheminot.etsmtl.ca/robertgervais/Biblio/Unes/perec.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 168px; height: 202px;" src="http://cheminot.etsmtl.ca/robertgervais/Biblio/Unes/perec.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;BENZER MİZAH DUYGULARI
Türk okuru için eğlenceli noktalar var demiştim. Kitabın canalıcı bir bölümünün (Perec'in hayatında ayak basmadığı) Türkiye'de geçmesi, Cemal Yardımcı'nın "yarı yazarlık" yetkisiyle son derece yerel kimi unsurları kitabın sağına soluna ekleyerek okura göz kırpmasının yanında, kitap ile &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tutunamayanlar&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tehlikeli Oyunlar&lt;/span&gt; arasında, Oğuz Atay okurlarına özellikle keyif verecek önemli paralellikler var bence: yine bir kahraman kayboluyor, arkadaşı onun notlarını karıştırıyor, notlar arasında değişik yazı türlerinin parodileri çıkıyor ve bu parodiler yazarın dünya görüşünü bize anlatıyor. Bu paralelliğin ne kadarı rastlantıdan ibaret, ne kadarı Oğuz Atay ve Perec'in mizah duyguları arasındaki benzerliğin, yapıtlarını kurarken benzer yollardan geçmiş olmalarının bir sonucu bilmek zor, ama ben kitabın sonlarında bir de "Yorick" ile karşılaşınca pes ettim açıkçası.
Ayrıntı Yayınları'nın kitabı basarken özgün basımdaki kırmızı/siyah mürekkep ayrımını korumuş olması güzel. Üstelik Ayrıntı'nın basımında yalnızca arka kapaktaki iki kelime (hangileri?) bu kuralın istisnası olarak unutulmuş; Gallimard'ın bugün dolaşımda olan baskısında kitabın sonundaki sayfalar süren yayın listesinin unutularak siyah mürekkeple basıldığım hatırlarsak, Ayrıntı'nın bu konuda son derece önemli bir terakki kaydetmiş olduğunu da söylemek gerek (şakalaşmak da ciddi iş değil midir: bir Perec kitabının geleneksel olarak metnin dışında sayılan kısımları -dizini, arka kapağı- da ayrıca okunmayı bekleyen metinler, çözülmeyi bekleyen bulmacalar olabilir, uyanık olmak gerek). Şaka bir yana, Ayrıntı'nın 400. kitabı olarak bu kitabı seçmesi anlamlı bir tercih; yayınevinin bu kitaba gösterdiği belirgin özen ve emeğin hakkını vermek gerek.
Kelime oyunu meraklıları, Perec okurları zaten çoktan bu kitaba ilgi göstermişlerdir. Ben genel olarak Türkçe edebiyatla ilgili olanlara sesleneceğim: Sınırlama altında yazı, dilin sınırlarını aramak, kullandığımız dili sınamak için de bir yöntemdir ya, bence, Türkçenin bugün ne durumda olduğunu, günümüz Türkçesinin olanaklarını merak eden herkes için okunması şart bir metin Cemal Yardımcı'nın çevirisi.&lt;/blockquote&gt;
&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114193858464879308?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114193858464879308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114193858464879308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/zorlu-eviri-kaybolu.html' title='&quot;Zorlu Çeviri&quot;: Kayboluş'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114188670668878636</id><published>2006-03-09T08:39:00.000+02:00</published><updated>2006-03-09T15:01:07.483+02:00</updated><title type='text'>Kadın Çevirmenler</title><content type='html'>&lt;a href="http://inttranews.inttra.net/cgi-bin/news_email.cgi?action=aff_art&amp;art_id=10124"&gt;Intranews&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;8 Mart, Emekçi Kadınlar Günü&lt;/span&gt; için küçük bir araştırma yapmış ve çevirmenler arasında, kadın çevirmenlerin daha yüksek oranda olduğu sonucuna varmış.
&lt;span class="fullpost"&gt;
"Dünya nüfusunun yarısının kendilerini hatırlatmak için özel bir güne ihtiyaç duyması üzücü bir şey. Ama eğitime, bilime ve kültüre inanç yerine dinsel inancın bir tür ortaçağ rönesansı yaşadığı bu günlerde, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Uluslararası Kadın Günü&lt;/span&gt; her zamankinden daha önem taşıyor. Bu yüzden Intranews'in bugünkü sayısında, her zamanki konuların yanısıra, dünyanın dört bir yanından gelen dilciler olarak kadınlarla ilgili raporlar üzerinde duracağız.
İngiltere'de, bugün kadınlar dil mezunlarının %70'ini oluşturuyor. Ama kaç tanesi simültane tercüman ve çevirmen oluyor? İngilizce konuşan erkek ve kadın simültane tercüman ve çevirmenlerin oranlarını saptamak üzere çeşitli internet tarayıcılarından yararlandık.
Ortaya çıkan sonuçlar aşağıda:
Kadın simültane tercümanlar: 919
Erkek simültane tercümanlar: 746
Kadın çevirmenler: 9620
Erkek çevirmenler: 593
Buna göre dil ustalığı doğuştan ve özünde kadınsı bir özellik mi? Yoksa kadınlar ekip halinde çalışmayı yeğleyen erkeklere göre, serbest çalışan olarak çalışmaya daha mı eğilimli? Yoksa kendilerinin kadın olduğunu, cinsiyetlerini öne çıkarıyorlar, buna karşın erkekler buna ihtiyaç duymadıkları için bunu yapmıyorlar mı? Yoksa internet arama motorları kesinlikle güvenilmez mi? Siz karar verin."

Çeviribilim, kadın çevirmenlerin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dünya Emekçi Kadınlar Günü&lt;/span&gt;'nü kutlar..&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114188670668878636?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114188670668878636'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114188670668878636'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/kadn-evirmenler.html' title='Kadın Çevirmenler'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114172957199241140</id><published>2006-03-07T12:43:00.000+02:00</published><updated>2006-03-09T15:15:58.423+02:00</updated><title type='text'>Çeviriye ya da Çeviristan</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Çeviri ve çeviri yorum ve kararları son aylarda gündemden düşmeyen bir başlık oldu. Çoğu zaman konu çeviri olarak belirlenmedi, fakat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Küçük Prens&lt;/span&gt;’ten Kuran’a durmaksızın çeviri tartışıldı. Bunun üretken değil, tüketgen bir ülke olmakla mı, kuzey ya da güney, doğu ya da batı, sömürge ya da yarı sömürge ülkesi olmakla mı ilişkili olduğu gibi tartışmalar ileride yapılacaktır kuşkusuz, ama şimdilik güncel, özel durumlardaki çeviri kararları şiddetle tartışılıyor.
&lt;span class="fullpost"&gt;
&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hudainfo.com/SS-Malayalam.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 218px; height: 167px;" src="http://www.hudainfo.com/SS-Malayalam.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Edebiyat alanında bu tartışmalar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Küçük Prens&lt;/span&gt; ya da Tolkien’deki göndermelerden başlayarak en son Perec çevirisine uzandı. Çevirmenin kitaba bölüm, daha doğrusu roman metni içine kendi metnini eklemesi şiddetli bir tartışmaya yol açtı. Bu tartışma içinde çeviribilim kuramları da anıldığından, herhalde daha ayrıntılı değerlendirmelere yol açacak.* Fakat bu tartışmadan daha ilginç olan, tam da eşzamanlı olarak yapılan, Kuran çevirileri tartışmasıydı. Konu aynıydı, ama daha tehlikeli bir konuydu: Kuran çevirisinde, çevirmenin metne yanıltıcı ekleme yaptığı, norm dışı göndermelere yer verdiği belirtiliyordu. Bu iki tartışmanın örtüştüğü yer ilginç, çünkü aynı zamanda edebiyat alanındaki bir benzer yaklaşımı, kaynak metnin kutsal kabul edilmesi yaklaşımını işaret ediyor.
Diğer yandan bu tartışmaların ayrı toplumsal alanlarda, hiç örtüşmeksizin yapılması toplumdaki özel bir toplumsal katmanlaşmayı da işaret ediyor gibi geliyor bana: Perec çevirisi kime yapılıyor, Kuran çevirisi kime yapılıyor?

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://fef.marmara.edu.tr/turk/members_dosyalar/Site%20foto/orhun.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 130px; height: 191px;" src="http://fef.marmara.edu.tr/turk/members_dosyalar/Site%20foto/orhun.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kuran çevirisi konusunu, ağırlıkla Yeniçağ gazetesi ele aldı. Arslan Bulut bu konuda ilginç yazılar &lt;a href="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazar.asp?id=5&amp;altid=7146"&gt;yazdı&lt;/a&gt;, misyonerliğin yaygınlaşmasının özel örneklerinden biri olarak yorumladığı Suat Yıldırım’ın Kuran çevirisini, kısmen çeviri yöntemi açısından, kısmen de çevirmenin kaynak metinle ilgili özel yorumları açısından (Hz. İsa’nın Mesih  olarak dirilmesi gibi bir yorum) eleştirdi. Bu tartışmanın ileride nasıl bir yön alacağını kestirmek zor, fakat Arslan Bulut’un bu tartışmadan sonra yazdığı bir yazı hep çeviri metinler üzerine konuştuğumuzu, ya da konuşacağımızı düşündürüyor. Arslan Bulut, bu yazısında, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Orhun Abideleri&lt;/span&gt; ya da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ötüken Yazıtları&lt;/span&gt; gibi çeşitli adlarla anılan yazıtlar arasındaki Bilge Kağan’a ait yazıtta geçen “budun” sözcüğünün çevirisinin “millet” olduğu varsayımından yola çıkarak, ulus devlet düşüncesinin Türk milliyetçiliği açısından çok eski bir geçmişe sahip olduğunu &lt;a href="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/yazar.asp?id=5&amp;altid=7310"&gt;öne sürüyor&lt;/a&gt;. Fakat, bildiğim kadarıyla, bu kabul edilmiş bir çeviri değil. Bu varsayım ilginç bir varsayım, ama bir dünya görüşünün temelini oluşturacak kadar kesinleşmiş bir çeviri olduğu söylenebilir mi acaba? Benzer bir yaklaşımı Ali Öztürk, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ötüken Türk Kitabeleri &lt;/span&gt;(1973) adlı kitabında dile getiriyordu:
&lt;blockquote&gt;“Kitâbeler incelendiğinde görülür ki gerek Bilge Tonyukuk’ta, gerekse Yollug Tigin’de anlam ve düşünce bakımından olduğu gibi, hayat anlayışı bakımından birbirine yaklaşan tarafların yanı sıra, ayrılan tarafları da vardır. Her iki yazarın en çok önemli üzerinde durdukları, millî birliğin devamı ve teminidir. Bilge Tonyukuk kitâbesinde geçen, fakat henüz anlam bakımından aydınlığa kavuşturulamamış olan ‘TÜRK SIR BUDUN’ ifadesi önemlidir. Buradaki ‘SIR’ kelimesine ihtiyatlı olarak, Hüseyin Namık Orkun Bey “birleşmiş” anlamını vermiştir. Bahattin Ögel Bey de aynı anlamı kabul etmiştir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu şekildeki tercümeye göre&lt;/span&gt;, yukarıdaki ‘TÜRK SIR BUDUN’ tabiri şu manayı kazanmaktadır: ‘BİRLEŞMİŞ TÜRK MİLLETİ.’” (metnin özgün biçimi korundu, abç)
&lt;/blockquote&gt;Diğer yandan, çeviri olgusu son zamanlarda uluslar arası gündeme taşınan Ermeni Sorunu tartışmalarında da neredeyse temel bir olgu. Daha en baştan, 1915’in “tehcir” ya da “soykırım” sayılmasına ilişkin tartışma bir çeviri sorunu oluşturuyor: “tehcir” eski Türkçe bir sözcük, “soykırım”sa Batı dillerine Yunanca “genos (ırk)” sözcüğüne “cide” Hint-Avrupa eklerinden birinin eklenmesiyle türetilerek “genocide” şeklinde geçen sözcüğün çevirisi. İkinci sözcük, Batı literatüründe Avusturalya yerlilerinin, Tazmanyalıların soylarının kırılmasından Avrupa’da Yahudilerin soylarının kırılmasına dek çeşitli kullanımlara sahip. İlk sözcük, sadece Türkiye’de kullanılıyor. Farklı etimoloji ve geçmişlere sahip olan ve her ikisi de çeviri gerektiren bu sözcüklerle tek bir olgunun aynı şekilde tanımlanmaya çalışılması ciddi bir sorun yaratıyor.
Aynı zamanda, konuyla ilgili tartışmaların hiçbirinde çevirmen kimliğinin ve çeviri sürecinin öne çıkmaması da şaşırtıcı. Oysa, tartışmaların dayanak olarak gösterdiği bütün temel kaynaklar, çeviri sürecinden geçen kaynaklar: Avrupa ve Amerikalı gözlemcilerin tanıklıkları, Osmanlı halkının tanıklıkları, Batılı devletlerin ve Osmanlı Devleti’nin resmi belgeleri, yazışmalar.. Bütün bunlarda çeviri sürecinin görünürlük kazanmaması şaşırtıcı bir durum, çünkü ülkeler konuyla ilgili resmi kararlar alır ya da açıklamalar yaparken tümüyle bu çevirileri dayanak gösteriyorlar. (Fotoğrafların da bu çeviri sürecine katılmış olması şaşırtıcı bir durum, bunun için ayrıca düşünmek gerekiyor.)
Üstelik artık bu çeviri sürecine sanat eserleri de ekleniyor. Son olarak, Elif Şafak’ın İngilizce olarak yazdığı roman &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Baba ve Piç&lt;/span&gt; adıyla Türkçeye çevrildi. Geçmişi Barbaros Baykara’nın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Şırzi &lt;/span&gt;adlı romanına kadar uzanan Ermeni Sorunu üzerine roman yazma geleneğinin çağdaş bir ürünü olan bu eser, tartışmalara yeni bir çeviri boyutu ekliyor: önümüzdeki günlerde kuşkusuz sıkça tartışılacak olan bu romanın özgün metni mi asıl kaynak sayılacak, çevirisi mi?**
Sonuçta, genel olarak Türkiye’ye bakıldığında, toplumsal yaşamın büyük ölçüde çeviriyle örülmüş olduğu görülüyor; bu çeviri örgüsü çok karmaşık bir örgü: sadece modernleşme sürecinin bir etkisi olarak ortaya çıkan, farklı gelişmişlik süreçlerinin birbirine uyarlanma çabasının yol açtığı bir karmaşıklık değil bu. Daha da büyük ölçüde, dünya görüşü ve siyasal yaklaşımların merkezlerine çeviri ya da çeviri gerektiren metinleri almış olmasının yol açtığı bir karmaşıklık.
Vaktiyle Türkiye için üç temel akım belirlenmişti: Türkçülük, Batıcılık, İslamcılık. Günümüzde de siyasal tartışmalar hâlâ büyük ölçüde bu akımlar çevresinde tanımlanmaya çalışılıyor. Üçünün farklı yanları olduğu öne sürülüyor, ama üçünün de ortak olduğu bir nokta var: üçü de çeviriye dayanıyor. Belki de, hangi çeviri beğenilirse o yaygınlık kazanıyor. Türkiye: Çeviriye ya da Çeviristan.

&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* Kanımca bu tartışmanın eleştirmenle çevirmen arasında geçmesi şaşırtıcı bir durum, bence eleştirinin ilk muhatabının yayınevi olması, (Okuyan Us Yayınevi’nin yaptığı gibi) onun bir açıklama yapması gerekir. Aslında bu açıklamayı çok önceden yapmış olduğu da söylenebilir: Cemal Yardımcı aynı yayınevinden çıkan ve ilk çevirisi olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hep Yuvaya Dönmek&lt;/span&gt;’te “İngilizceden çeviren” olarak, Perec çevirisindeyse “Türkçeleştiren” olarak geçiyor.
** Türkiye'nin aşırı siyasallaştırılmış kültürü çerçevesinde, bu konu da hızla kültür bağlamından çıkarılıp siyasal bağlama sokulabiliyor. Bu yüzden, bilimsel alandan bir örnek daha vermek yerinde olabilir. Türkçeye ilk olarak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;İnsanın Cinsel Evrimi &lt;/span&gt;adlı kitabı çevrilen, Ülker İnce'nin çevirisi  olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tüfek, Mikrop ve Çelik &lt;/span&gt;adlı kitabıyla büyük beğeni kazanan, bu beğeninin esiniyle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çöküş &lt;/span&gt;adlı kitabı da çevrilen önemli (sosyo)biyolog Jared Diamond'ın ilk kitaplarından &lt;/span&gt;&lt;i&gt;&lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/The_Third_Chimpanzee:_The_Evolution_and_Future_of_the_Human_Animal" title="The Third Chimpanzee: The Evolution and Future of the Human Animal"&gt;The Third Chimpanzee: The Evolution and Future of the Human Animal&lt;/a&gt;&lt;/i&gt; (&lt;span style="font-size:50%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Üçüncü Şempanze: İnsan Hayvanın Evrimi ve Geleceği)&lt;/span&gt; daha Türkçeye çevrilmedi. Bu ilgi çekici kitabın bir yerinde dünya tarihi boyunca insanların insanlara yaptığı katliam ve soykırımlarla ilgili bir tablo var. Bu tabloda 1915 tarihi ve Türkiye de yer alıyor. Bu kitabı Türkçeye çevirmeye karar veren bir çevirmen ve yayınevi, bu tablonun çevirisi konusunda nasıl bir karar verecek: bir dipnot koyarak "hayır, bu yanlış" mı diyecek, bu kısmı çıkartacak mı, yazarı ikna ederek bu kaydın özgün metinden çıkarılmasını sağlamaya mı çalışacak, yoksa olduğu gibi bırakacak mı?
&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114172957199241140?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114172957199241140'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114172957199241140'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/eviriye-ya-da-eviristan.html' title='Çeviriye ya da Çeviristan'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114138004270368734</id><published>2006-03-03T11:19:00.000+02:00</published><updated>2006-03-14T14:02:16.706+02:00</updated><title type='text'>Yabancı Çevirmenler Gelir mi?</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Yabancı doktorların gelmesiyle ilgili tartışmalar sürüyor, sürerken de ilginç ayrıntılar tartışılıyor: yabancı doktorların bir dil sınavından geçirilecek olması gibi. Bu arada, bu tasarının yabancı yatırımcıların sağlık alanına yapacağı yatırımlarla ilgili olduğu da &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3964457.asp"&gt;öne sürülüyor&lt;/a&gt;. Önümüzdeki günlerde bu uygulama hayata geçtikçe daha tartışılacaktır kuşkusuz, ama burada ilginç olan nokta, devlet kurumlarında çalışmakta olan yerli doktorlarla birlikte çalışmak üzere yabancı doktor getirilmesinin düşünülmesi. Yoksa özel kurumların yabancı uzmanlar çalıştırması önündeki engelleri aşmak güç olmayacaktır sanırım.
&lt;span class="fullpost"&gt;
&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://us.st11.yimg.com/store1.yimg.com/I/talkislam_1884_67781962"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 159px; height: 230px;" src="http://us.st11.yimg.com/store1.yimg.com/I/talkislam_1884_67781962" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Çevirmenler açısından düşünülünce, olası bir durumda bunun hangi alanlarda uygulanabileceğini söylemek güç. Çünkü öncelikle hangi devlet kurumlarında çeviri hizmetinden yararlanıldığı, devlet kurumlarında çevirmenlerin ne oranda istihdam edildiği görünürlük kazanmış bir konu değil. Bunun iki ilginç örneği geçtiğimiz günlerde yaşandı: Avrupa Birliği’yle yapılan görüşmeler sırasında imzalanan anlaşmaların çevirisi sözkonusu olduğunda, devlet çevirmenlerinin yetersiz kaldığı, özel çeviri bürolarından hizmet alındığı görüldü. Ya da, Çuval Olayı denen olayda &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/savata-kime-eviri-yapmal.html"&gt;çevirmenlerin rolü&lt;/a&gt; tartışılmaya başlanınca, Titan gibi özel dil ve çeviri hizmeti veren şirketlerin Amerikan Ordusu için sözleşmeli olarak çalıştığı ve bu çerçevede bölge dillerini bilen çevirmenleri, Amerikalı olmaları şartı aramaksızın istihdam ettiği &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/evirmen-ordular-arasnda.html"&gt;görünürlük kazandı&lt;/a&gt;. Türkiye’de verilen ilanı okuyarak Titan için Irak’ta çalışmaya giden Türk çevirmenler olduğu anlaşıldı. Olası başka bir durumda, Türk Ordusu’nun dil ve çeviri hizmetine gerek duyup duymayacağı, duyarsa bu hizmeti nasıl (örneğin özel şirketlere başvurarak mı?) elde edeceği geleceğe yönelik bir soru olarak sorulabilir. Her koşulda, yabancı uzmanların devlet tarafından istihdam edilmesi sözkonusu olursa, bu çevirmenler için de sözkonusu olabileceğinden, devlet kurumlarında çalışan çevirmenlerin de daha görünür hale gelmesi gerekecek gibi görünüyor.
Diğer yandan, yabancı çevirmenler zaten geliyorlar. Bunlara ilişkin ilginç bir örnek, dolaylı olarak Kuran çevirmenleri arasında anılabilecek olan Şükran Vahide adlı bir çevirmen. Şükran Vahide’nin &lt;a href="http://72.14.207.104/search?q=cache:SOHj1dCmXjAJ:www.bediuzzaman.net/akademi/semp95/13.html+%C5%9F%C3%BCkran+vahide&amp;hl=tr&amp;amp;amp;amp;gl=tr&amp;ct=clnk&amp;amp;cd=5&amp;client=firefox-a"&gt;kısa yaşam öyküsü&lt;/a&gt; şöyle:
&lt;blockquote&gt;“ŞÜKRAN VAHİDE  (Araştırmacı-Yazar)
1948 yılında İngiltere’nin Lancashire şehrinde dünyaya geldi. Durham Üniversitesi Şarkiyat Fakültesi Türk ve Fars Edebiyatı bölümünden 1980’de mezun oldu. Alman Oryantalist Prof. Dr. Paul Luft’un nezaretinde 15. yüzyıl ediplerinden Heratlı Hüseyin Vâiz Kâşifî’nin eserleri üzerinde doktora çalışması yaptı.
1981’de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Risale-i Nur Külliyatı&lt;/span&gt;’nın İngilizce tercümelerini okuduktan sonra Müslüman oldu. Türkiye’de ikamet etmekte olan Şükran Vahide, Risale-i Nur konusunda &lt;a href="http://www.sorularlarisaleinur.com/moduller.php?modul=makale&amp;op=1&amp;amp;id=8"&gt;araştırmalar&lt;/a&gt; yapmaktadır.
Başta &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sözler&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mektubat&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Lem’alar&lt;/span&gt; olmak üzere birçok risaleyi İngilizceye tercüme etti.”&lt;/blockquote&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://covers.allbookstores.net/c/1128618258/book/full/0791465152"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 158px; height: 227px;" src="http://covers.allbookstores.net/c/1128618258/book/full/0791465152" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bilindiği gibi, Said Nursi’ye ait olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Risale-i Nur &lt;/span&gt;bir tür yorumlu Kuran çevirisi.* Said Nursi’nin eserlerini ağırlıkla &lt;a href="http://www.sozler.com.tr/en/"&gt;Sözler Neşriyat&lt;/a&gt; yayınlıyor ve yayınevinin Türkiye dışında Amerika, Almanya, İngiltere ve Mısır’a yönelik bir dağıtım ağı var. Dolayısıyla bu ülke dillerine yönelik çevirileri de var. Müslüman olduktan sonra Mary Weld adını bırakıp Şükran Vahide adını aldığı anlaşılan İngiliz de bu çevirilerden birini okuyarak Said Nursi çevirmenliğine başlamış. Ardından Sözler Neşriyat için &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Lem’alar &lt;/span&gt;adlı eseri de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Flashes&lt;/span&gt; adıyla 1995 yılında, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mektubat &lt;/span&gt;adlı eseri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Letters &lt;/span&gt;adıyla 1996, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sözler &lt;/span&gt;adlı eseri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://shop.store.yahoo.com/talkislam/b3356.html"&gt;The Words&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;adıyla 1998 yılında çevirmiş. 1992 yılında yazdığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kiliseden Camiye Yolculuğum&lt;/span&gt; adlı, Mısır’da yayınlanan öz yaşamöyküsünün dışında, ayrıca “Risale-i Nur ile, İslâmiyet’in batıya anlatılmasında en mükemmel bir modeli ortaya koyduğunu” düşündüğü Said Nursi üzerine bir yaşamöyküsü kaleme almış. &lt;a href="http://www.allbookstores.com/book/0791465152/Islam_In_Modern_Turkey.html"&gt;Islam In Modern Turkey : An Intellectual Biography Of Bediuzzaman Said Nursi&lt;/a&gt; (Modern Türkiye’de İslam: Bediüzzaman said Nursi’nin Entelektüel bir Yaşamöyküsü) adını taşıyan bu kitap İbrahim M. Abu-Rabi’yle birlikte kaleme alınmış. &lt;a href="http://macdonald.hartsem.edu/aburabi.htm"&gt;İbrahim M. Abu-Rabi&lt;/a&gt;, Hartford İlahiyat Fakültesi’nin İslam İncelemeleri ve Hıristiyan-Müslüman İlişkileri için kurulmuş olan Duncan Black MacDonald Merkezi’nin müdür yardımcısı olan bir İslam İncelemeleri profesörü. Hartford İlahiyat Fakültesi’nin adı, geçtiğimiz Ocak ayı içinde, &lt;a href="http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp"&gt;Risale-Nur Enstitüsü&lt;/a&gt;’yle birlikte ortak olarak Türkiye’de düzenlediği, &lt;a href="http://www.risaleinurenstitusu.org/index.asp?Section=Home&amp;SubSection=Announcement&amp;amp;Subject=SosyalBilimlerSeminerleri"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Değişen Toplum Yapısında Ahlak&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; başlıklı, 20 kişilik katılımı olan bir toplum bilimleri semineriyle &lt;a href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=130833"&gt;duyulmuştu&lt;/a&gt;.
Sonuçta, bu ilginç örnekten yola çıkarak, yabancı çevirmenlerin Türkiye'ye zaten geldiğini ve çalışmaya başladığını öne sürmek yanlış olmaz. Mary Weld örneğine bakarak, Said Nursi’nin eski Türkçe ağırlıklı, zorlu dilinin çevirisini yapabilecek yetkinlikte yabancı çevirmenlerin önümüzdeki günlerde dini çeviriler dışındaki alanlarda da çalışmaya başlayacağı düşünülebilir. Bu durumda ileride bir devlet yetkilisinin, doktorlar için sözkonusu olduğu gibi, çevirmenler için de sıkıntı yaşandığını dile getirerek, yabancı çevirmen istihdam etmeyi ya da çalıştırmayı önermesi şaşırtıcı olmaz. Kültür Bakanlığı'nın &lt;a href="http://www.kultur.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF7EFAE9849F61D80EF269DB9704763F4B"&gt;TEDA Çeviri Projesi&lt;/a&gt;'ni, yani Türkçe edebiyat eserlerini başka ülkelerde tanıtmak üzere yabancı çevirmenler ve yayınevleriyle anlaşma yapma projesini bunun yolunu açabilecek bir proje olarak görmek çok abartılı mı olur? Belki. Buna şimdiden kesin yanıt vermek olanaksız.

&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* Said Nursi’nin bu yorumlu Kuran çevirisinin, eski Türkçe ağırlıklı olması ve kendine özgü üslup zorlukları taşıması nedeniyle yeni Türkçe bir çevirisinin yapılması tartışmalı bir konudur. Vaktiyle Necip Fazıl’ın böyle bir deneme yapmak istediğini Fethullah Gülen bir &lt;a href="http://www.zaman.com/?bl=national&amp;alt=&amp;amp;trh=20040331&amp;hn=7038"&gt;söyleşinde&lt;/a&gt; anıyor, fakat Said Nursi’nin öğretisine bağlı olanlardan biri olan Gülen, böyle bir çeviri ya da sadeleştirmeye &lt;a href="http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=11362&amp;amp;yorum=1319#yorumlar"&gt;karşı çıkmaktadır&lt;/a&gt;.  &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114138004270368734?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114138004270368734'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114138004270368734'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/yabanc-evirmenler-gelir-mi.html' title='Yabancı Çevirmenler Gelir mi?'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114128908925128672</id><published>2006-03-02T10:34:00.000+02:00</published><updated>2006-03-14T14:04:44.876+02:00</updated><title type='text'>Şarkılar Neden Çevrilmiyor?</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Türkiye'de filmden romana birçok kültür ürününün çok sayıda çevirisi yapılıyor. Hatta altyazı çevirisiyle sadece yabancı içeriğe yer vererek yayın yapan cnbc-e adlı bir televizyon kanalı, dublaj çeviriye ve yerli yayına yer veren televizyon kanallarının arasında oldukça önemli bir izlenirlik oranına sahip oldu. Hatta diğer televizyon kanallarının yapmadığı bir şeyi yaparak, kendi dergisini çıkardı. Demek ki güncel ve popüler kültür ürününün çevirisi önemli bir talebe sahip.
Fakat birçok televizyon kanalında günlük akışın büyük kısmını oluşturan yabancı şarkılar bu çeviri alanına neredeyse hiç girmiyor. Bazı televizyon kanallarında altyazı olarak çevirilerinin verilmesi deneniyor, ama bu pek başvurulan bir yöntem değil.
&lt;span class="fullpost"&gt;
Yabancı şarkılar çevirisiz olarak, özgün dillerinde yayınlanıyor: değişik şiveler, özel söyleyişler, müzik içi göndermeler gibi birçok yorum gerektiren öğe izleyici tarafından doğrudan tüketiliyor.
Bunun dışındaki girişimler sayılı. Bazı müzik dergilerinde dönemin beğenilen şarkılarının çevirilerine yer veriliyor. 1990'lı yıllarda Stüdyo İmge adlı bir müzik dergisi de bazı müzisyenlerin şarkılarının çevirilerine yer vermiş, daha sonra aynı adla kurulan yayınevi çeşitli müzisyenlerin şarkı sözlerinin çevirisini içeren kitaplar yayınlamıştı. Fakat bunun da riskli yanları var. 2004 yılında Stüdyo İmge Yayınevi'nin yayınladığı ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eminem&lt;/span&gt;'in şarkı çevirilerini içeren bazı kitaplar hakkında &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=111777"&gt;kamu davası açılmıştı&lt;/a&gt;. Oysa aynı şarkılar televizyonda çevirisiz olarak yayınlanıyordu.
Şarkı çevirileri diğer yandan toplumsal içerikleri açısından da önemli. Türkçe şarkıların yoğun bir şekilde bireysel sıkıntılara ya da söz oyunlarına ağırlık verdiği bir dönemde, toplumsal içeriğe yer veren yabancı şarkıların çevirisi yararlı olabilir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Pink&lt;/span&gt;'in oldukça feminist bir içeriğe sahip, erkek egemen kültürde kadın imgesinin yeriyle ilgili &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Stupid Girl&lt;/span&gt;s (Aptal Kızlar) adlı şarkısı bunun bir örneği. Fakat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eminem&lt;/span&gt; için sözkonusu olan şey burada da geçerli: televizyonlarda çevirisiz yayınlanan &lt;a href="http://www.lyricstop.com/s/stupidgirls-pink.html"&gt;şarkının sözleri&lt;/a&gt; çevirilmesi durumunda sansür konusu olabilir.

Pink'in Stupid Girls adlı şarkısının klibini şu &lt;a href="http://www.razoric.com/movies/flashshell.swf?vg=pink_stupid_girls"&gt;adreste &lt;/a&gt;seyredebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114128908925128672?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114128908925128672'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114128908925128672'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/arklar-neden-evrilmiyor.html' title='Şarkılar Neden Çevrilmiyor?'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114127872111928869</id><published>2006-03-02T07:21:00.000+02:00</published><updated>2006-03-14T14:09:32.636+02:00</updated><title type='text'>"Son Söz Diyanet'in"</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.yenisafak.com/arsiv/2006/mart/01/0103g05.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 177px; height: 119px;" src="http://www.yenisafak.com/arsiv/2006/mart/01/0103g05.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

1 Mart 2006 günü Yeni Şafak gazetesinin Antalya'da yapılan İl Müftüleri Semineri'nde alınan kararlara ilişkin haberinin başlığı buydu: "&lt;a href="http://www.yenisafak.com/arsiv/2006/mart/01/g01.html"&gt;Son Söz Diyanet'in&lt;/a&gt;." "Başkan ve il müftüleri ortak fetva verdi" altbaşlığıyla yayınlanan haberde bir dizi norma yer verildi.&lt;span class="fullpost"&gt;
Aslında sözkonusu olan şey Diyanet Başkanlığı'na bağlı olarak çalışan il müftülerinin 28 Şubat günü yaptığı ortak bir &lt;a href="http://www.diyanet.gov.tr/turkish/baciklama.asp?id=1149"&gt;basın açıklaması&lt;/a&gt;ydı. 25-28 Şubat 2006 tarihleri arasında yapılan bu olağan seminerin ardından, il müftüleri dini konularda alınan kararların dışında, "Buna ilaveten, Yüce Dinimizle ve Başkanlığın hizmet alanıyla ilgili olarak dünya ve ülke gündemini işgal eden bazı konularda görüş ve düşüncelerini kamuoyu ile paylaşmak istemiştir" diyerek bazı güncel olaylarla ilgili görüşlerini 20 madde olarak açıklamıştı.
Bu açıklamanın içinde, 12. maddede, Kuran çevirileri ve yorumlarına ilişkin bir görüşe de yer veriliyordu:
&lt;blockquote&gt;"Yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in tefsiri yapılırken, yeri geldikçe İncil ve Tevrat’ın ilgili bölümlerinden alıntı yapılıp tarihi bilgiler verilmesi İslamiyet’in ortaya çıkışından beri varolan bir uygulamadır. İlk asırdan bu yana yazılan tefsirlerde Kur’an-ı Kerim’in ayetleri açıklanır ve yorumlanırken, diğer kutsal metinlerde ve dini geleneklerde bu konuda yer alan bilgiler verilmiştir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ancak bu metodun Kur’an meallerinde tatbik edilmesi, Tevrat ve İncil’den yapılan alıntıların bir değerlendirme yapılmaksızın meal peşine sıralanması, yanlış anlama ve yorumlara yol açabilecek bir usuldür. &lt;/span&gt;Bununla birlikte toplum psikolojisini etkileyici ve şahısları itham edici bir söylem yerine, yanlışlar hakkında uyarıcı bir yol izlenilmeli, bilimsel metotlara dayalı tartışmalarla çözüm aranmalıdır."&lt;/blockquote&gt;Buna göre, Kuran çevirisinin kaynak metne biçimsel sadıklık ilkesiyle yapılması, çevirmenin metne ek kısımlar koyarak yanlış yoruma sebep olmaması gerektiği öne sürülüyor. Bu, bazı Kuran çevirilerinde sıkça görülen parantezler ve ayetin konusuna ilişkin açıklamalar için de geçerli olsa gerek.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114127872111928869?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114127872111928869'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114127872111928869'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/son-sz-diyanetin.html' title='&quot;Son Söz Diyanet&apos;in&quot;'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114164943202426331</id><published>2006-03-01T14:13:00.000+02:00</published><updated>2006-03-18T16:03:17.156+02:00</updated><title type='text'>Çevirmenler "Birlik" Dedi</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Kitap Çevirmenleri’nin birlik kurma toplantısı 4 Mart günü yapıldı. Çeşitli şehirlerden gelen ve aralarında Mehmet Özgül, Beril Eyüboğlu, Sevgi Tamgüç gibi deneyimli çevirmenlerin, Çağlar Tanyeri, Betül Parlak gibi çeviribilimcilerin de bulunduğu 70 kadar çevirmen bir meslek birliği kurmak üzere ilk toplantılarını yaptı.
&lt;span class="fullpost"&gt;

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i50.photobucket.com/albums/f343/ceviribilim/cevtopl1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 162px; height: 120px;" src="http://i50.photobucket.com/albums/f343/ceviribilim/cevtopl1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i50.photobucket.com/albums/f343/ceviribilim/cevtopl2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 159px; height: 118px;" src="http://i50.photobucket.com/albums/f343/ceviribilim/cevtopl2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://i50.photobucket.com/albums/f343/ceviribilim/cevtopl3.jpg"&gt;&lt;img style="cursor: pointer; width: 163px; height: 119px;" src="http://i50.photobucket.com/albums/f343/ceviribilim/cevtopl3.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;


İlgili bakanlığa başvurmak üzere imzaların toplandığı ve çevirmenlerin tüzükle ilgili çeşitli öneri ve düşüncelerini tartıştığı toplantı, saat 14:00’te başladı. Yönetim kurulu için adayların belirlenmesi ve kurul üyelerinin seçilmesinin ardından söz alan Beril Eyüboğlu, çevirmenliğin artık görünür bir meslek olmasını istediğini, birçok alanda çeviriden bahsedilmesine rağmen çevirmenin görünür kılınmadığını belirtti. Daha sonra söz alan Sevgi Tamgüç, yayıncılarla bir birlik olarak ilişki kurmanın önemine dikkat çekti. Meslek birliğinin, çevirmen ve yayınevi arasında hakemlik yapma olasılık ve yöntemleri üzerine tartışmaların da yapıldığı toplantıda, meslek birliğine giden yolda bir çevirmen evinin oluşturulmasının tasarlandığı da dile getirildi. Coşkulu ve neşeli bir havayla geçen toplantı 18:00’e dek sürdü.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114164943202426331?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114164943202426331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114164943202426331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/03/evirmenler-birlik-dedi.html' title='Çevirmenler &quot;Birlik&quot; Dedi'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114114291796277971</id><published>2006-02-28T17:42:00.000+02:00</published><updated>2006-02-28T18:16:21.153+02:00</updated><title type='text'>Yabancı Çevirmenler Getirilmeli Mi?</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Başbakan Erdoğan, son günlerde gerçekten ilginç açıklamalar yapıyor. Önce, bir çiftçiye “&lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3921616.asp?yazarid=5"&gt;Anan da ağlasın, baban da ağlasın&lt;/a&gt;” dedi. Ardından Bursa’daki bir kongrede, doktorların büyük maaşlar alsalar bile Doğu illerine çalışmaya gitmediğini, öncelikle buralarda çalışmak üzere &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3955777.asp"&gt;yabancı doktorlar getirteceklerini söyledi&lt;/a&gt;. Ertesi gün de, yine Bursa’da, kendisine “Öl de ölelim” diye seslenen yurttaşlara, Mustafa Kemal Atatürk’e ait olan, savaş koşullarında söylenmiş ünlü “Ben size ölmeyi emrediyorum” sözünün bir çevirisini yapıp “&lt;a href="http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=28592,4"&gt;Size ölmeyi değil, çalışmayı emrediyorum&lt;/a&gt;” diye yanıt verdi.
Bunlar siyaset alanında dil kullanımının çeşitliliğine dair ilginç örnekler, uzmanların ele almasını gerektiriyor. Fakat ikinci söz üzerine dayanamayıp düşündüm. Daha doğrusu bir soru takıldı aklıma: yabancı uzmanların getirtilmesi çok yeni bir uygulama değil, sözgelimi üniversitelerde de bu yaygın olarak yapılıyor, fakat genellikle gelişmiş kadronun ya da konunun uzmanının bulunmaması gibi nedenler öne sürülüyordu bunun için. Bu kez, konunun uzmanı var olduğu halde, bu uzmanların çalışmaması neden olarak öne sürülüyor. &lt;a href="http://www.bianet.org/2006/02/28/75202.htm"&gt;Doktorlar bu sava karşı çıkıyorlar&lt;/a&gt;, ama bu sadece doktorların üzerine düşüneceği bir konu değil: ya başka meslekler için de aynı şey öne sürülürse? Sözgelimi bunu çevirmenler için söylerlerse?
Aslında söylemiyor değiller. Hatta, başbakanın bu çözümü ilk olarak yayıncılık sektörüne bakarak üretmiş olabileceği bile söylenebilir. Bilindiği gibi, çeviri yayınlar yayıncılık sektörü içinde daha yaygın ve büyük bir oran oluşturuyor. Başlangıçta bunun nedeni olarak, kültürel kalkınma gösteriliyordu, batı kültürünün klasiklerinin Türkçeye kazandırılması gerektiği söyleniyordu. Sonra kazandırılan eserlerin yardımcı eserlerinin de gerektiği ortaya çıktı. Daha sonra bu eserler üzerine yazılan eserlerin de gerekli olduğu anlaşıldı. Bu arada klasikler dışında eserleri de okumak isteyenler için güncel eserlerin çevirisine gerek duyuldu. Sonuçta yayıncılık gitgide artan oranda çeviriye ağırlık verdi. Yani, yerli yazarların çalışmadığı yerlerde çeviri aracılığıyla yabancı yazarlar çalışıyor bir bakıma.
Kuşkusuz bu, gerçeğin biraz karikatürleştirilmiş hali. Gerçek bundan daha tatsız: yerli yazarın maliyeti çeviriye oranla daha yüksek. Bunun uzun bir tahliline girişilebilir, ama bir araba üretmek üzere fabrika kurmak ile araba ithal etmek arasındaki fark, yerli yazar yayınlamakla yabancı yazar yayınlamak arasındaki farkın basit bir örneği olarak yeterli olacaktır. Yayınevi de edebiyat eleştirisinin ve okuryazarlığın yerleşmediği bir ülkede kendince haklıdır, sınanmış ve uluslar arası kabul görmüş yazarları yayınlamak daha ekonomik, tüketicinin arzulayacağı bir şeydir: tıpkı yabancı doktorlar gibi yabancı yazarlar da yerlilerin yetersiz kaldığı alanları doldurabilir.*
Bu durumda aynı şeyin çevirmenler için geçerli olmayacağını kim söyleyebilir? Kuş gribi olayları sırasında, konuyla ilgili haberleri önce yabancı gazetelerden çeviri yoluyla öğrenmiştik; Kuzey Irak’ta yaşanan çeviri olaylarını da, Türkiye’yle ilgili olmasına rağmen yabancı basından öğrendik. Bu olaylarda şimdilik Türkiye’li çevirmenler öne çıkıyor olabilir, ama ilerde Türkçe ve başka bölge dillerini bilen yabancı çevirmenlerin öne çıkmayacağını kim söyleyebilir? Aynı şekilde, Türkçe’yi iyi bilen bir yabancı kitap çevirmeni, yerli meslektaşlarının çevirmediği, belki çevirmekten kaçındığı, kaçınmasalar da çevirmelerinin yasalara göre yasak olduğu kitapları çevirebilir; ya da onların çalışmayı kabul etmediği koşullarda çalışabilir.
Üstelik bu belki kötü de olmayabilir. Başbakanın sağlık kentleri önerisinde olduğu gibi, devlet yabancı bir yayıncıya saha verir, bu yabancı yayıncıdan ülkenin yayın alanındaki eksiklerini tamamlayacak yatırımlar yapmasını bekler. Böyle bir girişim sonucunda yerli ve yabancı çevirmenler, yazarlar bir arada çalışma olanağı bulur, kültürümüz alabildiğine çağdaşlaşır, uluslar arası rekabet koşullarına sahip olur. Hatta uzun vadede Kültür Bakanlığı böyle bir yayıncıyla ortaklığa girer, hem Türkçe eserlerin çevirisi için özel girişime fırsat tanır, hem de ilk kitaplarını yayınlayan &lt;a href="http://www.geocities.com/muratildan/page9.html"&gt;gençlerin eserlerinin devlet tarafından yayınlanması&lt;/a&gt; gibi bir zorunluluktan kurtulur. Kimbilir, bir bakarsınız, bütün sınırlar kalkmış, bir interlingua yaratılmış, hatta Volapük ya da Esperanto kabul edilmiş, bu kez bu dillerde çevirmenler, yazarlar aranıyor olur. Devletin belki bu konuda da öncü olması, okullara üçüncü dil olarak koyması lazım.

&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* Süreyyya Evren, Birgün gazetesinde &lt;a href="http://sureyyyabirgun.blogspot.com/2005/11/balamsiz-romanlar-arasinda-birgn-yaz-3.html"&gt;3-5 Nisan 2005&lt;/a&gt;'te yoğun çeviri yayının eksik bir yönüne işaret etmiş: "Ama bağlamlar çevrilmiyor. Yabancı yazarlarla yapılmış söyleşilerin çevrilmesi, ya da Express dergisinin zaman zaman siyasi ve kültürel konularda yaptığı gibi çeşitli söyleşilerin derlenmesi, mümkünse yazar Türkiye’ye gelmeden de söyleşi yapılmaya çalışılması, ve çevrilen o yapıtların üzerine yazılmış olanlara, çıkmış tartışmalara biraz daha yer ayrılması gerekmez mi bağlamı da burada hissedebilmesi için okurun?" Bu eksikliğin nedeninin de maliyeti ucuz tutma çabası olduğunu söylemek mümkün görünüyor bana.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114114291796277971?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114114291796277971'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114114291796277971'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/yabanc-evirmenler-getirilmeli-mi.html' title='Yabancı Çevirmenler Getirilmeli Mi?'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114089278083020941</id><published>2006-02-25T20:23:00.000+02:00</published><updated>2006-02-25T20:39:41.103+02:00</updated><title type='text'>Ardıl Hamas Çevirisi Sorunu</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

17 Şubat 2006 tarihinde Hamas örgütünün temsilcilerinin Türkiye'deki görüşmelerinin ardından bir çevirmen, canlı yayında Hamas temsilcisinin konuşmasını ardıl çeviri yöntemiyle çevirmiş, fakat bu çevirmenin bir parti çevirmeni mi, yoksa serbest çevirmen mi olduğu konusu açıklanmamıştı. Biz de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çeviribilim&lt;/span&gt; dergisinde bu çeviri haberini &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/grnr-grnmez-evirmen.html"&gt;konu etmiştik&lt;/a&gt;.
Ertuğrul Özkök, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hürriyet &lt;/span&gt;gazetesinde, &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3986867.asp?yazarid=10&amp;gid=61"&gt;25 Şubat 2006&lt;/a&gt; günü yayınlanan yazısında bu ardıl çevirinin yol açtığı sorunları konu ediyor. Gerçekten de kısa aralıklarla yapılan ardıl çeviri sırasında, Hamas temsilcisinin konuşmasıyla, çevirmenin çevirisi arasında belirgin bir süresel tutarsızlık vardı. Özkök, bu çevirinin özellikle iki kelimesinin yol açtığı sorunlara değinmiş (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;abç&lt;/span&gt;):

&lt;blockquote&gt;"&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İki kelimelik zincirleme kaza&lt;/span&gt;

HAMAS temsilcisi Meşal'in Ankara'da bulunduğu akşam geç saatlerde, Başbakan'a yakın bir kişi arayarak Meşal'in basın toplantısıyla ilgili şu uyarıyı yaptı:
’’Aman dikkat edin, Meşal'in basın toplantısında söylediklerini &lt;span style="font-style: italic;"&gt;tercüman yanlış çeviriyor&lt;/span&gt;. Meşal, yumuşak konuşuyor, ama tercüman çok sert şeyler söylüyormuş gibi çeviriyor.’’
Konuştuğum bazı kişiler ise, tam aksine Meşal'in sert konuştuğunu, yumuşak çevrildiğini söylediler.
* * *

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/hamasvecevirmen.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 231px; height: 175px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/hamasvecevirmen.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Dün Cengiz Çandar'la konuşurken Meşal'in sözlerinin çevirisiyle ilgili çok ilginç, bir o kadar da eğlenceli bir örneği anlattı.
Çandar iyi Arapça bilir.
Meşal'in basın toplantısını televizyondan o da seyretmiş.
&lt;span style="font-style: italic;"&gt;HAMAS temsilcisi bir ara "Hukuke'l-Vatani" kavramını kullanmış.&lt;/span&gt;
Çandar, "Arapça'da hukuk, hak kelimesinin çoğuludur. Yani 'haklar' anlamına gelir. Meşal, 'milli haklardan' vazgeçmeyeceklerini söylüyordu" diyor.
&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Oysa tercüman bunu "hukukun üstünlüğü" şeklinde çevirmiş.&lt;/span&gt;
"CNN Türk'te Gürkan Zengin'i arayıp bunu düzeltmeyi istedim. Ama kavram böyle geçti."
* * *
Geçti ama bakın ondan sonra neler olmuş.
Çandar anlatmaya devam ediyor:
"Ertesi gün NTV'de Emre Kongar ile Mehmet Barlas'ın programını seyrediyordum. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Meşal'in 'Hukukun üstünlüğünden' söz etmesini çok önemli bir gelişme olarak gördüklerini söylediler.&lt;/span&gt;
Ertesi gün CNN Türk'te Taha Akyol'u izledim. O da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;HAMAS'ın ilk defa hukukun üstünlüğünden söz ettiğini belirtip, bunun çok önemli bir gelişme olduğunu söyledi.&lt;/span&gt;"
Çandar, "Oysa Araplar'da hukukun üstünlüğü diye bir kavram yoktur" diyor.
"Milli haklar" ile "hukukun üstünlüğü" kavramları arasında büyük fark var.
Hatta "milli hak" kavramı, çoğu kez, uluslararası hukukun çiğnenmesi anlamına bile gelebiliyor.
Ama bakın HAMAS liderinin eski siyasi görüşünün hiç değişmediğini anlatan ifadesi, sanki görüşü tamamen değişmiş gibi bir etki yaratabiliyor."&lt;/blockquote&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114089278083020941?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114089278083020941'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114089278083020941'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/ardl-hamas-evirisi-sorunu.html' title='Ardıl Hamas Çevirisi Sorunu'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114077671158387854</id><published>2006-02-24T12:03:00.000+02:00</published><updated>2006-03-01T19:42:19.940+02:00</updated><title type='text'>Çeviribilimcilere Çağrı</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Celal Üster, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Radikal Kitap&lt;/span&gt;'ta yer alan &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&amp;haberno=4927"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Perec'in 'Kayboluş'u' mu, yoksa kayboluşu mu?&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; (24 Şubat 2006) adlı yazısının sonunda çeviribilimcilere yönelik bir çağrıya yer vermiş:
&lt;blockquote&gt;"Bize dünyanın bilimini, edebiyatını, yazarlarını taşıyan 'çeviri'yi önemseyen biri olarak, bu konunun tartışılması gerektiğine inanıyorum. Üniversitelerin çeviribilim ve filoloji bölümlerinde ders veren profesörlerin, doçentlerin, asistanların, uzmanların bu konuda ne düşündüklerini çok merak ediyorum.
Bir öneri: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Radikal Kitap&lt;/span&gt; belki önümüzdeki sayılardan birini bu konunun tartışılmasına ayırır. Başta &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kayboluş&lt;/span&gt;'un çevirmeni olmak üzere, farklı yaklaşımlardan çevirmenlerin, yazarların görüşlerine yer verir. Gelecek yanıtlar ne olursa olsun, böyle bir tartışmanın, okuyucunun çeviri duyarlığına katkıda bulunacağı kanısındayım."&lt;/blockquote&gt;Celal Üster'in bu çağrıyı yapmasına yol açan süreç, geçtiğimiz aylarda yayınlanan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Noel Baba'dan Mektuplar&lt;/span&gt; adlı çeviride, özgün metinde bulunan 1453 tarihine ve bununla ilgili bir bölüme çeviride yer verilmemesiyle &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/noel-baba-istanbulda.html"&gt;başladı&lt;/a&gt;. Büyük olasılıkla aslında fark edilmeyecek olan bu çeviri kararını, &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/okuyan-us-yayinevinin-aiklamasi.html"&gt;çevirmen&lt;/a&gt;, bir çevirmen notuyla kitapta açıklamış, bundan yola çıkılarak yapılan gazete haberi bu kararı "çeviri sansürü" çerçevesinde ele almıştı.
Bu sansür tartışmasının başlamasından bu yana çevirmenin özgürlük alanı ve çeviri kitapların tartışmalı ilişkisi üzerine düşünüyordum: bir yandan, bizim toplumumuz için özel bir önemi olan 1453 tarihinin, alışılmıştan farklı bir yorumunun çeviri yoluyla girmesinin gerekli sayılmamasının haklı olabileceğini düşünüyor; diğer yandan, kitabın genel kültürümüz açısından tuhaf duran kitap adının bu kararla çelişip çelişmediğine karar vermeye çalışıyordum. Bilindiği gibi, geleneksel yılbaşı kutlamalarımızda Noel Baba'ya ilişkin (sözgelimi her eve hediye dağıttığı gibi) bir inanç yer almaz. (Bu arada, daha da karmaşık bir durum olarak, Tolkien geleneksel Noel Baba'dan farklı bir Noel Baba &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/2006/01/07/kitap/kit20.html"&gt;yorumu getiriyor&lt;/a&gt;.)
Daha sonra ortaya çıkan Hz. Muhammed karikatürlerine ilişkin tartışmalar, belli toplumlar için kutsal ve özel öneme sahip simge, ikon, kişilerle ilgili yorumların yanlış sonuçlara yol açabileceğini; &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/karikatr-evirileri.html"&gt;çeviri yoluyla&lt;/a&gt; bile olsa bunun tehlikeli olduğunu gösterdi. Karikatürler birçok ülkede &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/allah-tanr-ve-karikatr.html"&gt;yayınlanmadı&lt;/a&gt;, yayınlandığı ülkelerde yayıncıları gerek halk, gerek yönetimler tarafından kınandı.
Geçtiğimiz günlerde tartışılmaya başlanan &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/kuran-evirisi-tartmalar.html"&gt;Kuran çevirileri&lt;/a&gt; de çevirmenin özgürlük alanının, toplumsal normlarla belirlenebileceğini tekrar hatırlattı. Türkçe Kuran çevirilerinin neredeyse hepsinde, çevirmenler gerek parantezler, gerek ayetin içeriğinin yorumlanması yoluyla okura yardımcı olurken, Prof. Dr. Suat Yıldırım'ın kendi Kuran çevirisine, bu açıklamalara ek olarak, Tevrat ve İncil'e yönelik göndermeler eklemesi, bu yöndeki benzer denemelere atıfla, "Kuran'ın İncil'leştirilmesi"nin bir örneği olarak gösterilerek şiddetle eleştirildi.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.simurg.com.tr/covers/6XXXX/67XXX/67804.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 88px; height: 134px;" src="http://www.simurg.com.tr/covers/6XXXX/67XXX/67804.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Celal Üster'in çeviribilimcilere çağrı yapmasına yol açan son örnek, gerçekten de çevirmenin özgürlük alanını geniş tartışma konusu yapabilecek bir örnek. Georges Perec'in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kayboluş &lt;/span&gt;adlı kitabını çeviren &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/franszca-e-trke-e.html"&gt;Cemal Yıldırım&lt;/a&gt;, çevirisinde çeşitli yerelleştirmelere yer vermesinin dışında, yazar Perec'in hiç "e" harfi kullanmadan yazdığı romana, yazarın yazmadığı bölümler eklemiş. Perec gibi hiç "e" kullanmadan çevirdiği romana, Perec'in herhalde alfabenin 5. harfi olan "e"ye işaret ettiği için yer vermediği bir "5. Bölüm" eklemesi gerçekten ilginç bir durum.
Doğrusu, çevirmenin bir özgürlük alanı olduğunu düşünüyordum. Çeviride eksiltilen, "sansürlenen" kısımların olabileceğini, bu konuda sorumluluğun asıl olarak yayınevine yüklenilmesi gerektiğini düşünüyordum. Hatta özel, yaratıcı çeviriler de olabileceğini düşünüyordum. Ama bu son tartışmalar, özellikle de bu son örnekle birlikte yoğun çeviri alan bir kültürün çeviri normlarını açık seçik belirlemesi gerektiğini düşündürüyor. Çeviribilimcilerin bu çağrıya yanıt vermesini, önümüzdeki günlerde çevirmenlerin özgürlük ve sorumluluk alanının daha görünür hale gelmesini diliyorum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114077671158387854?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114077671158387854'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114077671158387854'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/eviribilimcilere-ar.html' title='Çeviribilimcilere Çağrı'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114045078045715801</id><published>2006-02-20T17:39:00.000+02:00</published><updated>2006-02-21T11:17:47.436+02:00</updated><title type='text'>Ordular ve Çeviriler: Halide Edip Adıvar</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;

Geçtiğimiz birkaç ay içinde birçok ülkeler arası çeviri olayı ve krizi yaşandı. Çuval Olayı’nda çevirmenlerin de rol almış olmasıyla ilgili haberler bunların en önemlilerinden biriydi. Çevirmenler bu olayda rol aldıklarını &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/savata-kime-eviri-yapmal.html"&gt;öne sürseler &lt;/a&gt;de, rol almadıkları görüşü &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/evirmen-ordular-arasnda.html"&gt;öne sürüldü&lt;/a&gt; ve bu olaya ilişkin bir film olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kurtlar Vadisi: Irak’ta&lt;/span&gt;'da onlara yer verilmedi.
İkinci bir olay, İran’da nükleer gerilim sırasında yaşanan &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/yanltc-haber-evirisinin-yanltc-haberi.html"&gt;çeviri skandalıydı&lt;/a&gt;: CNN’in yanlış çevirisi İran’ın nükleer silah yapma düşüncesinde olduğu izlenimini uyandırdı.
Bu iki olaydan yola çıkarak, bazı temel kültürel ve çeviri odaklı sonuçlar çıkarmak mümkün. Birincisi, çeviri etkinlikleri yoğunlaşıyor, uluslar arası siyasetin ve siyasi kültürün başlıca dinamiklerinden biri haline geliyor. İkincisi, gerek Amerikan ordusu gerek Amerikan medyası çeviri bürolarından hizmet alıyor, dolayısıyla ordunun ve medyanın etki sahasında söz sahibi olan büyük bir Amerikan çeviri (ya da geniş anlamıyla dil hizmetleri) sektörü var. Üçüncüsü, birbiriyle büyük ölçüde bütünleşik olan Amerikan ordu, medya ve çeviri sektörlerinin uluslar arası kapsamı ve gücü karşısında, ulusal yapılanmalar kendi tasarımları içinde olmayan durumlara sürüklenebiliyor, bu durumlarla baş etme yollarını bulup dengede tutmakta güçlük çekebiliyor.
Bu öncüller, doğal olarak, bu sistem içinde, Irak ve İran’ın komşusu olan ve her iki olaydan doğrudan etkilenmiş olan Türkiye’nin nasıl bir yere sahip olduğu sorusunu doğuruyor. Bu soru da, Türkiye’nin bu durumlarla baş etme yollarını bulup bulamadığı sorusunu beraberinde getiriyor. Bunu anlayabilmek için, Türk ordusunun çeviriyle ilişkisini tanımlamak gerekli. Fakat bu ilişkiyi tanımlayabilmek zor, çünkü bu konuda yeterince güncel kaynak yok. Dağınık bilgileri derlemek gerekiyor ve bu dağınık bilgilerin bulunduğu kaynaklardan biri oldukça ilginç. Bu kaynak, Halide Edip Adıvar’ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Türkün Ateşle İmtihanı &lt;/span&gt;adlı, aynı zamanda modern Türk ordusunun kuruluş öyküsü de olan, Kurtuluş Savaşı hatıratı.

&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İlk Askeri Çevirmen: Halide Edip Adıvar&lt;/span&gt;
Bundan 90 kadar yıl önce Türkiye, tıpkı bugünkü Irak gibi uluslar arası ordular tarafından işgal edilmişti. Adıvar, hatıratında bu işgal ortamında çevirinin nasıl bir işlev gördüğüne ilişkin önemli gözlemlere yer veriyor. Üsküdar Amerikan Kız Koleji’nin ilk mezunu olan Adıvar, işgal döneminde Türklerle Amerikalılar arasında aracılık yapmaktadır:
&lt;blockquote&gt;“1919 yılı eylül ayının sonlarında, King-Crane komitesi İstanbul’a geldi. Bunlar, bir yandan durumu Amerika adına incelemek, bir yandan da, büyük bir incelikle, bizim de şikâyetlerimizi dinlemek istediklerini söylediler. Bunlar bizimkilerin şikayetlerini de Paris’teki Barış konferansı’na bildireceklerdi. Trakya temsilcileri komisyona giderek şikâyetlerini bildirmemi ve benim bunları tercüme etmemi istediler. ..
Süleyman Nazif Bey’in o vakur kafasıyla olağanüstü gözlerinin bakışını hiç unutmam. Benim elimi bir küçük çocuğu korur gibi tutmuş:
‘Bize bugün analık et. Bizim için de çeviricilik yap’ demişti.” (50)&lt;/blockquote&gt;İstanbul’un işgali sırasında aramalar yapılır:
&lt;blockquote&gt;“Hilâl-i Ahmer’i otuz kişilik bir askeri müfreze işgal etmiş. Türk veya Ermeni tercüman olmadığından, sadece İngilizce konuşmuşlar. Telefonlar koparılmış, kâğıtlar paramparça edilmiş, uyuyan hademelerin başına tabanca dayayarak, Dr. Adnan’ın nerede olduğu sormuşlar. Dolaplar, hatta kağıt sepetleri bile aranmış. Dr. Adnan’ın orada olmadığını öğrenince, evini sormuşlar. Bunların birer işaretle sorulduğunu sanıyorum. Yalnız, içlerinden biri birkaç kelime Türkçe biliyormuş. Sonunda, Balkan göçmenlerinden Hamit adlı ve Dr. Adnan’ın koruduğu öksüz oğlanı yakalayarak sorguya çekmişler. O da bilmediğini söyleyince, askerler çocuğu dipçikle dövmeye başlamışlar.” (57)&lt;/blockquote&gt;Şehirde arananlar için iki dilde ilanlar asılır:
&lt;blockquote&gt;“Aynı gün bütün şehirde İngilizce ve Türkçe olarak, herhangi milliyetçiye yardım edenin ölüm cezasına çarptırılacağını ilân eden afişler asılmıştı. İstasyonda, bu afişlerin birinde ölüm kelimesinin koskoca harflerle yazılmış olduğunu gördüm. Buna General Wilson imza atmıştı.” (61)&lt;/blockquote&gt;Adıvar, İstanbul’dan kaçıp Ankara’ya gittikten sonra çevirmenlik yapar:
&lt;blockquote&gt;“Ben İngilizce gazetelerin politikaya kaçan bölümlerini Türkçeye çevirir, Mustafa Kemal Paşa’nın sekreteri Hayati Bey’in getirdiği telgraflar arasında Anadolu Ajansı veya Hâkimiyet-i Milliye gazetesi için gerekli olan parçaları keser, bundan başka da, Mustafa Kemal Paşa’nın diğer haberleşmelerine ait yazıları hazırlardım.” (110-111)&lt;/blockquote&gt;&lt;blockquote&gt;“Nisanın sonlarında, İngiliz gazetelerinin birinde bir devlet adamının Big Stick Policy (Sopa Siyaseti) adlı beyanatını okuduğum zaman fena halde isyan ettim. Bir imparatorluk kurmuş bir millet olarak böyle bir bildiri on yıl önce hiçbir etki yapmazdı. Mustafa Kemal Paşa büroma geldiği zaman, bu söylevin çevirisini önüne koydum. Mustafa Kemal paşa hiçbir zaman bu kadar öfkelenmemişti.” (118, &lt;span style="font-size:85%;"&gt;Büyük Sopa Politikası’nın temelleri, Theodor Roosevelt’in Latin Amerika’ya yönelik müdahaleleri haklı göstermek üzere 1901’de yaptığı bir konuşmada atılmıştı.&lt;/span&gt;)&lt;/blockquote&gt;1921’den önce Hariciye Vekilliği yapan ve Rusya’da da bulunmuş olan Bekir Sami Bey askeri öneme sahip belgeler çevirtir:
&lt;blockquote&gt;“Bir gün evime gelerek, bir belgenin tercümesini istedi. Bu, Mister Lloyd George ile yaptığı özel bir konuşmanın sözlü bir kopyasıydı. Bunun içinde Bekir Sami Bey’in barış istekleri ve Türkiye’nin Yunan ordusundan boşaltılması vardı.” (164)&lt;/blockquote&gt;Yunancadan çeviri yapılmaktadır:
&lt;blockquote&gt;“Bizim Yunanca çeviricimiz bir Türktü. Her gün Yunanlıların ‘Risos Pasttis’ adlı günlük gazetelerinden çeviriler yapardı.” (191)&lt;/blockquote&gt;Yunan ordusu yenildiği günlerde, teslim olan Yunan generali Trikopis ve Dionis için çeviri yapılır:
&lt;blockquote&gt;“Önce, bir Rum ‘tercümanla’ lafa başlandı. Yanılmıyorsam, bu, Tetkik-i Mezalim şubesinde Yunan gazetelerini tercüme eden adamdı. Ben Rumcayı o günlerde hâlâ iyi anlarsam da, çeviri yapamazdım. Konuşma, daha sonraları Fransızca olarak sürdü.” (232)&lt;/blockquote&gt;Türk ordusu İzmir’e girdiği sırada diplomatik çeviri gerekir:
&lt;blockquote&gt;“Sabahleyin erkenden Mustafa Kemal paşa’nın karargâhından biri beni uyandırdı. Tercüme edilmek gereken bir kâğıt getirmişti. Bu, İngiliz amiralinden gelen resmi bir kâğıttı. Mustafa Kemal Paşa’nın İngiliz konsolosuyla konuşurken Türkiye’nin İngiltere ile savaş halinde olduğunu söylemiş olmasından dolayı, Mustafa Kemal Paşa’dan bunun yazılı olarak pekiştirilmesini istiyordu. Çünkü, öbür İtilâf mümessilleriyle konuşması gerekiyordu. Bu kâğıdı çevirerek götürdüm.” (245)&lt;/blockquote&gt; Bu alıntılara bakılırsa, Adıvar’ı modern Türk ordusunun ilk askeri çevirmenlerinden biri saymak gerekir. Yine bunlara göre, bu dönemde çok yoğun çeviri çalışmaları yapılmış, bu çalışmaların olabildiğince merkezi yapılması hedeflenmiştir. 1920’lerde ordu kendi bünyesindeki çeviri çalışmaları aracılığıyla dış basını takip etmekte ve diplomatik ilişkilerini yürütmektedir.

&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Günümüzde Ordu Çevirmenliği&lt;/span&gt;
Peki 1990’lara uzanan süreçte bu durumda bir değişiklik oldu mu? 1952 yılında Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya katılması süreci ordu ve çeviri ilişkisini nasıl etkiledi; bundan sonra NATO bünyesinde örgütlenen ordu içinde çeviri çalışmaları NATO dilleri çerçevesinde olduysa, NATO’nun yeniden yapılanmaya gittiği Sovyet sonrası dönemde nasıl bir şekil kazandı? Ordunun kendi bünyesi içinde çeviri birimleri ve çevirmenleri var, peki özel çeviri bürolarından hizmet alıyor mu ya da alma olanağı var mı? Kısacası, ulusal yapılanmaya sahip Türk ordusunun, Irak işgali ya da olası İran müdahalesi gibi uluslar arası eylemler karşısında dilsel hareket olanakları ne düzeydedir? Ve yine aynı çerçevede, Türk medyasının çeviri sistemi içindeki hareket olanakları nelerdir, bölgesel haberleri uluslar arası çeviri sistemine aktarabilecek yeteneğe sahip midir? Yani, Türk ordu ve medyasının örneğini gördüğümüz Amerikan ordu ve medyası gibi lojistik hareketliliği ve olanakları var mıdır? Eğer yoksa, ya da yeterli değilse, bunun uzun vadedeki anlamı nedir?
Bunlar ilk aşamada akla gelen sorular, kuşkusuz daha kesinlikli bir şekilde sorulmaları gerekir. Zaten Türkiye gibi ilk sömürgecilik karşıtı savaşı, ulusal ordusuyla kazanmış bir ülkeyi, İran ya da Irak’la karşılaştırmak bile başlıbaşına sorunlu bir konudur. Bu yüzden, ayrıntılı sorulara girmeden önce, Türkiye’nin çeviri sistemi içinde nasıl bir yer aldığı, ordu, medya ve dil hizmetlerinden oluşan bir sistem geliştirip geliştiremediği sorusunu yanıtlayabilmek gerekiyor: modern ordunun gönüllü çevirmeni olan Adıvar’dan günümüze ordumuz uzman askeri çevirmen kadrosuna sahip oldu mu, olamadı mı?

&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kaynak: Halide Edib-Adıvar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Türkün Ateşle İmtihanı&lt;/span&gt;, Atlas Kitabevi, 1979.&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114045078045715801?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114045078045715801'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114045078045715801'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/ordular-ve-eviriler-halide-edip-advar.html' title='Ordular ve Çeviriler: Halide Edip Adıvar'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114044704021626337</id><published>2006-02-20T16:42:00.000+02:00</published><updated>2006-02-20T17:54:20.206+02:00</updated><title type='text'>Kitap Çevirmenleri: 4 Mart Toplantısı</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;

Çevirmenler Girişimi, kitap çevirmenlerine 4 Mart toplantısı için kapsamlı bir davetiye gönderdi. Ek olarak kitap çevirmenleri meslek birliğine katılım formunun ve birlik tüzüğünün yer aldığı &lt;a href="http://kitapcevirmenleri.org/davetiye.htm"&gt;davetiye &lt;/a&gt;kitap çevirmenleri internet sitesinden de elde edilebilir.
Çevirmenlerin meslek haklarını elde etmek üzere birlik, sendika, dernek gibi toplumsal örgütlenmelere gitmeleri önemli ve sevinçle karşılanacak bir olay. Kazancını vergilendiren fakat hiçbir toplumsal hakkı olmayan bu meslek grubunun görünürlük ve saygınlık kazanması gerekiyor.
Fakat davetiye metninde yer alan iki nokta bana, Çevirmenler Girişimi’nin çevirmenin sorunlarının toplumsal boyutunu yeterince tanımlamadıklarını düşündürdü. Birincisi, en temel sorunlarını işverenleri olan yayınevleriyle yaşayan kitap çevirmenleri, meslek birliği kurma girişimlerinin başlangıç toplantısını bir yayınevinde (İletişim Yayınları) yapmayı uygun görmüşler. İkincisi, birliğe katılmak isteyenlerin resmi belgeleri teslim etme, önerilerini sunma adresi olarak da yine bir yayınevi (Metis Yayınevi) adresini vermişler. Bunlar kısmen teknik ve maddi olanakların kısıtlı olmasıyla açıklanabilir, fakat yayınevlerini muhatap alacak bir birliğin daha tarafsız bir alan seçmesi uygun olurdu kanımca: ayrıca, bu yayınevleriyle ilişkilerinde sorun yaşamış olan çevirmenler varsa eğer, bunlar önyargılı yaklaşma hakkına sahip olmaz mı acaba? Bu durumda, teknik çevirmenler de birlik kurmak üzere yola çıktıkları zaman büyük bir şirkette yapabilir toplantılarını, hatta bu yabancı bir şirket de olabilir.
Her koşulda, kitap çevirmenlerinin daha iyi çalışma koşulları için çıktığı yolun olumlu sonuçlar doğurmasını diliyoruz: 4 Mart, çevirmenler için sağlık güvencesi gibi olanaklara açılan güzel bir başlangıç olsun.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114044704021626337?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114044704021626337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114044704021626337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/kitap-evirmenleri-4-mart-toplants.html' title='Kitap Çevirmenleri: 4 Mart Toplantısı'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114044413369419658</id><published>2006-02-20T15:14:00.000+02:00</published><updated>2006-02-20T16:52:42.676+02:00</updated><title type='text'>Kuran Çevirisi Tartışmaları</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haber_resimleri/2006/02/19/m1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 260px; height: 140px;" src="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/haber_resimleri/2006/02/19/m1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Ceviz Kabuğu &lt;/span&gt;adlı tartışma programının, 17 Şubat gece yarısından 18 Şubat sabahına dek süren yayınında ilginç bir Kuran çevirisi tartışması yaşandı. Programın konusu aslında Karikatür Krizi’yken, katılımcılardan &lt;a href="http://www.izyayincilik.com/yazar/y4.html"&gt;Prof. Dr. Yümni Sezen&lt;/a&gt; (resimde soldan birinci), “Kur'an-ı Hâkim ve Açıklamalı Meali. Tefsire Giriş” adlı bir çeviriyi dinler arası diyalog girişimlerinin olumsuz bir örneği olarak göstererek eleştirdi. &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Suat_Y%C4%B1ld%C4%B1r%C4%B1m"&gt;Prof. Dr. Suat Yıldırım&lt;/a&gt;’a ait olan bu Kuran çevirisini, çeviride her ayetin altında Eski ve Yeni Ahit’ten o ayette değinilen konularla ilgili alıntılar yapılmasını yanlış bulduğunu söyleyerek eleştiren Yümni Sezen, bunun Kuran’ın İncil’leştirilmesi girişimlerinin bir örneği sayılabileceğini belirtti. Programın diğer katılımcısı &lt;a href="http://www.yenisafak.com.tr/arsiv/2005/aralik/19/duyuru191205.html"&gt;Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı&lt;/a&gt; da (resimde soldan ikinci) bu görüşlere katıldı.
Eleştiriyi haber alan &lt;a href="http://www.kayihanyayinlari.com/yazar_suatyildirim.asp"&gt;Suat Yıldırım&lt;/a&gt;, programa telefonla bağlandı ve bu çevirinin amacının, ayette geçen konuların göndermelerini okura sunmak, böylece kutsal kitaplar arasındaki sürekliliği kolayca izleyebilmelerini sağlamak olduğunu söyledi. Bu çevirinin bir tür karşılaştırmalı çeviri olduğu izlenimini veren bir yorum getirdi.
Bu tartışmalar sürerken programa yine telefonla bağlanan &lt;a href="http://www.geocities.com/islampencereleri/yasar_nuri.htm"&gt;Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk&lt;/a&gt;, bu çevirinin kesinlikle Kuran’ın İncil’leştirilmesi girişimi olduğunu, Kuran çevirisinin içine başka hiçbir yorum katılamayacağını, istenirse, diğer alıntıların ayrı bir kitap olarak yayınlanması gerektiğini dile getirdi. Suat Yıldırım’ı şiddetle eleştiren Nuri Öztürk, bu çeviri yönteminin Kuran’ın tahrif edilmesi olduğunu söyledi.
Bu tartışma öncelikle iki Kuran çevirmeninin tartışması olduğu için ilginçti: Öztürk’ün de tartışmalı bir Kuran çevirisi bulunuyor. Diğer yandan Bayraktar Bayraklı da bir Kuran tefsiri hazırlıyor.
Tartışmanın ikinci ilginç yanı, Kuran çevirisinin normlarına işaret etmesiydi. 19 Şubat tarihinde &lt;a href="http://www.yenicaggazetesi.com.tr/manset.asp?nta=7055&amp;amp;altid=9112"&gt;Yeniçağ&lt;/a&gt; gazetesi bu tartışmaya, “Kuran İncil’leştiriliyor” manşetiyle ve konu edilen çeviri kitabın resmine “işte küresel gücün dayattığı yeni din kitabı” üst yazısı atarak, kapak sayfasında yer verdi.
Tartışmada Irak’ta dağıtılan yeni ve tartışmalı İngilizce Kuran çevirisi olarak bilinen &lt;a href="http://www.biriz.biz/gercek/gerfur1.htm"&gt;Furkan&lt;/a&gt;'a da değinildi, ama bu çevirinin üzerinde Yıldırım’ın çevirisi kadar durulmadı.
Tartışmanın üçüncü bir ilginç yanı, dört farklı üniversitenin ilahiyat profesörünün, uzmanlık alanları dışında kalan bir çeviri konusunu, kaynak metnin kutsallığı ve çeviri metnin onunla biçimsel özdeşliğinin zorunluluğu gibi tartışmalı yaklaşımlar çerçevesinde ele almalarıydı.
Kuşkusuz en ilginç nokta, tartışma konusu edilen Kuran çevirisinin 2001 yılında yayımlanmış olmasıydı. Suat Yıldırım daha önce de Fransızca ve Arapçadan Türkçeye dinbilimi çevirileri yapmış, ayrıca 1997 yılında Fransızcaya Kuran çevirisi yapmış.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114044413369419658?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114044413369419658'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114044413369419658'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/kuran-evirisi-tartmalar.html' title='Kuran Çevirisi Tartışmaları'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114017681552894082</id><published>2006-02-17T13:33:00.000+02:00</published><updated>2006-02-17T13:46:55.866+02:00</updated><title type='text'>Görünür Görünmez Çevirmen</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/hamasvecevirmen.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 222px; height: 168px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/hamasvecevirmen.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Türkiye büyük bir diller karnavalı yaşıyor. Uluslararası ilişkiler yoğunlaştıkça, edebiyattan siyasete dek kültürün her alanında çeviriler yoğunlaşıyor, sıklaşıyor. 16 Şubat 2006 tarihinde Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal (resimde en solda), Filistin seçimlerinin ardından Rusya'ya gitmeden önce Türkiye'yi ziyaret etti. AKP binasında yapılan görüşmeden sonra yapılan basın açıklamasına Meşal'in anadilinde yaptığı konuşmayı Türkçeye çeviren bir çevirmen de yer aldı (resimde soldan ikinci kişi). Artzamanlı çeviri yapan çevirmenin Türkçe çevirisine göre, Halid Meşal, "Türkiye hükümetinin, özellikle bugünkü hükümetin demokrasi ve ekonomi alanındaki başarılarını beğeniyle izlediklerini" belirtti. Çevirmenin bir parti çevirmeni mi, bir serbest çevirmen mi olduğu belirtilmedi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114017681552894082?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114017681552894082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114017681552894082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/grnr-grnmez-evirmen.html' title='Görünür Görünmez Çevirmen'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-114002822057030027</id><published>2006-02-15T20:29:00.000+02:00</published><updated>2006-02-16T11:41:06.576+02:00</updated><title type='text'>Kitap Çevirmenleri Birliklerini Kuruyor</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

2005 yılı içinde, Türkiye'de, kitap çevirmenleri haklarını savunmak üzere örgütlenmeye yönelik somut adımlar attılar. Öncelikle, yaşadıkları sorunları dile getiren üç çağrı yayınladılar: &lt;a href="http://kitapcevirmenleri.org/cevok.htm"&gt;Okura Çağrı&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://kitapcevirmenleri.org/yayev.htm"&gt;Yayınevlerine Çağrı&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://kitapcevirmenleri.org/kitcev.htm"&gt;Kitap Çevirmenlerine Çağrı&lt;/a&gt;. Bu çağrılar çeşitli dergilerde yayınlandı ve &lt;a href="http://kitapcevirmenleri.org/basin.htm"&gt;basında&lt;/a&gt; geniş &lt;a href="http://www.zaman.com.tr/?hn=153095&amp;bl=kultursanat&amp;amp;trh=20050316"&gt;yankı &lt;/a&gt;uyandırdı.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.zaman.com.tr/2005/03/16/ceviri.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 235px; height: 187px;" src="http://www.zaman.com.tr/2005/03/16/ceviri.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kitap çevirmenleri, ayrıca 2005 Tüyap Kitap Fuarı'na katılan sivil toplum örgütleri arasında &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çevirmen Girişimi &lt;/span&gt;adıyla yer alarak, burada düzenledikleri "&lt;span class="detay_haber"&gt;Türkiye'de Kitap Çevirisinde Yaşanan Sorunlar ve Çözüm Önerileri&lt;/span&gt;" başlıklı bir &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/ozel/kitap1195/dosya_1196.html"&gt;toplantıda&lt;/a&gt; çevirmen, yayınevi, editör ve okur ilişkisini tartıştılar.

Bütün bu çalışmalar internet üzerinde üç yıldır varlığını sürdüren bir tartışma platformuna büyük bir canlılık kazandırdı ve örgütlenme çabasındaki kitap çevirmenleri Türkiye'nin çeşitli yerlerinden çevirmenlerin katılımıyla sayılarını artırdılar. Bu platformda, haklarını korumak üzere en doğru örgütlenme yolunun ne olduğunu tartıştılar. Ayrıca bir internet sitesi kurarak, burada çevirmenlere, yayınevlerine, çevirmen adaylarına yönelik kılavuzlara, sözlük çalışmalarına yer verdiler ve çevirmenlerin yaşadıkları sorunları dile getirdiler. Bu sitede çevirmenlerin mesleki sorunları şöyle &lt;a href="http://kitapcevirmenleri.org/mes.htm"&gt;tanımlandı&lt;/a&gt;:
&lt;blockquote&gt;"– Türkiye’de çevirmenlik tanımı yapılmış bir meslek olarak görülmemektedir

– Çevirmenler yayım dünyasının bir ara unsuru olarak görülmektedirler.

– Çevirmenlerin, çeviri yaparak geçimini sağlamak zorunda olduğu görmezlikten gelinmektedir.

– Çevirmenin emeğine biçilen değer bir yayınevinde en basit işleri gören bir emekçiden daha azdır.

– Çevirmenlerin maddi ve manevi hakları en kolay çiğnenebilecek bir konu olarak görünmektedir.

– Çevirmenlere eserlerinin baskı miktarı, satışı ve diğer konularda bilgi verilmekten kaçınılmaktadır.

– Çevirmenlerin haklarının korunması açısından yasal boşluklar vardır.

– Çevirmenin emeklilik ve sigorta hakları gibi en temel insanlık hakları belirsizdir ve güvenceye alınmamıştır."&lt;/blockquote&gt;Kitap çevirmenleri bütün bu çalışmalarının ardından, 2006 Mart ayı içinde kitap çevirmenlerine ait bir &lt;span style="font-style: italic;"&gt;meslek birliğini&lt;/span&gt; hayata geçirmeye hazırlanıyorlar. Bunun için yeni bir çağrı yayınladılar:

&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;" &gt;Üç yıldır internet üzerinden faaliyet gösteren Kitap Çevirmenleri &lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;font-family:arial;" &gt;Girişimi, bir meslek birliği oluşturma yolunda. &lt;/span&gt;

&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kitap çevirmenlerinin sosyal haklarını elde etmek ve mesleki dayanışma oluşturmak amacıyla bir internet grubu olarak örgütlenen ve üç yıldır çeşitli etkinliklerde bulunan kitap çevirmenleri, bir meslek birliği kurma aşamasına geldiler.

&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Kısaca ÇEV-BİR olarak anılacak olan Kitap Çevirmenleri Meslek Birliği'nin, kitap çevirmenlerinin telif haklarını takip etme, yasal zeminde hak arama çalışmaları yürütmesinin yanı sıra atölye çalışmaları yapması, çevirmenlik mesleğine yönelik çeşitli etkinliklerde bulunması ve bir çevirmenler evi kurması da planlanıyor.

&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;İnternet grubu içinde, meslek birliğinin kurulması için gereken yasal sayıya ulaşan Kitap Çevirmenleri Girişimi, internet grubuna üye olmayan çevirmenlere de ulaşmak için bir çağrı metni hazırladı.

&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Çağrı metnine olumlu yanıt veren çevirmenlerin de katılımıyla Mart ayında büyük bir toplantı yapılacak. Bu toplantıyla ÇEV-BİR'in yasal kuruluş işlemleri başlatılmış olacak.

&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;Ayrıntılı bilgi için: &lt;a href="www.kitapcevirmenleri.org/"&gt;www.kitapcevirmenleri.org&lt;/a&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:arial;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-114002822057030027?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114002822057030027'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/114002822057030027'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/kitap-evirmenleri-birliklerini-kuruyor.html' title='Kitap Çevirmenleri Birliklerini Kuruyor'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113992354506108628</id><published>2006-02-14T15:25:00.000+02:00</published><updated>2006-02-14T21:18:24.010+02:00</updated><title type='text'>Doğu'dan Çeviri Hareketleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Hz. Muhammed karikatürlerini kınamak üzere &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Yeni Habar&lt;/span&gt; adlı bir Azeri gazetesi, Hz. İsa ve Hz. Meryem'in karikatürlerini yayınladı. Gazetenin bu davranışı hem Azerbaycan yönetimi tarafından, hem de Azerbaycan'ın İran elçisi tarafından &lt;a href="http://mosnews.com/news/2006/02/14/azericartoon.shtml"&gt;kınandı&lt;/a&gt;. İran elçisi, kimsenin Kuran'da, Hz. İsa ya da Hz. Meryem'le ilgili hakaret içeren ya da Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında düşmanlık yaratmaya yönelik bir ifade bulamayacağını söyleyerek bu karikatürleri kınadı.
Bu arada İngiltere 'de 7-9 Mart  2006 tarihleri arasında, Arap ve İngiliz çevirmen, yazar, yayıncı, medya danışmanlarının katıldığı bir &lt;a href="http://www.literarytranslation.com/news/programmeforarabtrans/"&gt;Arap Edebiyatı ve Çeviri Semineri&lt;/a&gt; düzenleniyor. Seminerde öncelikli olarak şu gibi sorular ele alınacak: Neden İngiltere'de yeterince Arap edebiyatı eseri yayınlanmıyor? İlgi olmadığı için mi, yoksa bir altyapı mı yok? Seminer sonrasında bir Arapça çeviri ödülü konması, atölyeler düzenlenmesi gibi konular düşünülüyor.

&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farsça-Türkçe Çeviri Ödülü&lt;/span&gt;

Geçtiğimiz günlerde, İran büyükelçiliği de, Türkiye'de, "Fars dili ve edebiyatı," "Felsefe ve Tasavvuf," "Toplum ve Siyaset" ve "Din" alanlarında &lt;a href="http://www.irankulturevi.com/"&gt;En Güzel Farsça-Türkçe Çeviri Ödülü&lt;/a&gt; açmıştı. 1995-2005 yılları arasında yayımlanmış çeviri eserlerin katılabileceği bu yarışmanın son katılım tarihi 20 Şubat 2006.  Ödül töreni 15 Nisan 2006 günü yapılacak ve aynı gün, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Farsça-Türkçe Çeviri : Sorunlar-Öneriler&lt;/span&gt; başlıklı bir oturum gerçekleştirilecek. Oturumda makale sunmak isteyenler 15 Mart 2006 tarihine kadar makale gönderebilecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113992354506108628?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113992354506108628'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113992354506108628'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/doudan-eviri-hareketleri.html' title='Doğu&apos;dan Çeviri Hareketleri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113943165898494347</id><published>2006-02-08T22:31:00.000+02:00</published><updated>2006-02-14T22:43:10.840+02:00</updated><title type='text'>Almanya'da Kitap Çevirmeninin Arz ve Talebi</title><content type='html'>&lt;a href="http://www.dw-world.de/dw/article/0,2144,1894007,00.html"&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Deutsche Welle&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;'den Çeviren: Sabri Gürses&lt;/span&gt;

&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Alman Çevirmenler Daha İyi Ücret Davalarını Mahkemeye Taşıyor&lt;/span&gt;

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dw-world.de/image/0,,1889189_4,00.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.dw-world.de/image/0,,1889189_4,00.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Çeviri ağır bir iş, üstelik az ödeniyor&lt;/span&gt;


&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Onlar edebiyatın perişanları: çevirmenler. Fakat kısa süre önce açılmış bir davanın sonucunda, çevirmenlerin kitap satışlarından yüzde alması kararı çıktığından beri, haklarını almaya çalışıyorlar. Tartışma yayın endüstrisini kaygıya düşürdü.&lt;/span&gt;

“Çeviriden hayatını kazanabileceğini söyleyen her kimse ya yalan söylüyor ya da profesyonel olmayan bir iş çıkartıyordur,” Almanya’nın en ünü edebiyat çevirmeni, Harry Rowohlt, Suhrkamp yayınevin eski editörü Walter Boechlich’ten böyle bir alıntı yapıyor.

Rowohlt işin doğrusunu biliyor olmalı: “Winnie the Pooh,” Franck McCourt’un çoksatar özyaşamöyküsü “Angel’s Ashes,” Kurt Wonnegut’un “Timequake”ini ve çoğu Amerikan kitapları olan daha yüzlerce kitabı çevirmiş bulunuyor. Bu etkileyici listeye rağmen, Rowohlt çeviriden hayatını kazanamadığını söyledi.

“Bu benim asıl mesleğim,” dedi. “Ama eğer kitap okuma günlerine katılmasam, ya da bir televizyon şovunda evsiz birini canlandırmasam, çevirmen olmanın masrafını karşılayamazdım.”

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dw-world.de/image/0,,1889115_4,00.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.dw-world.de/image/0,,1889115_4,00.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Çevirmen Harry Rowohlt, şansı kötü gitmiş olan bir TV karakterini canlandırdığı öteki hayatında.&lt;/span&gt;

İtalyan yazar Umberto Eco’nun çevirmeni olan Burkhart Kroeber, çevirmenlerin ne kadar çok, yani az aldıkları konusunda somut rakamlar sundu. Sayfa başına 14 ve 22 euro alıyorlar ($16.8 ila $26.5). Kroeber’in kendisi ayda 100 sayfadan fazla çeviremiyor, bu da ona toplamda 1,400 ila 2,200 euro sağlıyor. Buna ek olarak, bazen net satışlardan pay alabiliyor, ama bu minimum dizeyde ve sadece baskı çok büyük rakamlarda olursa gerçekleşiyor.

Onun kazancı mesleğe yeni giren birinin kazancı değil: 30 yıldır bu işi yapıyor.

&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kazancını Üçe Katla

&lt;/span&gt;Verdi sendikasının bir parçası olan, Almanca Çevirmenleri Birliği’nden (VdÜ) Gerlinde Schermer-Rauwolf, bu ücretin üç katını talep ediyor. Bunun hemen ertesi gün olması gerekmez, diyor. Ama yakın bir gelecekte önemli bir artış olmasını umuyor.

Ona göre, çevirmen gelirinin üç dayanağı olmalı. Birincisi, sayfa başına fiyat artırılmalı. İkincisi, çeviri eserin her kopyası için genel bir telif hakkı sistemi oluşturulmalı ve üçüncüsü, çevirmenin kitabın karton kapak olarak ya da kaset olarak yayınlanması durumunda kazanç sağlayacağı bir ek haklar sistemi uygulanmalı.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dw-world.de/image/0,,1152441_4,00.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.dw-world.de/image/0,,1152441_4,00.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Çevirmenler kitap kârından daha büyük pay istiyor&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;

&lt;/span&gt;2002 yılında, federal hükümet aralarında çevirmenlerin de bulunduğu, farklı bazı gruplara adil ücret verilmesini sağlayacak yayın hakkı düzenlemeleri hazırladı.

Fakat “adillik”  hiç kesin olarak tanımlanmadı, çünkü o sırada, yayıncılar çevirmenlerle uzlaşmayı vaat etti. Ama Kroeber’e göre, bu da daha gerçekleşmedi.

“Yayınevleri bu sorunu atmak üzere tek bir adım bile atmadı çünkü yeni yayın hakkı yasası yürürlüğe girdi,” dedi. “Her şeyi reddettiler.”

&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dava Açıldı&lt;/span&gt;

İddialarının sınırlayıcı kanunlara bağlı olarak ortadan kalkmadığını söyleyen bazı çevirmenler, dava açtı. Yargıçların önüne gelen on iki davanın bazısında, ilk kararlar verilmiş durumda.
Yargıçlar mevcut yıllık sayfa başı fiyat olan 18 euro’yu onayladı, ama net telif haklarını göz önünde bulundurarak, mahkeme çevirmenlere fazladan yüzde iki ve ek haklardan sağlanacak kazançlara bağlı olarak azami yüzde 25 verdi.

Kararlar çevirmenler için bir zafer, ama yayıncıların hoşuna gitmiyor.

&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bunun sonucu daha az çeviri mi?&lt;/span&gt;

“Buna verilen tepki yayıncıların çeviriden kaçınıyor olması,” dedi, Alman Kitap Fuarlar Birliği’nin hukuki danışmanı olan Christian Sprang. “2002 yılında yayın hakkı yasasının yürürlüğe girmesinden bu yana, çeviri eserlerin 9,000’den 5,500’e düştüğüne tanık olduk.”

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.dw-world.de/image/0,,1463280_4,00.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.dw-world.de/image/0,,1463280_4,00.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Eğer çevirmenler daha fazla para alırsa, raflarda daha az çeviri kitap mı olacak?&lt;/span&gt;

Sprang çevirmen ücretleri çekişmesine piyasa açısından bakıyor. Eğer sayfa başı ücret ona göre çok düşükse, bir çevirmeni çeviri yapmaya zorlayamazsınız, diyor. Diğer yandan, çok ünlü yazarlar için aşırı yüksek ücretler de kabul edilebilir, diyor.

“Bu dünyada sadece tek bir Dan Brown, John Grisham ve Joanne Rowling var,” diyor. “Ama sadece Almanya’da bu yapıtları çevirebilecek olan birkaç bin çevirmen var. Arz ve talep fiyatı belirler.”

Eğer Harry Rowohlt’un dediği olsaydı, yayıncılar daha fazla nitelikli edebiyat yayınlardı. Bu da gelirleri artırmak üzere, yurtdışından daha az bayağı eserler ithal etmek ve Almanya’dan iyi edebiyat ihraç etmek demek oluyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113943165898494347?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113943165898494347'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113943165898494347'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/almanyada-kitap-evirmeninin-arz-ve.html' title='Almanya&apos;da Kitap Çevirmeninin Arz ve Talebi'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113942888606759852</id><published>2006-02-08T20:59:00.000+02:00</published><updated>2006-06-29T12:21:13.543+03:00</updated><title type='text'>Onları Anımsayarak...</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;


&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/semih%20poroy.2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/400/semih%20poroy.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
Bugün Semih Poroy, Cumhuriyet gazetesinde bu zarif karikatürü yayınlamış, kanımca yaşanan olaylar açısından söylenebilecek bütün sözlerden daha anlamlı bir çizim bu.
Birkaç gündür buna benzer bir şey düşünüyordum ben de, çevirileri nedeniyle saldırıya uğrayan, öldürülen çevirmenleri düşünüyordum.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.burak-guemues.com/assets/images/turandursun.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 107px; height: 127px;" src="http://www.burak-guemues.com/assets/images/turandursun.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
4 Eylül 1990 tarihinde Kuran-ı Kerim'i çevirmekte olan Turan Dursun öldürülmüştü.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.lafeltrinelli.it/upl/d@y/album/orig/productImages/00/00/03/76/88.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 96px; height: 155px;" src="http://www.lafeltrinelli.it/upl/d@y/album/orig/productImages/00/00/03/76/88.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
3 Temmuz 1991'de Salman Rushdie'nin İtalyan çevirmeni Ettore Capriolo saldırıya uğramıştı. Yukarıdaki onun bir Joseph Condrad çevirisinin kapağı.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://languag2.home.sprynet.com/images/igarashi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 81px; height: 127px;" src="http://languag2.home.sprynet.com/images/igarashi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
Yukarıdaki kişi, Salman Rushdie'nin Japon çevirmeni &lt;a href="http://www.nytimes.com/books/99/04/18/specials/rushdie-translator.html"&gt;Hitoşi İgaraşi&lt;/a&gt;. 12 Temmuz 1991 günü öldürülmüştü.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.sak.itu.edu.tr/resimler/nesin/images/83_jpg.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 142px; height: 105px;" src="http://www.sak.itu.edu.tr/resimler/nesin/images/83_jpg.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
Aziz Nesin, Salman Rushdie'yi çevirtmeye karar verdiği için, Semih Poroy'un andığı yangında 4 Temmuz 1993 tarihinde 31 aydınla birlikte ölmüştü.* &lt;a href="http://www.bianet.org/2006/02/08/74383.htm"&gt;Onları anımsayarak&lt;/a&gt;...

&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Bekir Coşkun'un konuyla ilgili kara mizah örneği bir yazısı 9 Şubat günü &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3907965.asp?yazarid=2&amp;amp;gid=61"&gt;yayınlandı&lt;/a&gt;.)

* &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(düzeltme: 29 Haziran 2006) &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Aslında "&lt;a href="http://www.ata.boun.edu.tr/chronology/kim_kimdir/aziz_nesin.htm"&gt;kılpayı kurtulmuş&lt;/a&gt;" ve 1995 yılında vefat etmişti. Fakat nedense ben yanlış hatırlayarak böyle yazmışım. Bu ciddi ve tuhaf hataya dikkat çektiği için Neva Tezcan'a teşekkür ederim. Sahi, o iki yılda Aziz Nesin neler yaşadı, Şeytan Ayetleri'nden küçük bir kitap yapıldığını hatırlıyorum, tamamı çevrilmedi değil mi?
&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113942888606759852?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113942888606759852'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113942888606759852'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/onlar-anmsayarak.html' title='Onları Anımsayarak...'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113933443966385721</id><published>2006-02-07T19:25:00.000+02:00</published><updated>2006-02-07T20:33:19.450+02:00</updated><title type='text'>Karikatür Çevirileri</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Karikatür Krizi&lt;/span&gt; hem 11 Eylül kadar önemli bir olay olduğunu, hem de onun kadar büyük bir çeviri dalgasına yol açtığını gün geçtikçe daha görünür bir şekilde ortaya koyuyor. Bilindiği gibi, 11 Eylül, Amerika’da istihbarat örgütlerinin bütün ulusa kendileri için çevirmenlik yapma çağrısında bulunmaları gibi büyük çeviri hareketlerine yol açmıştı.
&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Karikatür Krizi&lt;/span&gt;’nin başladığı ilk gün olan 30 Eylül 2005 tarihinden bu yana yanıtlanmayan soru, bu karikatürleri ve çevirilerini Danimarka dışına kimlerin yaptığı sorusuydu. Bu soru önemli bir soruydu, çünkü karikatürler, internet üzerinde bulunabiliyor olsa da, dört batı ülkesinin birkaç gazetesi dışında yayınlanmış değil. Amerikan ve İngiliz basını genel olarak, Hz. Muhammed konulu karikatürleri Müslümanların duygularını incitmemek üzere yayınlamamayı tercih ettiğini belirtiyor. Kimlerin yayınladığıyla ilgili güncel bilgi &lt;a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Muhammad_Drawings"&gt;Wikipedia&lt;/a&gt;'da konuyla ilgili girdide bulunuyor.
Ortadoğu’ya giderek karikatürlerin çevirisini ilk yapan kişilerden biri, Danimarka’nın İslam cemaatinden Ahmed Akkari. Ahmed Akkari, çevirmen ve uzlaştırıcı olarak görünürlüğünü arttırıyor gibi. &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/3898197.asp?m=1&amp;gid=69"&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;’te yer alan bir haberde, Danimarka’nın özür dilemesi halinde İslam cemaatini sakinleştirebilecek olan kişinin kendisi olduğunu söylüyor. Ayrıca, anlaşıldığı kadarıyla, Şam’da elçilik yakılmadan önce, protestocuların cep telefonlarına “aşırı sağcılar Kuran yakıyor olabilir, provokasyona gelmeyin” gibi kısa mesajlar (sms) gönderen de yine Ahmed Akkari.
Öne çıkan ikinci bir isim, Ebu Laban. Ebu Laban, Danimarka’dan yola çıkarak Katar’dan başlayıp Ortadoğu’nun önde gelen İslam ülkelerini gezen ve karikatürleri bu ülkelerde tanıtan heyette yer alan biri. Daha önce, 1990’lı yıllarda bazı dini köktencilere çevirmenlik yaptığı söyleniyor. 2 Şubat’ta &lt;a href="http://counterterror.typepad.com/the_counterterrorism_blog/2006/02/fabricated_cart.html"&gt;Ebu Laban&lt;/a&gt;’ın Katar’da konu ettiği karikatürlerin bazılarının Danimarka’da yayınlanmış karikatürler olmadığı, sahte olduğu öne sürülmüş.
Karikatürlere en şiddetli tepki gösteren ve Ortadoğu’da duyulmalarını sağlayan kişilerin en önemlisiyse, &lt;a href="http://www.telegraph.co.uk/news/main.jhtml?xml=/news/2006/02/03/wcart03.xml"&gt;Şeyh Yusuf Mustafa El Kardavi&lt;/a&gt;. Kardavi, Katar’da Doha Üniversitesi’nun hukuk bölümünü ve 2004 yılında İrlanda, Dublin’de Uluslararası İslam Alimleri Birliği’ni (IAMS) kurmuş olan biri. El Cezire televizyonunda “Şeriat ve Yaşam” adlı bir programı var ve &lt;a href="http://islamonline.net/"&gt;Islam Online&lt;/a&gt; adlı internet sitesini yönetiyor. Bu site iki dilli olarak yayınlanıyor.
Çevirmenler bu şekilde giderek görünür oluyor. Fakat yazmakta olduğu &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kuran ve Muhammed Peygamber'in Hayatı &lt;/span&gt;adlı kitabına Hz. Muhammed'in resimlerini eklemek istemesiyle  bu kritik krizin başlamasına yol açan çocuk kitapları yazarı &lt;a href="http://www.signandsight.com/features/588.html"&gt;Kare Bluitgen&lt;/a&gt;, bütün bu haberlerde tamamen gözden kaybolmuş bulunuyor. Uluslararası öfkenin ulaştığı boyut karşısında, Hz. Muhammed karikatürlerinin ve bunların çevirmenlerinin görünür olması, bu karikatürlerin yaratıcılarınınsa  görünmez olmak zorunda kalması, çevirmenin yapıtın önüne geçtiği trajik bir durum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113933443966385721?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113933443966385721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113933443966385721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/karikatr-evirileri.html' title='Karikatür Çevirileri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113904803058879008</id><published>2006-02-04T11:52:00.000+02:00</published><updated>2006-02-04T13:13:44.003+02:00</updated><title type='text'>Allah, Tanrı ve Karikatür</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Türkiye uzayda olduğu için Dünya'dan haberler almakta bazen güçlük çekiyoruz. Bazı Avrupa gazetelerinin başlattığı karikatür savaşını da gecikmeli olarak öğrendik. Dünyanın birçok yerinde Müslümanlar bu karikatürlere karşı öfkelerini dile getirirken, biz ancak sonuncu karikatürle olayı öğrendik. Oysa Müslüman dünyayı, Hz. Muhammed'i Buddha, Hz. Musa ve Hz. İsa'yla birlikte bir bulutun üzerinde tasvir eden Fransız karikatüründen çok, Hz. Muhammed'i yine bir bulutun üzerinde, aşağıdaki intihar bombacılarına artık durmalarını, çünkü cennette yeterince bakire kalmadığını söylerken tasvir eden Danimarka karikatürü gibi örnekler öfkelendirmiş görünüyor.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/francesoirkarikaturusilinmis.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/francesoirkarikaturusilinmis.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Birkaç gündür sonuncu karikatürün çevirisini anlamaya çalışıyorum. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Le France Soir&lt;/span&gt;'da şu manşet atılmış: "Oui, on a le droit de caricaturer dieu." Manşetin altında yer alan konuşma balonunda yer alan söz şöyle: "Râle pas, on a tous été caricaturés ici!"
&lt;a style="font-style: italic;" href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/3876506.asp?m=1&amp;gid=69"&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt;gazetesinde manşetin çevirisi, "Evet, Tanrı’nın karikatürünü çizme hakkımız var" ve konuşma balonunun çevirisi "Söylenme Muhammed... Burada hepimizin karikatürü çizildi" olarak yer aldı. &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/haber.asp?a=25953,5"&gt;Akşam&lt;/a&gt; gazetesinde sadece balonunun çevirisi, Hürriyet'teki gibi aktarıldı ve Le France Soir'daki yazıdan ayrıntılar verildi.
Radikal gazetesi yazarı &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=177689"&gt;Hakkı Devrim&lt;/a&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Times&lt;/span&gt;'tan çeviri yaparak baloncuğun çevirisini şöyle aktarıyor: "Buda, İsa ve Muhammed bir bulut üzerine otururken resmedilmiştir. Hz. İsa, Hz. Muhammed'e: Şikâyet etme, diyor; üçümüzün de karikatürünü çizdiler." Devrim'in aktarımında Hz. Musa eksik, ayrıca "üçümüzün" ifadesini de kendisi ekliyor.
&lt;a style="font-style: italic;" href="http://www.timesonline.co.uk/article/0,,251-2020190,00.html"&gt;The Times&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;'&lt;/span&gt;taki çeviri manşet ve baloncuk sırasıyla şöyle: "We have the right to caricature God" ve "Don’t complain Muhammad, we’ve all been caricatured here." &lt;a style="font-style: italic;" href="http://service.spiegel.de/cache/international/0,1518,398688,00.html"&gt;Der Spiegel&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;'&lt;/span&gt;in İngilizce internet sayfasında çeviriler sırasıyla şöyle: "Yes, We Have the Right to Caricature God" ve "Don't worry Muhammad, we've all been caricatures here."
Örnekler daha çoğaltılabilir ve incelenebilir. Fakat &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Times&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Der Spiegel&lt;/span&gt; çevirileri arasındaki iki fark önemli: birinde "worry," kaygılanmak, diğerinde "complain," şikayet etmek fiilleri kullanılmış. Ayrıca birinde "been caricatured here," burada karikatürize edildik, diğerinde "been caricatures here," burada karikatür olduk deniyor. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Der Spiegel&lt;/span&gt;, "worry" çevirisiyle yumuşak bir fiil kullanıyor, oysa kaynak metindeki "râle" fiili homurdanmak, şikayet etmek gibi anlamlar içeriyor, bu açıdan "söylenme" çevirisi oldukça yerinde görünüyor. "Burada hepimizin karikatürü çizildi" çevirisiyse, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Times&lt;/span&gt; çevirisi gibi bir bakıma yorum, kaynak metinden birebir çeviri sanırım şöyle olabilir: "Söylenme Muhammed, burada hepimizin karikatürü var."
Fakat bu çevirilerde benim asıl takıldığım nokta, kaynak manşetteki "dieu," İngilizce çevirisiyle "god" yani "tanrı" sözcüğü. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Le France Soir&lt;/span&gt;'ın bu ifadeyle ne kastettiğini anlamakta güçlük çekiyorum: Müslüman inanışına göre, Hz. Muhammed bir tanrı değildir. Ayrıca karikatürde yer alanlar arasında bir tek Hz. İsa'nın Hıristiyanlıkta Tanrı'nın oğlu ve sureti sayılması sözkonusu, Buddha bir tanrıdır, ama Tanrı değildir ve Hz. Musa için bunların hiçbiri söylenemez. Öyleyse "tanrının karikatürünü çizmek" ne anlama geliyor? Ayrıca, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Hürriyet&lt;/span&gt;&lt;font&gt;'te&lt;span style="font-style: italic;"&gt; &lt;/span&gt; bu manşetin "Evet, Tanrı'nın karikatürünü çizme hakkımız var" şeklinde çevrilmesi nasıl bir anlam içeriyor? Gazete ya da haber çevirmeni, karikatürü yapılanların tanrı olmadığının farkında değil mi, dahası, Hıristiyanlıktan başka bir din tarafından bu inanışın kabul edilmediğini, orada bile tartışmalı olduğunu ve Müslümanlıkta Hz. Muhammed'in tanrı olduğunu ima etmenin küfür sayıldığını bilmiyorlar mı? Kanımca, kaynak metindeki bu ifade ve birebir çevirisi de çizilen karikatürler kadar sorunlu bir kültürler arası çeviri örneği sayılabilir.

&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Not: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Le France Soir&lt;/span&gt; gazetesindeki karikatürü Hz. Muhammed tasvirini kaldırarak vermeyi uygun gördüm, çünkü bu yazının amacı Müslümanların tasvir konusundaki inançlarını tartışma konusu yapmak değil.
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113904803058879008?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113904803058879008'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113904803058879008'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/allah-tanr-ve-karikatr.html' title='Allah, Tanrı ve Karikatür'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113888635762951151</id><published>2006-02-02T14:26:00.000+02:00</published><updated>2006-02-02T19:20:59.643+02:00</updated><title type='text'>Yazar-Çevirmen İlişkileri</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sabri Gürses &lt;/span&gt;&lt;/span&gt;

Güney Afrika kökenli ünlü yazar J. M. Coetzee, &lt;a href="http://www.theaustralian.news.com.au/common/story_page/0,5744,17924843%5E5001986,00.html"&gt;The Weekend Australian&lt;/a&gt; adlı bir dergiye kitaplarının çevirileriyle ilgili ilginç bir yazı yazmış. Kitaplarının 25 kadar dile çevrildiğinden, bunlardan üç dili ortalama düzeyde okuyup inceleyebildiğinden bahsediyor. Bazı çevirilere ilişkin haberleri de ikidilli okurlardan alıyorum, diyor. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Petersburg'lu Usta&lt;/span&gt; adlı kitabı Rusya'da &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Petersburg'da Sonbahar &lt;/span&gt;olarak yayımlanmış. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Dusklands&lt;/span&gt;'ın İtalyancasında, bir adam sandığı bir kargayla açmaya çalışıyormuş: oysa Coetzee &lt;span style="font-style: italic;"&gt;küskü ya da demir çubuk&lt;/span&gt; karşılığı olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;crowbar &lt;/span&gt;kelimesinin kısaltılmış hali olan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;crow &lt;/span&gt;kelimesini kullanmış. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Crow &lt;/span&gt;karga anlamına da geliyor.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://nobelprize.org/literature/laureates/2003/coetzee-award.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 232px; height: 339px;" src="http://nobelprize.org/literature/laureates/2003/coetzee-award.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yazının bundan sonraki kısmı oldukça ilginç, Türkçe çeviriler de anılıyor:
"Fakat gelen haberlerin çoğu  güven verici. Modern yayıncılığın para merkezli dünyasında bile, pespaye çeviriler nadir görülüyor. Özellikle edebi eserlerin çevirisinde, hiç fark edilmeyecek olsa bile insanların ellerinden gelenin en iyisini yapma hevesi  hakim görünüyor.
Bir yazar olarak bir çevirmenin bana danışmasını hoşnutluk verici buluyorum. Fransız, Alman, İsveçli, Hollandalı, Sırp ve Koreli çevirmenlerim benimle düzenli olarak görüşüyor.
Diğer yandan, Türk ve Japon çevirmenlerim gibi benimle hiç temasa geçmemiş olanlar da var. Türkçe ve İngilizce arasındaki, Japonca ve İngilizce arasındaki dilsel yapı ve kültürel arkaplan farklılıkları düşünülecek olursa, bu çevirmenlerin benim metinlerimi Avrupalı meslektaşlarından daha sorunlu bulacağını sanıyordum. Ya da belki kibarlık yüzünden benimle temasa geçmiyorlar."

Coetzee'nin Türkçede yayımlanmış 7 kitabı var. İlki &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Barbarları Beklerken&lt;/span&gt;, 1985'te &lt;a href="http://ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=JEYQRLRZUB5ROVWNMHRK"&gt;Beril Eyüboğlu&lt;/a&gt; tarafından çevrilmiş ve 1988'e dek üç baskı yapmış. Sonra bu kitabı 2001'de &lt;a href="http://ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=BR298DQ6U0ZQEZ4JVXI2"&gt;Dost Körpe&lt;/a&gt; yeniden çevirmiş. 1986'da &lt;a href="http://ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=KA4657IQJM6K83ZHGWOZ"&gt;Eyüboğlu&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Michael K. Nasıl Yaşadı&lt;/span&gt;'yı çevirmiş. 1990'da &lt;a href="http://ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=L4HCR6RG5D7NS8UM7TZG"&gt;Nihal Geyran Koldaş&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Düşman&lt;/span&gt;'ı çevirmiş. 1993'te &lt;a href="http://ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=B0O1XG0ELD1A1GIQUSFA"&gt;Şamil Beştoy&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Demir Çağı&lt;/span&gt;'nı çevirmiş. 2003'te &lt;a href="http://ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=NGBFNF2KY21Y28KI8GLY"&gt;İlknur&lt;/a&gt; &lt;a href="http://ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=CBDUA0SE986BUIYDBU5V"&gt;Özdemir&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Utan&lt;/span&gt;ç'ı ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Petersburg'lu Usta&lt;/span&gt;'yı çevirmiş. 2004'te &lt;a href="http://ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=KJDLGP7MD0TCROA1UU42"&gt;E. Efe Çakmak&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Romancının Romanı&lt;/span&gt;'nı çevirmiş.
7 kitap, 4 yayınevi, 6 çevirmen rakamlarına bakılırsa, Coetzee'nin sorduğu soruda haklı bir yan var gibi görünüyor: çevirmenler yapmasa, yayınevleri bir ilişki kurabilirdi yazarla. İlişki kurmamanın sebebi üzerinde düşünmek gerek: yayınlanan çeviri kitapların çoğunda yazarla ilişki kurulduğuna dair bir işaret olmuyor genelde, acaba yayınevleri mi istemiyor bunu, çevirmenler mi istemiyor, kimsenin aklına gelmiyor mu, yoksa aracı kurumlar mı istemiyor? Kuşkusuz karmaşık günlük ayrıntılar sözkonusu: ben bir yazarla yazışmak istediğimde bir yayınevi tereddüt etmişti meyl adresini vermekte, bir başkası hiç aklımda yokken teşvik etti, bir başka durumda telif ajansından gerekli bilgi vaktinde gelmedi. Tabii artık bazı yazarların meyl adresi internette bulunabiliyor. Coetzee haklı, ama belki hem çevirmenlerin ona ulaşmasının kolay olduğunu varsayıyor, hem de çevirilerini de kendi eseri sayıyor. İlginç bir düşünce. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(resim: Coetzee, solda, Nobel ödülünü alırken.)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113888635762951151?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113888635762951151'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113888635762951151'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/02/yazar-evirmen-ilikileri.html' title='Yazar-Çevirmen İlişkileri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113871504762047060</id><published>2006-01-31T15:41:00.000+02:00</published><updated>2006-02-02T15:23:48.806+02:00</updated><title type='text'>OKUYAN US YAYINEVİ'NİN AÇIKLAMASI</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;J.R.R. Tolkien’in &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Noel Baba’dan Mektuplar&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; kitabının çevirisi hakkında:&lt;/span&gt;

Fantastik edebiyatın öncüsü ve ustası J.R.R. Tolkien’in 'Noel Baba' imzasıyla yirmi üç yıl boyunca çocuklarına yazdığı mektuplardan oluşan &lt;a href="http://www.okuyanus.com.tr/icerik.asp?IcerikID=1955"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Noel Baba’dan Mektuplar&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; isimli kitabı, 2005 yılının Aralık ayında &lt;a href="http://www.okuyanus.com.tr/"&gt;Okuyan Us Yayınevi&lt;/a&gt; tarafından yayınlandı. Kitabı Türkçe’ye kazandıran &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=172686"&gt;Leylâ Roksan Çağlar&lt;/a&gt; hakkında, metnin içinden “1453 Gulyabani İstilası” adlı bölümde, sadece tarihi çıkarmış olması nedeniyle, kitaba sansür koyduğu iddiaları ortaya atıldı. Hatta telif sahibi 50 yıl önce vefat etmişse, eserde herhangi bir sebeple herhangi bir değişiklik yapılamayacağı söylendi.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.okuyanus.com.tr/db/icerik/1955-b.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 200px;" src="http://www.okuyanus.com.tr/db/icerik/1955-b.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Doğrular bir yana, elbette yanlışlar bir arada doğru etmiyorlar, ancak ister istemez aklımıza “ülke şartları” geliyor. Tabii telif ve çeviri konusunda. Telif konusu zaten bir labirent. İşin eğrisi doğrusu herkes tarafından net bilinemiyor. Üstelik bu saha kötü niyetli kullanımlara açık bir saha. Bu konuyu kapaklarına rahat rahat Matisse, Picasso vb. büyük ressamların eserleri yerleştiriveren yayınevlerine bırakıyoruz.

Çevirmenlik, edebi birikim ve hem çıkış (İngilizce) diline hem de erek-hedef (Türkçe) dile hâkimiyet gerektiren bir meslektir. Bir kitabın çevirisini yapmaya başlamadan önce kitabı orijinal dilinde okumak, anlamak gerekir. Yazar hakkında, daha önceki kitaplarından haberdar olmak, üslubunu, dilini iyi bilmek gerekir. Çeviriye sadık kalmak ise en önemli koşuldur. Yayınevinin editörü de çeviri ve orijinal eserin karşılaştırmalı okumasını hakkıyla ve orijinale “yönelik” ama çevirmenle el ele yapmalıdır. Bizim yayınevimizde de bu böyle süregelmiştir.

Fakat ülkemizde klasiklerden çağdaş eserlere dek yayınlanan birçok kitabın çevirisi özensiz, eksik ve anlaşılmazdır. Yayınevlerinin çoğu çeviriden gelen eseri olduğu gibi yayınlayabilmektedir. Okur, içinden çıkamadığı cümlelerle boğulurken bunlardan pek söz edilmez. Belki entelektüel dost meclislerinde bahisleri geçer. İyi kötü yayınlanmışlardır artık, üzerinde durmaya gerek yok diye bakılır çoğu zaman. Yine maalesef.

Leylâ Roksan Çağlar’ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Okuyan Us Yayınevi&lt;/span&gt; için yaptığı, J.R.R Tolkien’in &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Noel Baba’dan Mektuplar &lt;/span&gt;adlı kitabının çevirisi aslına uygun bir içerikle, zengin ve kıvrak bir dille yapılmıştır. (Arif Çağlar’ın yardımını, önerisini ve katkısını da alarak.)

Sansür olduğu gerekçesiyle eleştirilen müdahale, yayınevimizin bilgisi dahilinde yapılmış bir değişikliktir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Noel Baba’dan Mektuplar&lt;/span&gt; kitabımız, bir çocuk edebiyatı eseridir. Çocukların savunmasız dünyasına bu tür bir kültürel ve dini bir önyargının girmesini istemediğimiz için, 1453 tarihini çeviride bulundurmama kararı aldık. Bu karar çevirmenin tavsiyesi doğrultusunda, yayınevimizin ortak kararıdır. Kimbilir, 1453 tarihi kitapta aslındaki gibi yer alsaydı bu defa da “Türk düşmanı bir söylem” barındıran bu kitabı neden yayınladığımız tartışılacaktı. Üstelik bu tesbitin bir habercilik harikası değil, çevirmenin kitaba yazdığı notta yer alan, çevirmenin kendisi tarafından verilmiş bir bilgi olduğunu da anımsatmak gerekir.

Bu vesileyle umarız sansür konusu daha geniş, daha ciddi bir biçimde ve daha sıkça ele alınır.

&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Okuyan Us Yayınevi&lt;/span&gt;
&lt;/div&gt;

&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kitapta yer alan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çevirmen Notu&lt;/span&gt;:&lt;/span&gt;

Birçok yerde Noel Baba'nın ve çocukların adlarını orijinal metindekinden farklı olarak değişik şekilleriyle verdik. Bununla hem Tolkien'in dil oyunlarını sürdürmeyi hem de hikâyeyi olduğunca Türkiye'li yapmak istedik. Tolkien'in, Noel Baba'nın 23 Aralık 1932 ve 21 Aralık 1933  tarihli iki mektubunda 1453 tarihini vererek gulyabanileri İstanbul'un fethiyle birleştirmeye çalışmasını, düşüncesizce tekrarlanan dinsel bir ön yargı olduğu için Türkçe metine almadık. Buna karşılık Tolkien 24 Aralık 1935 tarihli Noel Baba mektubunda 1933 tarihini vererek gulyabanileri Almanya'da iktidarı ele geçen bir felaketle birleştirmekte haklı. İngilizce metinde Kuzey Kutbu Ayısı Karhu'nun yazdıkları kalın siyah harflerle verilmiş, Türkçe metinde de öyle. Ancak bazı yerlerde Tolkien Karhu'ya imlası bozuk bir İngilizce’yle mektup yazdırıyor, bu oyunu Türkçe’de tekrarlamadık. Buna karşılık Tolkien'in İngilizce’de yaptığı dil oyunlarına her zaman aynı yerde olmasa bile Türkçe metinde yeterince yer vermeye çalıştık. Başta Türkçe’deki bu dil oyunları olmak üzere çevirinin olgunlaşmasında Arif Çağlar'ın çok emeği geçti. Noel 1938 tarihli mektuptaki şiir çevirisi de ona ait. Hem bu emekleri hem de bana bu çeviriyi yapma cesareti verdiği için kendisine teşekkür borçluyum.

&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Leylâ Roksan Çağlar&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113871504762047060?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113871504762047060'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113871504762047060'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/okuyan-us-yayinevinin-aiklamasi.html' title='OKUYAN US YAYINEVİ&apos;NİN AÇIKLAMASI'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113844722946568502</id><published>2006-01-28T12:44:00.000+02:00</published><updated>2006-01-28T13:43:24.416+02:00</updated><title type='text'>"Noel Baba" İstanbul'da</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/nbaba.1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/nbaba.1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/rcaglar.3.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/rcaglar.3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic;font-size:85%;" &gt;Oktay Ertan&lt;/span&gt;

Milliyet gazetesinde Yıldız Yazıcıoğlu'nun &lt;a href="http://www.milliyet.com/2006/01/27/yasam/ayas.html"&gt;haberine&lt;/a&gt; göre ünlü yazar J. R. R. Tolkien'in "Noel Baba'dan Mektuplar" başlığıyla çevrilen kitabında çevirmen Roksan Çağlar sansür uygulamış. &lt;a href="http://www.milliyet.com/2006/01/01/kitap/kit20.html"&gt;Milliyet gazetesinde, kitapla ilgili bir tanıtıcı bir haber çıkmıştı.&lt;/a&gt; Orijinal metinde Gulyabanilerin saldırı tarihinin 1453 olduğunu, ancak çevirmenin bu tarihi erek kitleye hitap etmediği gerekçesiyle çevirmediğini anlıyoruz. Roksan Çağlar hakkında bilgilerle (16 yaşında olmasına birkaç defa değinilmiş) devam eden haber Sevin Okyay'ın konuyla ilgili yorumuyla ve daha önce "Yüzüklerin Efendisi"ni çevirmiş olan Bülent Somay'ın, yazar Tolkien'in daha doğru anlaşılması yönündeki açıklamasıya sona ermiş.
Bir çocuk kitabında tarihi ve siyasi göndermelerin çevrilmesinin zorunlu olmadığı kararına katılıyor ve bu bağlamda "sansür" kavramının kullanımını, kelime avcılığından ve erek kitle değerlendirmesinin eksikliğinden kaynaklanan yanlış bir yorum olarak algılıyorum.
Çevirmenin 16 yaşında olması durumu ve kararı değiştirmiyor, sadece kararın eleştirisini daha kolay bir hale getiriyor.
Haberde anlayamadığım tek nokta: "orijinal metindeki 1453 tarihinin Türkçe çeviride yer almadığı" saptaması (veya karşılaştırması) kime ait?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113844722946568502?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113844722946568502'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113844722946568502'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/noel-baba-istanbulda.html' title='&quot;Noel Baba&quot; İstanbul&apos;da'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113817223271141728</id><published>2006-01-25T08:18:00.000+02:00</published><updated>2006-01-25T08:57:12.936+02:00</updated><title type='text'>Hat Ustası Ali Alparslan Vefat Etti</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/966715.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 154px; height: 166px;" src="http://www.hurriyet.com.tr/_newsimages/966715.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;"Geleneksel sanatlarımızdan hattın 'yaşayan en büyük üstadı' kabul edilen &lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/yazar/yazar.asp?id=729"&gt;Prof. Dr. Ali Alparslan&lt;/a&gt;, dün İstanbul’da vefat etti. 20. yüzyılın büyük hattatlarından Necmeddin Okyay’ın öğrencisi olan Prof. Alparslan, hattatlığının yanısıra Türk edebiyatı profesörüydü.
1924’te Çorlu’da doğan Ali Alparslan, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi ve doktorasını Tahran Üniversitesi’nde yaptı. Bir süre Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde çalışan Ali Alparslan, daha sonra Dışişleri Bakanlığı’nda girdi. Birkaç sene sonra İstanbul Üniversitesi’ne geçen Alparslan burada Türk Edebiyatı Profesörü oldu ve bu arada Oxford ve Şikago Üniversiteleri’nde edebiyat tarihi okuttu.
Prof. Ali Alparslan, yazıya 20. yüzyılın büyük hattatlarından olan &lt;a href="http://images.google.com/images?q=Necmeddin+Okyay&amp;ie=utf-8&amp;amp;oe=utf-8&amp;client=firefox-a&amp;amp;rls=org.mozilla:en-US:official&amp;sa=N&amp;amp;tab=wi"&gt;Necmeddin&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.yenisafak.com/arsiv/2002/mayis/01/mkutlu.html"&gt;Okyay&lt;/a&gt;’la başladı ve 1950’li yıllarda Okyay’dan talik ve rik’a yazılarının yanısıra ebru yapımından da icazet aldı.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://static.ideefixe.com/images/71/71587_2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 100px; height: 133px;" src="http://static.ideefixe.com/images/71/71587_2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Daha sonraları &lt;a href="http://images.google.com/images?lr=&amp;ie=UTF-8&amp;amp;oe=UTF-8&amp;q=Halim%20%C3%96zyaz%C4%B1c%C4%B1&amp;amp;sa=N&amp;tab=wi"&gt;Halim Özyazıcı&lt;/a&gt;’dan 'divâni' yazısını da öğrenen Alparslan, çok sayıda öğrenci yetiştirdi ve İslam ülkelerinden gelen çeşitli kişilere de hat öğretti. 1999’da yayınladığı ve geçmişin hat üstadlarını bağlı oldukları okullara göre anlattığı &lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/kitap/kitap.asp?id=1847"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Osmanlı Hat Sanatı Tarihi&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; isimli eseri, bu konudaki ilk örnek olma özelliğini kazandı.
Çok sayıda kitabenin yanısıra Galasaray Lisesi’nin üzerindeki alınlıkta bulunan levhayı da Prof. Dr. Ali Alparslan yazmıştı. Alparslan’ın cenazesi, bugün (25 Ocak) Fatih Camii’nde kılınacak öğle namazından sonra Karacaahmet Mezarlığı’nda toprağa verilecek." (Hürriyet, &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3840349.asp?m=1&amp;amp;gid=69"&gt;25 Ocak 2006&lt;/a&gt;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113817223271141728?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113817223271141728'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113817223271141728'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/hat-ustas-ali-alparslan-vefat-etti.html' title='Hat Ustası Ali Alparslan Vefat Etti'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113787337122330882</id><published>2006-01-21T21:55:00.000+02:00</published><updated>2006-01-21T22:26:43.716+02:00</updated><title type='text'>Yıldız Yasemin Sonel'in Anısına</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;
&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/uckagitcilar%20arka%20kapak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 153px; height: 227px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/uckagitcilar%20arka%20kapak.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/uckagitcilar.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 157px; height: 229px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/uckagitcilar.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yıldız Yasemin Sonel 1977 yılında, 17-18 yaşlarında vefat etmiş gencecik bir çevirmen. Kitap olarak yayınlanmış tek bir çevirisi var, ölümünden üç yıl sonra. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Üçkağıtçılar &lt;/span&gt;adlı bu çeviri babası Prof. Dr. Ahmet Sonel tarafından, yazar Emine Işınsu'nun da yardımlarıyla yayınlanmış.
&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Üçkağıtçılar&lt;/span&gt;, 1971 yılında Amerika'da çoksatar olan ve 1973 yılında aynı adla filme çekilen &lt;a href="http://www.amazon.com/gp/product/1568582307/qid=1137861393/sr=8-2/ref=pd_bbs_2/002-6164268-6259261?n=507846&amp;s=books&amp;amp;v=glance"&gt;Paper Moon&lt;/a&gt; adlı kitabın çevirisi. Kitabın kapak tasarımı &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0070510/posters"&gt;film afişinin&lt;/a&gt; tasarımıyla aynı, sadece, sanırım burada Yıldız Yasemin Sonel ile babası Ahmet Sonel afişi kendileri canlandırmış, ama emin değilim, öyle hayal etmek istedim biraz da.
Yıldız Yasemin Sonel 1977 yılında bir trafik kazasında vefat etmiş. Ben bu kitabı sahafta buldum ve inceledikçe neyle karşı karşıya olduğum konusunda karışık hisler yaşadım: gencecik bir insanın bir kitap çevirmesinin güzelliği bir yana, bir baba göğe uçan küçük kızının kitabını yayına hazırlarken neler hisseder? Giriş yazısı olarak şu satırları kaleme almış:
"Yıldız Yasemin Sonel, ortaokulu bitirdiği yıl (3 sene evvel) bu kitabı tercüme etmişti.
Lise son sınıfta iken, belki vicdan muhasebesi yapmak gibi bir faziletten hiç nasibini almamış bir ailenin araba sürücüsü olan çocuğunun hatası ile, trafik kazasında vefat etti.
İngilizce ve Fransızca biliyordu. 'Allah'tan başka hiçbir şeyi bulunmayan kendisinin, Allah'tan başka her şeyi olanlara acıdığını' ifade ederdi...
Hatırasını yaşatmak, değerli dostların yardımı ile mümkün olabildi.
Başta değerli romancı Emine Işınsu Hanımefendi olmak üzere, kitabın basılmasını sağlayan dostlarıma şükranlarımı belirtmek isterim...
&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Babası          &lt;/span&gt;
&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Prof. Dr. Ahmet Sonel&lt;/span&gt;"
&lt;/div&gt;
&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/uckagitcilar%20ceviri.0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/uckagitcilar%20ceviri.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ahmet Sonel hakkında okuduğum &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2002/10/16/saglik/saglikprn2.html"&gt;bir habere göre&lt;/a&gt; çok verimli bir insan, bir kardiyolog, yaptığı bir çok çalışmayla birlikte kızının anısına bir kitap adamış,  adına bir kalp vakfı kurmuş. Kendisine gecikmiş bir baş sağlığı dilemek, kızının güzel, incelikli çevirisinden dolayı her ikisini geç de olsa tebrik etmek istedim. Trafik kazalarında, başkalarının hesapsız canavarlıklarında tükenip giden incecik hayatlarımız: bu hüzünlü çeviriyi görünce hissettiklerimi, en son 7 Temmuz 2005 Londra bombalamasından sonra hissetmiştim. Londralıların yanısıra, Marmara Üniversitesi'nden mezun olmuş, İngiltere'ye dil kursuna gitmiş, 24 yaşında genç bir kız kayboldu o çirkin terör olayında: &lt;a href="http://www.sabah.com.tr/2005/07/09/dun106.html"&gt;Gamze Güloran&lt;/a&gt;. Bir yanıyla 24 yıllık bir emek, bir yanıyla çevirmen adayıydı bana göre. En son annesinin Londra'ya gittiğini okudum, bir daha haber okumadım hakkında, dilerim bulunmuştur, dilerim iyidir, terör karşıtı bir çeviri yapmaya niyetlenmiştir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113787337122330882?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113787337122330882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113787337122330882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/yldz-yasemin-sonelin-ansna.html' title='Yıldız Yasemin Sonel&apos;in Anısına'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113784246953681404</id><published>2006-01-21T13:20:00.000+02:00</published><updated>2006-01-21T18:19:38.170+02:00</updated><title type='text'>Rus Klasiklerini Neden Seviyoruz?</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Rus klasiklerini toplumumuzun okuryazar hemen her üyesi seviyor gibi geliyor bana bazen. Tolstoy'un, Dostoyevski'nin adı, güzel sohbetlerin yalın bir iksiri gibi, anılması hemen coşkuya yol açıyor, yüzlere tatlı bir gülümseme yayılıyor. İngiliz, Amerikan klasiklerinin böylesine duygudaşlık uyandırdığını doğrusu ben pek gözlemedim. Melville dediğinizde öyle bir coşku yayılmıyor kimseye, hatta &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Moby Dick &lt;/span&gt;denince bile &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Savaş ve Barış&lt;/span&gt; dendiği zaman olduğuna kıyasla küçük bir coşku ortaya çıkıyor. Bir parça abartıyorum kuşkusuz, fakat Rus işgallerini ve Rusların panslavist bağlılıklarını Dostoyevski, Tolstoy, Turgenyev çevirileri sayesinde büyük bir duygudaşlıkla unutan ya da görmezden gelen toplumumuzun bu coşkusu gerçekten övülmeye değer. Sonuçta aynı duygudaşlığı vaktiyle kendi bünyesine ait saydığı İran, Arap, Afrika, Yunan edebiyatlarına karşı göstermiyor.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://static.ideefixe.com/images/209/209354_2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 133px; height: 192px;" src="http://static.ideefixe.com/images/209/209354_2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fakat diğer yandan, Rus klasiklerine yönelik bu sevginin gerçekten Rus ve Rus dünyasına yönelik bir sevgiden kaynaklandığına dair küçük bir kuşku belirdi içimde. Acaba Rus klasiklerini Rus oldukları için değil de, klasik oldukları için mi seviyoruz, hatta Batı literatürünün klasikleri arasında yer alan klasikler oldukları için mi seviyoruz?
&lt;a href="http://www.iletisim.com.tr/iletisim/series.aspx?sid=5"&gt;İletişim Yayınevi&lt;/a&gt;, bir süredir özenli bir şekilde Rus klasikleri yayınlıyor. Tolstoy ve Dostoyevski çevirilerini, Orhan Pamuk'un editörlüğünde Dünya Klasikleri dizisinden yayınlıyor. Genel eğilim olarak bu eserlerin yeni çevirilerini yaptırmıyor, daha önce tanınmış ve ünlenmiş olan, Rusça çevirilerinden yararlanıyorlar. Orhan Pamuk bir genel editör önsözü yazıyor, fakat bunun dışında kitaba bir başka ünlü yazardan da önsöz ya da sonsöz almaya özen gösteriyorlar. Bendeki kuşkuyu güçlendiren de bu önsözler oldu.
Şu ana kadar yayınlanan Tolstoy'un kitaplarının ön ve sonsözleri John Bayley, Nadime Gordimer, Edward Wasiolek, Doris Lessing,  Henri Troyat, Colm Toibit ve Renato Poggioli'ye ait.
Dostoyevski kitaplarının ön ve sonsözleri Saul Bellow, Henri Troyat, Orhan Pamuk, Liza Knapp, Rene Girard, Sigmund Freud ve Murat Belge'ye ait.*
Bu ön ve sonsöz yazarlarının hiçbiri Rus değil, Rusya dışındaki dünyanın yazarları. Bu önsöz seçimlerine, Türkiye'de tanınmış (Troyat, Lessing gibi) yazarların güven verici önsözleri de denemez, çünkü büyük kısmı (Knapp, Wasiolek gibi) tanınmayan, eserlerinin çevirisi olmayan kişiler. Belki temel ortak özelliklerinin, çağdaş batı dünyasında Rus klasikleriyle ilgili yazılmış etkili yazılar olmaları, bir anlamda klasikleşmiş yazılar olmaları olduğu söylenebilir: Troyat, Poggioli, Freud'un yazıları bir bakıma böyle. Edward Wasiolek ve Liza Knapp de Rusça çevirmeni ve uzmanları. Fakat İrlandalı çağdaş yazar Colm Toibit'in yazısı için bunu söylemek zor, ailesi çarlığın sonunda Rusya'dan göç etmiş olan yazar Saul Bellow'un yazısı için de: bunlar çağdaş yazarların klasiklere ilişkin yorumları. O zaman temel ortak özellikleri   tek bir şey, bir Türk yazarının seçtiği önsözler olmaları.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://static.ideefixe.com/images/219/219320_2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 126px; height: 182px;" src="http://static.ideefixe.com/images/219/219320_2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beni düşündüren iki şey var bu noktada: birincisi, Rus klasiklerinin Rusya'da nasıl değerlendirildiği, Rusça yazılmış bu eserler hakkında Rusların ne incelemeler yapmış olduğu neden önemli değil? Tahmin etmek güç değil, bir Rus yazarının (sözgelimi Lotman) bu klasiklerden biri üzerine incelemesi bir başka (Türkçeden başka) Batı diline çevrilir ve ünlenirse, önsöz olarak burada yer alabilir. Fakat Türkçeye neden başka dillerden önce çevrilemesin? Sonuçta Rus yazar ve düşünürlerinin kendi klasikleri üzerine çok çarpıcı incelemeleri var.
İkincisi,  çeşitli şehirlerimizde Rus Dili ve Edebiyatı bölümleri var, burada yerli ve yabancı uzmanlar çalışıyor. Hatta İstanbul Üniversitesi'ne bağlı olan bölüm, Rus dili uzmanı olan şair ve yazar Ataol Behramoğlu'nun bölümdeki varlığıyla özel bir değer kazanmış durumda. Neden bu bölümlerde çalışan akademisyenlerin önsöz yazmaları sağlanmasın? Bunun yapılmadığı durumda, Rusçadan çeviri bir klasiğin, başka ülkelerdeki Rus dili uzmanları ya da Rus edebiyatı severlerinin yazdığı yazıların çevirisi yoluyla tanıtılması gibi tanımlaması güç bir durum ortaya çıkıyor. Bu durumda, bu metinlerin Rusça asıllarından çevrilmiş olduğunun vurgulanmasının anlamı da kalkıyor ortadan, çünkü başka bir dilden çevrilen önsöz konulabiliyorsa, metnin kendisi de başka dilden çevrilebilir demektir.**

&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* Murat Belge'nin önsözü farklı bir şekilde sunulmuş: "Murat Belge'nin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Suç ve Ceza&lt;/span&gt;'yı Türkiye Aydınları ve Roman Kahramanlarıyla Karşılaştıran Önsözüyle" deniyor. Murat Belge'nin önsözü romanın yazılma süreciyle ilgili bilgiler veren, Ahmet Hamdi Tanpınar'a değinen, beş sayfalık güzel bir önsöz, neden kapakta bu şekilde anılmış, anlayamadım.
** Kuşkusuz burada özellikle önsözlerden söz ediyorum, yoksa bu değerlendirmelerin bağımsız kitaplar olarak yayınlanması ayrı bir konu. Diğer yandan, bu klasikler dizisinin ünlü bir yazarın kendi özel sunumunu ifade ettiği de söylenebilir, ama hem hepsinde farklı farklı yazarların önsözleri olduğu, hem de bunun başka bir örneğini görmediğim için nasıl anlamlandırmak gerekir tam bilemiyorum.
&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113784246953681404?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113784246953681404'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113784246953681404'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/rus-klasiklerini-neden-seviyoruz.html' title='Rus Klasiklerini Neden Seviyoruz?'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113768764655864069</id><published>2006-01-19T18:20:00.000+02:00</published><updated>2006-01-29T11:16:30.566+02:00</updated><title type='text'>Nutuk Çevirisi Çeviri Sayılmıyor</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Oktay Ertan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;

&lt;img alt="Image Hosted by ImageShack.us" src="http://img378.imageshack.us/img378/8517/nutuk7id.gif" /&gt;

&lt;span &gt;18 Ocak 2006 tarihli Radikal gazetesinde yer alan &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=176043"&gt;&lt;span &gt;haber&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span &gt;e göre CHP İstanbul İl Başkanlığı, yılbaşı nedeniyle Nutuk'u bastı. Nutuk'un telif hakkı olmadığını düşünen İl Başkanı Şinasi Öktem, IQ Kültür Sanat Yayıncılık'ın daha önce yayımladığı eserin aynısını yayımladı. IQ Kültür Sanat Yayıncılık yetkilileri olayla ilgili sessiz kalırken, 1981 yılında kurulan bir komisyon sonrasında eseri günümüz Türkçesine kazandıran Prof. Dr. Zeynep Korkmaz, CHP tarafından basılan metnin kendisine ait olduğunu, üzerinde bazı ufak değişiklikler yapıldığını belirtiyor. Korkmaz, basım için Atatürk Araştırma Merkezi'ne izin verdiğini, ama ne IQ Kültür Sanat Yayıncılık'ın ne de CHP'nin kendisinden izin aldığını ekliyor ve yasal haklarını kullanmaya hazırlanıyor. Atatürk Araştırma Merkezi yetkilileri olayla ilgili olarak Korkmaz'ı destekliyor.
EDİSAM avukatlarından Abdullah Egeli, eserin TBMM tutanaklarından aktarılmasında bir sakınca olmadığını, ancak emek harcanarak yeniden yazılmış bir metnin izinsiz kullanımının hak ihlali sayıldığını belirtiyor.
Konunun bir de Basın Kanunu'nu ilgilendiren tarafı var. Buna göre kitaba basıldığı yer, tarih, basımcının, varsa yayımcının adları yazılmalı. Oysa bu bilgiler, telif hakkı ödenmeden basılan kitapta yer almıyor.
CHP İstanbul İl Başkanı Şinasi Öktem, konuyla ilgili şu açıklamayı yapmış: "Biz Nutuk'u bastık, adresimiz belli, CHP İstanbul İl Başkanlığı. İsteyen mahkemeye versin." Radikal gazetesinin "Bu da oldu: Nutuk'un korsanını CHP bastı" başlığıyla yaptığı haberle ilişkili olarak &lt;/span&gt;&lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=176120"&gt;&lt;span &gt;19 Ocak&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span &gt; günü de açıklama yapan Şinasi Öktem, &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Nutuk&lt;/span&gt;'un telifinin kendilerine ait olduğunu söylüyor. "&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Nutuk&lt;/span&gt;, partimizin ikinci olağan kongresinde genel başkanımızın, Mustafa Kemal Atatürk'ün yaptığı açılış konuşmasıdır. Bunun Türkiye genelinde satışı CHP Genel Merkezi'ne, İstanbul'daki de CHP İstanbul İl Örgütü'ne aittir. &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Nutuk &lt;/span&gt;CHP'nin malıdır. CHP ile &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Nutuk&lt;/span&gt;'un bir arada olduğu yerde korsan olamaz." Dolayısıyla bir çevirmenin ve iki yayınevinin söz konusu olduğu, çevirmenin telif sahibinden, yayıncıların çevirmenden bağımsız olarak birbirlerinin mülkiyetlerinden yararlandığı bir durum sözkonusu.&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-family:Arial,Verdana,MS Sans Serif;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113768764655864069?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113768764655864069'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113768764655864069'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/nutuk-evirisi-eviri-saylmyor.html' title='Nutuk Çevirisi Çeviri Sayılmıyor'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113762445049045514</id><published>2006-01-18T23:56:00.000+02:00</published><updated>2006-01-19T00:47:30.863+02:00</updated><title type='text'>Yanıltıcı Haber Çevirisinin Yanıltıcı Haberi</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;
&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;
&lt;/span&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/ceviriduzeltmesi.0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/ceviriduzeltmesi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;16 Ocak 2006 günü Uluslararası CNN'de, İran "başkanı"Ahmedinecad'ın İran'da CNN'e yönelik yasağı kaldırmayı istediği &lt;a href="http://www.cnn.com/2006/WORLD/meast/01/16/iran.cnn/index.html"&gt;haberi yer aldı&lt;/a&gt;. Yasağa bir çeviri hatası neden olmuştu. Ahmedinecad, İran'da nükleer enerjiyi kullanmak istediklerini, İran halkının buna hakkı olduğunu, uygar bir ülkenin nükleer silahlara ihtiyaç duymayacağını söylemiş, fakat CNN çevirmeni bu sözleri  "İran'ın nükleer silahlar yapmaya hakkı olduğu" şeklinde çevirmiş, böylece Türkiye de dahil birçok ülkede haberin bu şekilde yayınlanmasına yol açmıştı. İran yetkilileri de bu olayın ardından CNN habercilerinin ülkeye girişini yasaklamıştı.
Daha sonra önce çevirmen CNN'den özür diledi. CNN bunun bir çeviri hatası olduğunu belirterek, konuşmayı tekrar, çevirisi düzeltilmiş olarak yayınladı. Çevirmen, CNN için çalışan Lesley Howard Languages adlı çeviri bürosunun çevirmeniydi ve işten çıkarıldı.
Olayın bu kısmı çarpıcı, kimin gerçekten hatalı olduğu ve bu hatanın nasıl tanımlanacağı sorusu bir yana, çeviri hatasının düzeltilme yolu da ilginç: düzeltilmiş çeviri adlı yeni bir çeviriyle düzeltiliyor, izleyen ve dinleyenler bunun doğru çeviri olduğundan nasıl emin olacak?
Bir başka çarpıcı yan, bu haberin Türk CNN'inde nasıl verildiği: &lt;a href="http://www.cnnturk.com/DUNYA/haber_detay.asp?PID=319&amp;HID=2&amp;amp;haberID=151991"&gt;17 Ocak 2006 tarihli haberde&lt;/a&gt;, "CNN özür diledi, İran'da yasak kalktı" başlığı kullanılmış ve (Dünya'dan haberler bölümünde verilen) haberin içinde çeviri hatasına ilişkin tek bir satır yok. Sadece tek bir yerde, Ahmedinecad'ın sözlerinin CNN tarafından farklı ("nükleer silah bizim hakkımızdır" şeklinde) "ifade edildiği", CNN yasağının nedeninin bu olduğu belirtilmiş. Dolayısıyla çeviri süreci haberin içinden tamamıyla silinmiş.
Oysa büyük olasılıkla Türk CNN'i de haberi yanlış çeviriyle aktarmış olmalı, buna göre sonradan düzeltilmiş çeviriyle tekrar aktarması gerekmez mi? Eğer düzeltmiyorsa, çok yanlış ve sorun yaratıcı bir haberle kamuoyunu yanıltmış olmuyor mu?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113762445049045514?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113762445049045514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113762445049045514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/yanltc-haber-evirisinin-yanltc-haberi.html' title='Yanıltıcı Haber Çevirisinin Yanıltıcı Haberi'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113751223846494092</id><published>2006-01-17T17:36:00.000+02:00</published><updated>2006-01-23T10:10:22.843+02:00</updated><title type='text'>Bir Irak Çevirmeninin Anısına</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0); font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;
&lt;span style="text-decoration: underline; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;
&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Irak'ta bir çevirmen daha öldürüldü: 9 Ocak'ta. İnsanlar ölüyor, türlü meslekten insan adı ya da sıfatı  anılmadan ölüyor Irak'ta. Çevirmenler öldürüldüğünde genellikle haberler şöyle oluyor: "X gazetesinden Y kişi ve çevirmeni öldürüldü." Bu &lt;a href="http://www.csmonitor.com/2006/0110/p01s04-woiq.html?s=rss"&gt;son haber&lt;/a&gt; de önce şu şekildeydi: "Christian Science Monitor gazetesinden Jill Carroll ve çevirmeni öldürüldü."  &lt;o:p style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;  &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.csmonitor.com/2006/0110/csmimg/p1a.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 116px; height: 147px;" src="http://www.csmonitor.com/2006/0110/csmimg/p1a.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Kuşkusuz çevirmenlerin bu isimsizliğinde, hayati tehlikeler yüzünden kendi isimlerini saklı tutmak istemeleri de önemli rol oynuyor. "interpreter .. asked not to be identified": Irak'ta ölen çevirmenin ölmeden önce gazeteciyle birlikte bindiği aranın şoföründen rica ettiği son şey bu, "çevirmen .. isminin açıklanmamasını istedi."&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Çevirmenin ismi öldükten sonra açıklandı: Elin Enviya (Alan Enwiyah, 32). Çevirmen Elin, kaçırılan gazeteciden önce, alnına sıkılmış iki kurşunla ölü olarak bulunmuş, hakkındaki bilgiler de bu kadardı.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; 12 Ocak günü, Riverbend adlı Iraklı bir internet yazarı (blogger), Elin ve gazeteciyle ilgili bir anma yazısı &lt;/span&gt;&lt;a style="color: rgb(0, 0, 0);" href="http://riverbendblog.blogspot.com/2006_01_01_riverbendblog_archive.html#113709584389005811"&gt;yayınladı&lt;/a&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;. Bu yazıda Elin'le ilgili hüzünlü bilgiler yer alıyor:&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;“Öldürülen çevirmenin iyi bir dostum olduğunu, &lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Alan’ın Ezgisi&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; adlı dükkandaki Alan olduğunu sonradan anladım ve iki gün boyunca ağladım.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Herkes onu basitçe ‘Alan’ olarak tanırdı, ya da Irak Arapçasındaki sesletimiyle “Elin.” Savaştan önce, Bağdat’ın en iyi bölgesi olan Arasat’ta, bir müzik dükkanı vardı. Burada Arapça ve enstrümental müzikler satardı, ayrıca düzenli müşterileri de vardı – yabancı müzik seven batılılaşmış Iraklılar. Rock, alternatif müzik, caz vb. dinleyen bizler için onun yerini dolduracak fazla kimse yoktu.&lt;/span&gt; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.csmonitor.com/2006/0110/csmimg/p10b.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 133px; height: 155px;" src="http://www.csmonitor.com/2006/0110/csmimg/p10b.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Kaçak CD, kaset ve DVD satardı. Dükkanı sadece bir müzik dükkanı değildi, bir cennetti. O dükkandan CD ve kasetlerle, müziğin sağladığı rahatlamanın beklentisiyle dolu bir halde çıktığım zamanlar hayatımın en mutlu anları arasındaydı. Abba’dan Marilyn Manson’a dek bir sürü müziği vardı. Her şeyi bulabilirdi. Tek yapmak gereken ona gidip, ‘Alan, radyoda harika bir şarkı duydum… bulsana bana!’ demekti. O da oturduğu yerden sakince şarkıyı kimin söylediğini sorardı? Bilmiyor musun? Peki, erkek mi kadın mı? Tamam. Sözleri hatırlıyor musun? Büyük olasılıkla zaten duymuştu şarkıyı ve hatta sözlerinin bir kısmını biliyordu.”&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Riverbend, Elin’le ilgili daha bir çok şey söylüyor, aslında elektrik mühendisi olduğunu, ama müziğe tutkun olduğunu, savaştan sonra müzik prodüktörlüğü yapmak istediğini.. ve çok hüzünlü bir şekilde bize Bir İnsan Olarak Çevirmenin Portresi’ni sunuyor. Orada, kargaşanın hakim olduğu ülkede onun iki gün boyunca nasıl, niye ağladığını hissediyor insan. 32 yaşındaki bu çevirmeni bir arkadaşım olarak hayal etmekte güçlük çekmiyorum.&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Fakat hayal etmekte güçlük çektiğim bir şey var. Bu haberin tersten yazıldığı bir dünya var mı? Çevirmen ve gazeteci yer değiştirseler ve bu kaçırıp öldürme olayı İngilizce konuşulan bir ülkede geçse, Iraklı gazeteciye yerel bir İngilizce çevirmeni eşlik etse, haber yine aynı nitelikte mi olur? Yine çevirmen isimsiz mi kalır, isminin açıklanmamasını ister mi? Böyle bir dünya olmasın diye mi Irak'ta Amerikalılar?&lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Yanıbaşımızda bir kargaşa sürüyor, hayali bir dünyada bu kargaşadan uzak duruyoruz: oysa&lt;/span&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;önce kamyonculardı, sonra askerler oldu, sonra çevirmenler konu oldu. Yakında İran’da kargaşa olursa, Türkiye’den çevirmenler oraya da gitmeyecek mi? Bu kargaşalar niye başlamıştı, artık sona eremez mi? Simon&amp;Garfunkel şarkılarının birçoğunun sözlerini biliyorum, bir gün onları bir savaşta mı mırıldanacağım?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;(ilk resim: Jill Carroll, ya da onun bir Iraklıya çevirisi; ikinci resim: Elin Enviya. Bir IT müdürünün &lt;/span&gt;&lt;a style="color: rgb(0, 0, 0);" href="http://madcanuck.blogspot.com/2006/01/kidnapping-and-murder-in-baghdad.html"&gt;sitesinde&lt;/a&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Enviya ve Carroll'la ilgili ayrıntılı bilgiler var. Burada ve referans verdiği bir başka gazetecinin&lt;/span&gt; &lt;a href="http://baghdadtreasure.blogspot.com/2006/01/im-back-but-she-is-gone.html"&gt;Bağdat Hazinesi&lt;/a&gt; &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;adlı sitesinde Enviya'nın ailesine kredi kartıyla yardım aktarılabiliyor.)&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p style="color: rgb(0, 0, 0);" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 102);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu yazı ayrıca &lt;/span&gt;&lt;a style="font-style: italic;" href="http://www.bianet.org/2006/01/20/73623.htm"&gt;Bianet&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;'te yayınlanmıştır.&lt;/span&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113751223846494092?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113751223846494092'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113751223846494092'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/bir-irak-evirmeninin-ansna.html' title='Bir Irak Çevirmeninin Anısına'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113749953024231643</id><published>2006-01-17T12:58:00.000+02:00</published><updated>2006-01-17T14:17:19.510+02:00</updated><title type='text'>Dara-Daryüs Savaşı</title><content type='html'>&lt;span style="FONT-STYLE: italic;font-size:85%;" &gt;Oktay Ertan&lt;/span&gt;

&lt;img alt="Image Hosted by ImageShack.us" src="http://img4.imageshack.us/img4/2167/livaneli5rf.jpg" /&gt;
15 Ocak 2006 tarihli &lt;a href="http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=anasayfa"&gt;Vatan Gazetesinde&lt;/a&gt; yer alan &lt;a href="http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=yazardetay&amp;Newsid=68665&amp;amp;amp;amp;amp;amp;amp;amp;amp;amp;Categoryid=4&amp;amp;wid=5"&gt;yazısında&lt;/a&gt; &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/ZÃ¼lfÃ¼_Livaneli"&gt;Zülfü Livaneli&lt;/a&gt;, "&lt;a href="http://www.historychannel.com/"&gt;History Channel&lt;/a&gt;" adlı tarih kanalında izlediği bir belgeselden bahsetmiş. Belgeselde Makedonya kralı İskender'le Pers kralı Dara arasında geçen savaş konu edilmiş ve program boyunca Dara'dan "Drayüs" olarak bahsedilmiş. Bizde Dara olarak bilinen Pers kralına Batılıların Daryus dediğini hatırlatan Livaneli, yanlış kullanımın çeviri kaynaklı olabileceğini ortaya koyuyor. Bu bağlamda yazar, çevirmenlerin "dereyi geçip çayda boğulduklarını" ifade ediyor.
Yazını sonraki bölümünde Livaneli, dublaj çevirilerinden yakınıyor ve kulağa garip gelen bazı dil kullanımlarının sadece çeviri kaynaklı olmayabileceğini, kaynak kültürün ve kaynak dilin özensiz kullanımının da bunda etkisi olabileceğini ekliyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113749953024231643?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113749953024231643'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113749953024231643'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/dara-darys-sava.html' title='Dara-Daryüs Savaşı'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113744776578108331</id><published>2006-01-16T22:12:00.000+02:00</published><updated>2006-01-16T23:42:48.900+02:00</updated><title type='text'>Çevirmen Nilgün Marmara</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;

&lt;a href="http://www.nilgunmarmara.com"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 180px; CURSOR: hand; HEIGHT: 178px" height="182" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/nilgunmarmara.jpg" width="180" border="0" /&gt;Nilgün Marmara&lt;/a&gt;, 19 yıl önce Ekim 1987'de, 29 yaşında intihar ettikten sonra derlenen şiir ve yazılarıyla 90'ların şiirini belli ölçüde etkiledi. &lt;em&gt;Daktiloya Çekilen Şiirler&lt;/em&gt;'in değişik bir şiir dili vardı; Türk şiir geleneğinin dışında, İkinci Yeni'ye bile uzak duran bir dili vardı. Bu dilin özellikleri üzerine bir inceleme yapılmadı, o yüzden kesin bir şey söylemek zor, fakat Marmara'nın aynı zamanda şiir çevirmeni olduğunu, Sylvia Plath şiiri çevirileri (ve Plath şiiri üzerine bir tez) yapmış olduğunu hatırlamak ilginç sorular doğuruyor. Belki de Marmara'nın şiir dili çeviri şiir dili denebilecek özellikler barındırıyordu, belki çevirdiği dilin şiirsel özelliklerini benimsemişti? Roman çevirilerinin yerli roman yazarlığını beslediği apaçık görünen bir gerçekken, şiir çevirilerinin şiir yazarlığını beslediği üzerinde de durmak gerekli belki.

"GERİYE DÖNÜŞSÜZ

Her yüz kabulü parçalanmayı çağıran eliaçıklık, ama,
Yüzüm yanındadır seninkinin, sırlı camın değerbilirliğinde,
İmgeleriz birbirimizi içsel yakarıyla, bilirim.
Sakınmayla ertelediğimiz, gecikmiş an,
Kurtulsun dilerim kuşkudan; sorusundan gerçek mi, gerçek mi?
Budur çünkü kesen elleri, göğümüzü şaşırtan,
Alıkoyan yağmur kokan otlardan bedenlerimizi.
Budur sorgulayan özdeş isteklerimizi, bağlansın mı, bağlansın mı bebekliğe?
İçinden geçmeyi seçerken bir durallığın,
Ürkünç devinimine zincirlenme korkusu; o esriten kızıl değişimin.
Şimdi gözyaşı ve endişe küplerini gizliyor aşk, kanadında.
Bilemediğimiz ayin, şarkılarını bekletiyor dil için!
Kaçtığımız her kare duvarına ekleniyor
yuvarlak avlunun, üçgenleri yok ederek sonunda tutsak edileceğimiz!

Nisan, 1980, &lt;em&gt;Nilgün Marmara&lt;/em&gt;"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113744776578108331?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113744776578108331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113744776578108331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/evirmen-nilgn-marmara.html' title='Çevirmen Nilgün Marmara'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113744195059487915</id><published>2006-01-16T21:45:00.000+02:00</published><updated>2006-01-16T22:10:43.163+02:00</updated><title type='text'>Robot El Çevirmen</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/robot%20el.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 166px; CURSOR: hand; HEIGHT: 113px" height="117" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/robot%20el.jpg" width="173" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Japonya, Sasagrumaşi'de sergilenen 80 santimetrelik bir robot el söylenen basit sözleri ve ifadeleri işaret diline çevirebiliyor.
Robotun içindeki bir mikroçip 50 sözcüklük Hiragana hecesini ve "günaydın" gibi basit sözleri anlıyor ve bu bilgileri elin içindeki bir merkezi bilgisayara gönderiyor, daha sonra bilgisayar bilgileri parmaklarda bulunan mikromotorlara aktarıyor ve duyduğu sesi işaret diline çevirmiş oluyor.
Bu robot eli icat eden Keita Matsuo (39) ve Hirotsugu Sakai (38) &lt;a href="http://www.yomiuri.co.jp/dy/features/culture/20060116TDY19003.htm"&gt;iki öğretmen&lt;/a&gt;. İşitmekte güçlük çeken öğrenciler için tasarlamışlar.
Daha önce, 2003 yılında buna benzer, fakat daha basit bir sistemi Amerika'da &lt;a href="http://www.gatech.edu/news-room/release.php?id=168"&gt;Damien Gaudry&lt;/a&gt; icat etmiş. Gaudry'nin robot eli çeviri yapmıyor, fakat işaret diliyle göstermesi istenen harfi, mekanizmasına tuşlanırsa gösterebiliyormuş. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Kaynak: &lt;/span&gt;&lt;a href="http://inttranews.inttra.net/cgi-bin/news_partenaire_art.cgi?&amp;art_id=AcmHPULv2Qurx5Kq0WnG&amp;amp;amp;amp;id=rVUYogEyLMflKxyB0EqF&amp;amp;langue=eng"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;INTRANEWS&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;, resimde görülen Gaudry ve elleri)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113744195059487915?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113744195059487915'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113744195059487915'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/robot-el-evirmen.html' title='Robot El Çevirmen'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113715166907290947</id><published>2006-01-13T12:37:00.000+02:00</published><updated>2006-01-17T00:42:57.290+02:00</updated><title type='text'>Kuş Gribi Çevirileri</title><content type='html'>&lt;em&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;

5 Ocak 2006 günü Koçyiğit ailesinin 14 yaşındaki çocuğu Mehmet'in kuş gribinden öldüğü resmi olarak açıklandı. Vatan gazetesinde konuyla ilgili &lt;a href="http://www.vatanim.com.tr/root.vatan?exec=haberdetay&amp;tarih=05.01.2006&amp;amp;Newsid=68045&amp;Categoryid=1"&gt;haber verilirken&lt;/a&gt;, kuş gribinin kısa tarihçesi ve çeşitli bilgiler, &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Dünya Sağlık Örgütü&lt;/span&gt;'nden, &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;BBC&lt;/span&gt;'den ve &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Amerikan Salgın Hastalıkları Önleme Merkezi&lt;/span&gt;'nden çevirilerle aktarıldı.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/marifet%20kocyigit.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; WIDTH: 109px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 148px" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/marifet%20kocyigit.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;8 Ocak günü Reuters ajansı için Ümit Bektaş ve Barış Atayman'ın hazırladığı bir &lt;a href="http://www.alertnet.org/thenews/newsdesk/L08760827.htm"&gt;haberde&lt;/a&gt; de Marifet Koçyiğit'in bir açıklaması yer aldı ("When Mehmet Ali first fell sick, we did not even have the two lira ($1.30) to take him to hospital"), fakat burada annenin yerel Kürtçe konuştuğu, bu bölgede yaşayanların Türkçeyi çok az konuştuğu ya da hiç bilmediği belirtildi.
9 Ocak gününe dek Koçyiğit ailesinin üç çocuğu ölmüştü, yapılan cenaze töreniyle ilgili olarak Hürriyet'in Londra muhabiri &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3759343.asp?gid=69"&gt;Faruk Zabcı'nın haberi&lt;/a&gt; yer aldı. Haberde anne Marifet Koçyiğit'in &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;The Mail on Sunday&lt;/span&gt; gazetesine bir açıklama yaptığı ifade ediliyor, bu açıklama aktarılıyordu: "Kendimi suçluyorum. Hastalıklı tavukları yemenin zararlı olduğunu bilmiyordum. Yıllarca hastalıklı tavukları sorun çıkmadan yedik. Kuş gribi diye birşeyden haberim yoktu. Çocukları keşke hastalandıklarında hastaneye götürebilseydim ama biz fakiriz ve hastaneye gidecek param yoktu."
Yine 9 Ocak günü Koçyiğit ailesinin &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Sunday Telegraph&lt;/span&gt; ve &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;The Times&lt;/span&gt; adlı İngiliz gazetelerine yaptıkları açıklamaların &lt;a href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=131638"&gt;haberi&lt;/a&gt; Vatan gazetesinde yer aldı.
Sonuç: bir hafta içinde çeviri yoluyla, önce bir hastalığı ve korunma yollarını öğrendik, ardından bu hastalığı yaşayan insanların neler yaşadığını ve hissettiğini.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113715166907290947?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113715166907290947'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113715166907290947'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/ku-gribi-evirileri.html' title='Kuş Gribi Çevirileri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113676090159043046</id><published>2006-01-09T00:47:00.000+02:00</published><updated>2006-01-17T01:15:49.096+02:00</updated><title type='text'>Kuran'da "Kurban" Neyin Çevirisi?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Sabri Gürses&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-size:85%;"&gt;(&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;12 Ocak tarihli Milliyet gazetesinde Taha Akyol &lt;a href="http://www.milliyet.com.tr/2006/01/12/yazar/akyol.html"&gt;"Kurban Şart Değil"&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;başlıklı bir yazı kaleme almış: kanımca Akyol da yazısında, bir yorum ya da çevirinin gelenekleşmesini konu ediyor.)&lt;/span&gt;

Okurlarımızın Kurban Bayramı kutlu olsun. Ben bayramları severim, akrabaların, dostların birbirini görüp sohbet etmesi, hatır sorması için güzel bir fırsat. Modern yaşamda ne kadar güçleşmiş, tuhaflaşmış olursa olsun, bayram ziyaretlerinin hâlâ çocuksu, neşeli bir yanı var. Fakat kurbanla bayramın yanyana gelmesinde hüzünlü bir yan da var sanki, sanki kurban ve bayram yan yana olmaz iki kavrammış gibi. Bunu düşünerek Kuran-ı Kerim çevirilerinde* “kurban” konusunun nasıl ele alındığına bakmak istedim.

&lt;p class="MsoNormal"&gt;“Kurban” kavramı Kuran’da beş surede geçiyor. Bunlardan 2, 3 ve 5. surelerdeki bahsi genel nitelikte. Bizim bayram olarak andığımız dönemi ele alan sure 22., Hac suresi. Ayrıca Kuran’ın sonuna doğru, 108. Kevser suresinde bir kere, çok farklı bir bahisle anılıyor.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Benim 22. Hac suresinden anladığım, kurban kesme eyleminin Hac döneminde ve Kabe çevresinde yapıldığı. 27, 28 ve 29. ayetlerde haccın ilan edildiği, insanların yaya ya da binek hayvanla Kabe’ye gelmeleri gerektiği, burada temizlenerek adaklarını yerine getirmeleri ve Kabe’yi tavaf etmeleri gerektiği bildiriliyor. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;33. ayette “kurban”ın varacağı yer bildiriliyor, çeviriler arasında aşırı bir fark yok (parantez içindekiler çevirmenin yorumu, eklemesi):&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Süleyman Ateş çevirisi: “O (hayva)nlarda belli bir süreye kadar sizin için menfaatler vardır. (Bir zaman için onların sütlerinden, yünlerinden yararlanırsınız), sonra onların varacakları yer, Eski Ev(Kâ’be)dir. (Orada kurban edilirler).”
&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Diyanet Vakfı çevirisi: “Onlarda (kurbanlık hayvanlarda veya hac fiillerinde) sizin için belli bir süreye kadar birtakım yararlar vardır. Sonra bunların varacakları (biteceği) yer, Eski Ev’e (Kâbe’ye) kadardır.”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Güneş&lt;/span&gt; gazetesi Bilim Araştırma Kurulu (1982) çevirisi: “Kurbanlık hayvanlarda sizin için belirli bir süreye kadar fayda vardır. Sonra bunlar kesim yeri olan Beyt-i Atik’de, Kâbe’de son bulur.”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/kurbanonline.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; CURSOR: pointer" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/kurbanonline.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;34. ayette konu biraz daha açıklanıyor, fakat çeviriler çok farklı:&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Güneş&lt;/span&gt; kurulu çevirisi: “Her ümmet için, kurban kesecek yer yaptık ki, işte orada Allah’ın rızık olarak verdiği kurbanlık hayvanları keserken Allah’ın adını ansınlar.”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Diyanet Vakfı çevirisi: “Biz, her ümmete -(kurban kesmeye uygun) hayvan cinsinden kendilerine rızık olarak verdiklerimiz üzerine Allah’ın adını ansınlar diye- kurban kesmeyi gerekli kıldık.”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Süleyman Ateş çevirisi: “Biz, her ümmet için bir kurban ibâdeti koyduk ki Allâh’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine O’nun adını ansınlar.”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://www.kurandaara.com/index.php?act=ara&amp;keyword=kurban&amp;amp;meal=2&amp;sure_no=22&amp;amp;go.x=0&amp;go.y=0"&gt;Yaşar Nuri Öztürk&lt;/a&gt; çevirisinde bütün anlamlar bir arada veriliyor: “Biz her ümmet için bir&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;kurban&lt;/span&gt;lık hayvan kesme zamanı/kurbanlık hayvan kesme yeri/kurbanlık hayvan kesme tarzı belirledik ki, kendilerine rızık olarak verdiği&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;kurban&lt;/span&gt;lık hayvanların üstüne Allah'ın ismini ansınlar.”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Güneş gazetesi çevirisinde 33 ve 34. ayetler arasında devamlılık var, önce kurbanın Kabe’ye varacağı belirtiliyor, sonra burada kurban kesilirken Allah’ın adının anılacağı belirtiliyor.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Diğer çevirilerdeyse, devamlılık kaybolmuş, vurgu tekrar 27-29. ayetlerde söylenen şeye kaymış, kurbanın “gerekli” bir “ibadet” olarak “konduğu” söyleniyor. (Öztürk çevirisinde Kabe vurgusu özel bir anlam kazanmış: “bir kurbanlık hayvan kesme yeri belirledik.”)&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Aynı belirsizlik (konusu Hz. Muhammed Aleyhisselâm’ın iki cihanın efendisi olacağının bildirilmesi olan) Kevser suresinin çevirileri için de sözkonusu:&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Güneş gazetesi komisyonu çevirisinde 2. ayet şöyle: “O halde Rabbin için namaz kıl, kurban kes.”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Diyanet Vakfı çevirisinde şöyle: “Şimdi sen Rabbine kulluk et ve kurban kes.”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Süleyman Ateş çevirisinde şöyle: “Öyleyse Rabb’in için namaz kıl ve nahret (kurban kes veya ellerini boğazına kadar kaldırıp tekbir al).”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Diyanet Vakfı çevirisinde şu açıklama yer alıyor: “Bu sûrede kurban kesmek emredilmiştir. Kurban yakınlık demektir. Kurban kesmekten asıl maksat, bu ibadetle Allah’a yakınlık kazanmaktır.)”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/6496/264/1600/2%20dakikadakurbanbagisi.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; CURSOR: pointer" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6496/264/320/2%20dakikadakurbanbagisi.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a href="http://www.kurandaara.com/index.php?act=ara&amp;amp;amp;amp;amp;keyword=namaz&amp;meal=2&amp;amp;sure_no=108&amp;go.x=10&amp;amp;go.y=10"&gt;Yaşar Nuri Öztürk&lt;/a&gt; çevirisinde -çeşitli anlamlarıyla birlikte- şöyle: “O halde, sen de Rabbin için&lt;b&gt; &lt;/b&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;namaz&lt;/span&gt; kıl/dua et ve göğsünü gererek dimdik dur/sağ elini sol elinin üzerine koyup kıyam et/namazı vakti girer girmez kıl/kavrayışını bilgi ile derinleştir/eti yenecek hayvan kes!”&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu çevirilerden yola çıkarak yorum yapılırsa, kurban kesmek boyun eğmek anlamına geliyor, çünkü namaz kılmakla kurban kesmek bir arada kullanılıyorsa, bunlar arasında bir yakınlık olması gerekir. Süleyman Ateş çevirisi bu noktada açıklayıcı: namaz sırasında yapılan tekbir hareketi de “kurban kesmeyi” karşılıyor. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Sonuçta şöyle bir soru doğuyor insanın içinde, acaba bir yanlış yorum mu sözkonusu? Aslında Kuran-ı Kerim’de emredilen şey namaz kılarak, ibadet ederek Allah’a yakın olmak ve Hac’ca gidildiği zaman kurban kesmek de, bir noktada yanlış bir çeviri ya da yorum mu yapıldı?** Yoksa çevirilerden Kuran’da belirgin bir şekilde kurbanın Kabe’de, Hac sırasında kesilmesi gerektiği söylendiğini anlıyoruz ve Müslüman inancına göre bayram sırasında inananlar Kabe’nin çevresinde toplanmış mı sayılıyor? Belki de daha kesinlikli bir Kuran çevirisine ihtiyacımız var?*** &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(ilk resim bir marketin internet sitesinden alıntı, ikinci resim bir yardım derneğinin tanıtımı, kurbanlık canlandırma koyun şen bir şekilde gülüyor (aynı sayfada hayvanlarla ilgili üç haberin yanyana gelmesi garip bir tesadüf), kanımca bu iki örnek, dini bir ritüelin ticari işleme çevrilerek saçmalaştırılaşlabileceğini ortaya koyuyor.)&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* Genelde "meal" olarak anılan metinlerin çeviri olarak anılmasının daha doğru olduğunu sanıyorum. Sonuçta bunlar, anlama ağırlık verilerek yapılmış olan çeviriler.
&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;** Kurban'ın bir müslüman için ne tür bir ibadet olduğunun yorumu, sanırım daha çok &lt;a href="http://www.biriz.biz/hackurzek/kurban5.htm"&gt;hadislere dayanılarak&lt;/a&gt; yapılıyor: kurban vacip mi, yoksa sünnet mi? Ayrıca kurban dağıtılanların yoksulluk ölçütü nasıl belirleniyor, bu konu da karışık.
&lt;/o:p&gt;*** Diyanet Vakfı çevirisinde 6. surenin 162. ayetinde de “kurban” sözcüğü geçiyor. Fakat ayetin ardından şöyle bir not var: “Meâlde kurban olarak tercüme ettiğimiz ‘nüsük’ kelimesi bazı müfessirlerce ibadet olarak açıklanmıştır.” Bu da “kurban”ın anlamları açısından düşündürücü bir başka nokta. Ayrıca örnek olarak, &lt;a href="http://kuran.gen.tr"&gt;kuran.gen.tr &lt;/a&gt;adresinde yer alan İngilizce çeviriler arasında da Türkçe çevirilerdekine benzer bir farklılık bulunuyor, Yusuf Ali çevirisinde 34. ayette “kurban” yerine “rite (of sacrifice),” M. H. Shakir çevirisinde “acts of devotion,” Hilali&amp;amp;Khan çevirisinde “religious ceremony” deniyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113676090159043046?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113676090159043046'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113676090159043046'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/kuranda-kurban-neyin-evirisi.html' title='Kuran&apos;da &quot;Kurban&quot; Neyin Çevirisi?'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113673922148689116</id><published>2006-01-08T17:29:00.000+02:00</published><updated>2006-03-02T16:32:34.613+02:00</updated><title type='text'>"Tutunamayanlar" Bir Çeviri Mi?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Sabri Gürses&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/tutunamayanlar.0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/tutunamayanlar.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yabancı film adları genellikle serbest çevirilir ve bazen insanı sersemletecek ölçüde değişik sonuçlar çıkar ortaya. İzlandalı yönetmen Dagur Kari'nin &lt;a href="http://www.imdb.com/name/nm0477597/"&gt;Voksne Mennesker&lt;/a&gt; adlı 2005 filmi Türkiye'de gösterime &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tutunamayanlar&lt;/span&gt; adıyla girdi. Herhalde filme ad koyanlar, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tutunamayanlar &lt;/span&gt;adını filmin içeriğine bakarak koydular. Çünkü filmin uluslararası İngilizce adı &lt;a href="http://www.festival-cannes.fr/perso/index.php?langue=6002&amp;personne=4282043"&gt;Dark Horse&lt;/a&gt; olarak geçiyor. Özgün adın birebir çevirisi İngilizce &lt;a href="http://www.jump-cut.de/2004/06/dagur-kari-grown-up-people.html"&gt;Grown Up People&lt;/a&gt; (Yetişkin İnsanlar), film uluslararası dağıtıma girmeden önce İngilicede bu adla tanınıyormuş, 2005 Cannes festivalinde de &lt;a href="http://www.moviecrazed.com/guymovies/can05lineup.html"&gt;bu adla oynamış&lt;/a&gt;, anlaşılan uluslararası dağıtımcı da filmin adını uyarlama gereği duymuş. Bu nedenle Türkçe adı koyanların film için (&lt;a href="http://www.pandora.com.tr/sahaf/eski.asp?pid=21"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tutunamayanlar&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adının bizdeki çağrışımlarından yola çıkarak) özgün adın &lt;a href="http://www.fidafilm.com/ff_film.asp?filmid=1325"&gt;içeriğine&lt;/a&gt; yakın bir ad bulmaya çalıştığını düşünebiliriz.
Fakat, sorulabilecek olan soru şu: ünlü bir yapıtın adı çeviri olarak sunulabilir mi? Oğuz Atay'ın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tutunamayanlar&lt;/span&gt; adlı romanı filmin imgelemiyle örtüşen yanlara sahip olabilir, ama bir yapıtın adı çevrilirken bir başka yapıtın adı kullanılabilir mi? Bu bir çeviri sayılır mı, yoksa telif hakkı ihlaline mi girer?*

&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* Bir yapıtın başka bir yapıtın adını kullanmasının örneği olarak, James Joyce'un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ulysses&lt;/span&gt;'i ünlü bir örnek. Joyce'un yapıtına bu adı vermesinin nedenlerinden biri de, Homeros'un yapıtına &lt;a href="http://library.thinkquest.org/19300/data/CompMyth/ulysses.htm"&gt;alaycı bir gönderme&lt;/a&gt; yapmaktı. Dolayısıyla bu kitabın Türkçeye İlyada değil de &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ulysses&lt;/span&gt; adıyla çevrilmiş olması biraz şaşırtıcı, yapıtın bütün esprisini yabancılaştıran bir şey olmuş sayılabilir. Kuşkusuz benzerlik taşısa da, bu ünlü örnek yukarıdaki Dagur Kari'ye ait filmin adının &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tutunamayanlar&lt;/span&gt; olarak çevrilmesini anlaşılır kılmıyor, çünkü hem telif hakkı ihlali sözkonusu değil, hem de Türkçeye çeviriyi yapıtın sahibi yapmıyor. Bu durum ancak Joyce &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ulysses&lt;/span&gt;'i yazmış olsaydı ve Yunanca çevirmenleri Homeros'un yapıtını İngilizceye Joyce'un yapıtının yayımlanmasından sonra ve bu adla çevirselerdi benzer olurdu. Herhalde Joyce büyük, çok büyük öfkeye kapılırdı.
&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Düzeltme: &lt;/span&gt;Yukarıdaki paragrafta geçen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;İlyada &lt;/span&gt;bir hata. Sn. Necmiye Alpay'a buna dikkat çektiği için teşekkür ederim. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ulysses&lt;/span&gt;, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Odysseia&lt;/span&gt;'nın Latinceleştirilmiş hali. Dolayısıyla, Joyce'un yapıtı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;İlyada&lt;/span&gt;'ya değil, &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Odysseia&lt;/span&gt;'ya yönelik bir gönderme. Sonradan bakınca gördüm, Ahmet Cevat Emre &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Odysseia &lt;/span&gt;çevirisinde bu konuya bir yerde değiniyor: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Odysseus &lt;/span&gt;ismini Fransızlar &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ulysse &lt;/span&gt;diye dillerine çevirmektedir. Yalnız Leconte de Lisle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Odysseus &lt;/span&gt;suretinde transkripsiyonunu yapıyor. Pavlaki'nin &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Odisya &lt;/span&gt;transkripsiyonu sağlam hiçbir esasa dayanmaz." (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Odysseia&lt;/span&gt;, 2. bsm., 1963, s. 50). A. Erhat ve A. Kadir çevirisinde, gördüğüm kadarıyla, buna ilişkin bir değinme yok. Kısacası, "Joyce'un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ulysses&lt;/span&gt;'i Homeros'un &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Odysseia&lt;/span&gt;'sına karşılık geliyor, bu adla çevrilebilirdi" argümanına karşı çıkabilecek bir şey söylenebilir: &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ulysses Odysseia&lt;/span&gt;'nın İngilizcesi, İngilizceden çevrildiği için de özgün adı kullanılmalı. Yani, sanırım.
&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113673922148689116?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113673922148689116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113673922148689116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/tutunamayanlar-bir-eviri-mi.html' title='&quot;Tutunamayanlar&quot; Bir Çeviri Mi?'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113663897359323649</id><published>2006-01-07T13:31:00.000+02:00</published><updated>2006-01-17T01:30:30.990+02:00</updated><title type='text'>Postmodern Kölelikler</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Sabri Gürses&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/gurcu%20tercuman2.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; WIDTH: 288px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 170px" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/gurcu%20tercuman2.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;6 Ocak 2006 tarihli Hürriyet gazetesinde üzücü bir haber vardı. Haber 90'lardan bu yana, ekonomik çöküntüye düşen ülkelerde, özellikle eski doğu bloku ülkelerinde çok yoğun ve acılı bir şekilde yaşanan kadın ve çocuk köle ticareti ağına kapılmış bir Gürcü kadınını konu ediyordu. Altı ay kadar önce Türkiye'de &lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;"tercüman olarak"&lt;/span&gt; çalışmak üzere davet alan bu kadın, geldikten sonra bir eve kapatılmış, seks işçisi olarak çalıştırılmış, hatta bu sırada hamile kalmış. Bu tür haberlerin neredeyse haftada bir yayınlanır olması düşündürücü aslında. Bu haberde değişik bir yön de vardı: birincisi, kuzeyden Türkiye'ye çalışmaya gelenler genellikle "nataşa" olarak küçültücü bir şekilde anılıp geçiliyor, meslekleri sözkonusu edilmiyordu. Çevirmen olduğunu muhabir mi saptadı, yoksa kendisi mi söyledi, önemli bir ayrıntı belki de. Büyük olasılıkla Rusça çevirmeni olmalı. Her koşulda bu haberde bu felaketi yaşayan kişiye kadın denilerek geçilmemesi, mesleğinin açıkça anılması önemli bir şey.

Rusya'nın ve Rusçanın ülkemizde popüler tanınma şekli açısından kendimize kesinlikle özeleştiri yöneltmeliyiz. Fakat diger yandan, başka eleştiriler de sözkonusu olabilir. Birkaç gün önce öğrendiğim bir olay beni oldukça şaşırttı doğrusu: 2004 yılında Antalya'da bir Rus erotik filmi çekilmiş.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/rusyada%20semaver.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; WIDTH: 255px; CURSOR: pointer; HEIGHT: 155px" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/rusyada%20semaver.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;2002 yılında kurulmuş olan &lt;a href="http://www.erosfilm.ru/index.html"&gt;Eros-Film&lt;/a&gt; adlı film şirketinin (sanırım sahibi ve) film yönetmeni olan Armen Oganezov, 2004 yılında bir Rus turizm şirketiyle film anlaşması yapıp bir film çekmek üzere Antalya'ya gelmiş. &lt;span style="font-size:+0;"&gt;&lt;a href="http://www.erosfilm.ru/films/turkey_rus.html"&gt;В Турцию со своим самоваром&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;(&lt;span style="FONT-STYLE: italic"&gt;Kendi Semaverimizle Türkiye'de&lt;/span&gt;) adlı film, film için hazırlanan internet sayfasından anlaşıldığı kadarıyla, yönetmenin kendisini ve rol arkadaşlarını Antalya'da çeşitli otellerde tatil yaparken gösteren, erotik bir film. Turizm şirketinin ve otellerin tanıtılmasına yönelik, tanıtım ağırlıklı, erotik temalar eşliğinde kameraya alınmış tatil görüntülerini içeren bir film. "Kahramanlarımızı Antalya'da nasıl sürprizler bekliyordu, özellikle de yakışıklı Türk erkeği Hasan'la tanıştıktan sonra, bu filmi izleyerek öğreneceksiniz" diye tanıtılıyor. Filmin hedef kitlesini tanımlamak zor, çünkü film herhalde Rusça, İngilizce, Almanca, Fransızca ve İtalyanca'ya çevirilere sahip (sitenin çevrildiği diller bunlar). Filmin hedefini anlamak da zor: Antalya'da tatil yapmaya mı davet ediyor, kimi davet ediyor, Hasan'la tanışmanın önemini mi konu ediyor? Hasan rolünü oynayan kişi &lt;a href="http://www.erosfilm.ru/actors/actors_08_rus.html"&gt;Anton Davidov&lt;/a&gt; adlı bir Rus oyuncu (resimde görülüyor). Dolayısıyla çeviri yapmak gerekmemiş olmalı, büyük olasılıkla otellerde de Rusça ve İngilizce konuşulabiliyordu, Türkçeye başvurmak pek gerekmedi.

Garip dünya. Bir tarafta kuzeyden çevirmenlik yapmaya gelen ve bir eve kapatılarak seks kölesi olarak kullanılan bir kadın, bir tarafta kuzeyden gelerek tatil yapan ve bu tatili erotik filme dönüştüren bir seks filmi şirketi. Eski Sovyet ülkeleriyle Türkiye'nin ilişkisi tuhaf bir hal aldı gerçekten.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113663897359323649?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113663897359323649'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113663897359323649'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/postmodern-klelikler.html' title='Postmodern Kölelikler'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113649771611126397</id><published>2006-01-05T22:40:00.000+02:00</published><updated>2006-01-17T01:27:21.226+02:00</updated><title type='text'>Çeviri ve Yerelleştirme</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;em&gt;Oktay Ertan&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/I%20n_Bengi_%20ner_1.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; CURSOR: pointer" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/I%20n_Bengi_%20ner_1.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Okan Üniversitesi tarafından düzenlenen Çeviribilim Seminerlerinin 5 Ocak 2006'daki oturumunda Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümünden Prof. Dr. Işın Bengi-Öner, "Çeviribilimde Bir Konu Olarak Yerelleştirme - Yerelleştirmede Bir Konu Olarak Çeviri" konusunda söz aldı.
&lt;p class="MsoNormal"&gt;Bengi-Öner konuşmasına çevirmenlerin 1960'lı yıllardaki ve 2000'li yıllardaki çalışma koşullarını karşılaştırarak başladı. Bilgi kaynaklarının artmasının ve bu kaynaklara erişimin eskiye göre çok daha kolay olduğuna değinen Bengi-Öner, bu durumun çeviri üzerinde etkili olmasının kaçınılmaz olduğunu belirtti. Kendisinin de piyasa çevirmenliği ile çeviriye başladığını ve daha sonra akademisyen olduğunu belirten Bengi-Öner, eski ve yeni çeviri yaklaşımlarıyla karşılaştığını belirtti.
Holmes'ün 1970'li yıllardaki çalışmalarının, çeviribilimin oluşumu bakımından temel sayılabilecek önemde olduğunu hatırlatan Bengi-Öner, Toury'nin betimleyici çalışmalarının da Holmes'ün ortaya koyduğu bu modeli ele aldığını sözlerine ekledi.
Bengi-Öner, &lt;a href="http://www.localisation.ie/learning/courses/summerschools/2001/Localisationculturaldiv.htm"&gt;yerelleştirmenin&lt;/a&gt; "yazılım ve ağ ürünlerinin çeviri yoluyla kullanılabilir hale getirilmesi" şeklinde tanımlandığına değinirken kavramın yerel kültürle bağlantılı olarak veya uluslararası bağlamda kullanılabileceğini hatırlattı. Bu noktada yerelleştirme kavramıyla ilgili tartışmalara değinen Bengi-Öner, &lt;a href="http://ltc.ehb.be/instructors.htm#esselink"&gt;Bert Esselink&lt;/a&gt;'in "Çeviri yerelleştirmenin sadece bir kısmıdır." &lt;a href="http://www.benjamins.com/cgi-bin/t_bookview.cgi?bookid=LIWD%204"&gt;sözünü&lt;/a&gt; tartışmaya açtı. Yerelleştirme kavramının çeviriyle çok daha fazla ilişkili olduğunu dile getiren Bengi-Öner, bu konuda teknik alan-çeviri gibi farklı alanlar arasındaki ilişkilerden doğan verilerin konuya açıklık getirebileceğini belirtirken Dilek Dizdar'ı konuşmaya davet etti. Dizdar konuyla ilgili olarak toplum çevirmenliği örneğini verdi. Toplum çevirmenliğinin rolü üzerinde daha ayrıntılı düşünülmesi gerektiğini belirten Dizdar, metin kavramının katmanlı olduğunu ve yazılı çeviri ile sözlü çevirinin, metnin algılanması bakımından aynı düzlemde değerlendirilmesinin zorluğundan bahsetti.
&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/Oner_2.1.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0pt 10px 10px 0pt; CURSOR: pointer" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/Oner_2.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Doç. Dr. Alev Bulut, yerelleştirme bağlamında çevirmen rolünün esnek olabileceğini hatırlatarak çeşitli alanlardaki çevirmenlerin aslında bir mühendis kadar konunun içinde yer alabildiğini, bu nedenle şirketlerce "çevirmen" olarak addedilmemiş kadroların bile en önemli görevlerinin çeviri olabileceğini sözlerine ekledi. Yerelleştirmenin bir ekip tarafından yapıldığına değinen Bulut, çevirmenlerin bu ekip içerisinde sadece çevirmen kimlikleriyle yer almayabileceklerini, bundan daha farklı görevler de üstlenebileceklerini belirtti.
Toplantının sonlarına doğru Çağlar Tanyeri çeviribilim kavramı olarak yerelleştirme ve uyarlamaya değindi ve konuyu edebiyat ekseninde tartışmaya açtı. Can Yücel'i örnek olarak gösteren Tanyeri edebiyat çevirilerinde yerelleştirmeyle uyarlamanın çevirilerde önemli roller üstlendiğini dile getirdi. Bunun üzerine Bengi-Öner, Can Yücel çevirilerini kendi derslerinde işlediğini ve Yücel'i derse davet ettiğini anlattı. Yücel'in çeşitli çevirilerinde verdiği ilginç kararları hatırlatan Bengi-Öner, Yücel'in, öğrencilerin tüm sorularına içtenlikle yanıt verdiğini ve kararlarını verirken önemli araştırmalar ve kaynak taramaları yaptığına değindi. Bengi-Öner, gerek kendine özgü kararlarıyla, gerekse kültürel uyarlamalarda gönderme yapılan yapı ve karakterlerin başarısıyla Yücel'in, bu alanda verilebilecek en iyi örneklerden biri olduğunu sözlerine ekledi.

(Yerelleştirmenin ortaya çıkabilmesi için kültürlerarası herhangi bir aktarımın varolması gerekliliğinden dolayı, çevirinin yerelleştirmeyi kapsadığını ve çeviriden bağımsız olarak yerelleştirme kavramından söz edilmesinin zor olduğunu düşünüyorum. Bununla birlikte her çeviri kararının da yerelleştirici amaç ve gerekçelerle verildiğini söylemek doğru olmayabilir. Özellikle yazılım ve ağ işlemlerinde yerelleştirme sözcüğünün çeviri sözcüğü yerine kullanıldığını görüyoruz; bu kullanım yerelleştirme ile kastedilen kültür öğelerinin uyarlanmasını ve her kültür için ayrı bir planla dönüştürülmesi anlamını es geçebilir. Son zamanlarda &lt;a href="http://www.regional.org.au/articles/government/glocalisation.htm"&gt;çeşitli&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.swaminomics.org/et_articles/et20020623_glocalisation.htm"&gt;internet&lt;/a&gt; &lt;a href="http://216.239.51.104/search?q=cache:mm7bYWfczHQJ:www.devstud.org.uk/publications/papers/conf03/dsaconf03adamu.pdf+glocalisation&amp;hl=en"&gt;kaynaklarında&lt;/a&gt; "&lt;a href="http://216.239.51.104/search?q=cache:4aE_iDaZO9QJ:www.hwwa.de/Publikationen/Discussion_Paper/2001/117.pdf+glocalisation&amp;amp;hl=en"&gt;glocalisation&lt;/a&gt;" diye bir sözcüğe rastlıyorum; globalisation (küreselleşme) ve local (yerel) sözcüklerinin karışımı olan bu kavramın değerlendirilmesi de tartışmaya farklı bir boyut getirebilir.)&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113649771611126397?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113649771611126397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113649771611126397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/eviri-ve-yerelletirme.html' title='Çeviri ve Yerelleştirme'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113640555232860457</id><published>2006-01-04T21:51:00.000+02:00</published><updated>2006-01-06T23:31:06.026+02:00</updated><title type='text'>Çevirmen Otomat Mıdır?</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/sabrigurses%20bianet.0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 180px; height: 113px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/sabrigurses%20bianet.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çeviribilim&lt;/span&gt; yazarlarından Sabri Gürses'in Rusça çevirmenlerinin Rusça çevirilerde sansür yaptığı savlarından yola çıkarak, çevirmenin çeviri kararları ve yayınevi-çevirmen ilişkisi üzerinde duran &lt;a href="http://www.bianet.org/2005/12/30/72754.htm"&gt;Soğuk Savaş&lt;/a&gt; adlı bir yazısı internet haber gazetesi &lt;a href="http://www.bianet.org"&gt;bianet&lt;/a&gt;'in biamag bölümünde 31 Aralık günü yayınlandı.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113640555232860457?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113640555232860457'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113640555232860457'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/evirmen-otomat-mdr.html' title='Çevirmen Otomat Mıdır?'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113638802656011724</id><published>2006-01-04T17:07:00.000+02:00</published><updated>2006-01-04T17:22:26.263+02:00</updated><title type='text'>Okan Üniversitesi'nde Hans J. Vermeer</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/H.%20Vermeer%20Konferanslar.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/H.%20Vermeer%20Konferanslar.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;Okan Üniversitesi'ndeki çeviribilim seminerleri kapsamında 5 Ocak 2006, perşembe günü Prof Dr. Işın Bengi Öner'in "Çeviribilim'de Bir Konu Olarak Yerelleştirme" başlıklı semineri gerçekleştirilecek.
Diğer yandan ünlü çeviribilimci Prof. Dr. Hans J. Vermeer de 20 Ocak 2006 tarihinde, Cuma günü ve 18 Mart 2006 tarihinde, Cumartesi günü ingilizce olarak "Deconstructing Translation" (Çevirinin Yapısökümü) üstbaşlığını taşıyan iki konferans verecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113638802656011724?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113638802656011724'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113638802656011724'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/okan-niversitesinde-hans-j-vermeer.html' title='Okan Üniversitesi&apos;nde Hans J. Vermeer'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113636891707228721</id><published>2006-01-04T10:30:00.000+02:00</published><updated>2006-01-17T10:42:38.040+02:00</updated><title type='text'>Yanıltıcı, Kafa Karıştırıcı, Küreselci Çeviri</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sabri Gürses
&lt;/span&gt;Bu yazının genişletilmiş hali için, "&lt;a href="http://www.bianet.org/2006/01/07/alt.htm"&gt;Yanıltıcı Haber Çevirileri&lt;/a&gt;," Bianet, 07.01.2006&lt;span style="font-style: italic;"&gt;
&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;
Küreselcilik karşıtı yazar &lt;a href="http://planb.com.tr/gelecek.html"&gt;George Monbiot&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.monbiot.com"&gt;sitesinde&lt;/a&gt; "&lt;a href="http://www.monbiot.com/archives/2005/12/27/how-britain-denies-its-holocausts/"&gt;İngiltere Soykırımlarını Nasıl Reddediyor&lt;/a&gt;" başlıklı bir yazı yazmış. Yazıda genel olarak İngiltere ve diğer AB üyesi ülkelerin açık sömürgecilik döneminde işledikleri suçlara değiniliyor, bu ülkelerin bu suçları unutturmak için özel bir yöntem benimsedikleri, bunları sürekli ve açıkça konuşulur kıldıkları söyleniyor, AB ülkelerinde medyanın özel rolüne dikkat çekiliyor. Bu çerçevede Orhan Pamuk'a dava açılmasının, soykırım temasının yasaklanma çabasının "aptalca" olduğu söylenerek, Türkiye'nin bu konuda AB ülkelerinin deneyimlerinden öğrenebileceği çok şey olduğu fikri geliştiriliyor.
Yazı ilginç bir yazı, Monbiot daha çok küreselcilik karşıtı tartışmalarda anılırken, bu yazısı bazı &lt;a href="http://www.google.com/search?q=monbiot+soyk%C4%B1r%C4%B1m&amp;start=0&amp;amp;amp;amp;amp;amp;ie=utf-8&amp;oe=utf-8&amp;amp;client=firefox-a&amp;rls=org.mozilla:en-US:official"&gt;Türkçe yayın organlarında&lt;/a&gt; yer almış, kısmen çevrilmiş. Fakat yazıdan da ilginç olan şey, bu kısmi çevirilerin özel bir sansürle yapılması. Çeviri ve haberler genel olarak "&lt;a href="http://www.kanald.com.tr/haber/dunya/2005.12.28/ingilizden.shtml"&gt;İngilizden soykırımı&lt;/a&gt; &lt;a href="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=3709367&amp;amp;tarih=2005-12-28"&gt;inkar dersi&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.habervitrini.com/haber.asp?id=203163"&gt;Mezalimleri inkar etme yöntemi&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.ntvmsnbc.com/news/355447.asp"&gt;Guardian'dan Türkiye'ye soykırım tavsiyesi&lt;/a&gt;" gibi başlıklar altında yer aldı. Oysa Monbiot'nun yazısının son paragrafı çok çarpıcı bir cümleyle sona eriyor. Bu paragrafın çevirisi NTVMSNBC'de yer alırken en önemli kısmı, yani son cümlesi çıkartılmış. Metnin aslı şöyle:
"Turkey’s accession to the European Union, now jeopardised by the trial of Orhan Pamuk, requires not that it comes to terms with its atrocities; only that it permits its writers to rage impotently against them. If the government wants the genocide of the Armenians to be forgotten, it should drop its censorship laws and let people say what they want. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;It needs only allow Richard Desmond and the Barclay brothers to buy up its newspapers, and the past will never trouble it again&lt;/span&gt;."
Benim altını çizdiğim kısma yer vermeyen NTVMSNBC çevirisi şöyle:
"Türkiye’nin şimdi Orhan Pamuk davası ile tehlikeye giren AB üyeliği, geçmişteki zulümlerle hesaplaşmasını değil, yazarlarının bu konuda öfkelenmesine izin vermesini gerektiriyor. Eğer Türk hükümeti, Ermeni soykırımının unutulmasını istiyorsa, sansürleyen yasaları bir kenara bırakarak herkesin istediğini söylemesine izin vermeli. Böylece artık geçmiş onları rahatsız etmeyi bırakır."
Bu eksik çeviri yazıdaki temel vurguyu çarpıtması nedeniyle tümüyle yanlış ve taraflı. Doğru çeviri şöyle olabilir:
"Türkiye'nin artık Orhan Pamuk davasıyla tehlikeye giren, AB'ne kabul edilişi kendi mezalimleriyle uzlaşmasını gerektirmiyor; yazarlarının bunlara karşı çaresizce öfkelenmesine izin versin yeter. Eğer hükümet Ermeni soykırımının unutulmasını istiyorsa, sansür yasalarını kaldırmalı ve insanların istediklerini söylemelerine izin vermeli. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Gazetelerini Richard Desmond ve Barclay kardeşlerin satın almasına izin versin  yeter, geçmiş bir daha başını ağrıtmaz.&lt;/span&gt;"
&lt;a href="http://news.bbc.co.uk/1/hi/business/3479581.stm"&gt;Richard Desmond&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://news.bbc.co.uk/1/hi/business/3407799.stm"&gt;Barclay kardeşler&lt;/a&gt; İngiltere'de gazeteleri satın alan dev medya tekelleri. Desmond aynı zamanda &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Asian Babes&lt;/span&gt; (Asyalı Bebekler) ve &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Readers' Wives&lt;/span&gt; gibi pornografik yayınların sahibi.
Kısacası: küreselcilik karşıtı Monbiot, açık seçik bir şekilde yeni dünyada her türlü insani konunun çıkar gruplarının denetiminde olduğunu söylüyor, fakat bu bize &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çevrilmiyor&lt;/span&gt;. Tuhaf bir şekilde, küreselcilik karşıtı yazar, "İngiliz" ve "AB sözcüsü" kılınıveriyor.&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113636891707228721?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113636891707228721'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113636891707228721'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/yanltc-kafa-kartrc-kreselci-eviri.html' title='Yanıltıcı, Kafa Karıştırıcı, Küreselci Çeviri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113627476774548514</id><published>2006-01-03T09:52:00.000+02:00</published><updated>2006-01-03T10:37:24.126+02:00</updated><title type='text'>Telif ve İthal Telif Hakları</title><content type='html'>Yazar ve hukukçu &lt;a href="http://edebistan.com/index.asp?pg=oyku&amp;kod=71"&gt;İlhan Tarus&lt;/a&gt;, 1954 yılında Varlık dergisinde yazdığı bir yazıda,* Türkiye’nin uluslar arası telif anlaşmaları karşısındaki yükümlülüğüyle ilgili iki ilginç noktaya değinmiş. Birincisi, 1953 yılında Sanat ve Fikir Eserleri Kanunu’nun hazırlanması sırasında, Prof. Hirsch’in ana taslağı hazırladığını, ama Yargıtay üyesi Âmil Artus’un da büyük emeği geçtiğini söylüyor.
İkincisi, Brüksel Anlaşması ve &lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/640/Image11.jpg"&gt;Bern Sözleşmesi&lt;/a&gt;’yle ilişkimizin anlamına değiniyor:

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/ilhan%20tarus%20telif2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 166px; height: 225px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/ilhan%20tarus%20telif2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;“Bütün milletlerarası sözleşmelerde olduğu gibi her millet, dilediği norma katılmakta serbesttir. Biz, (1948) yılında Brüksel’de düzenlenen norma katıldık ve kanunumuzun sistemini bu norma uydurduk. Brüksel metni, yabancı eserlerin kendi dillerinde yayınlandıkları tarihten itibaren on yıllık bir hak kabul eder. On yıldan daha eski yayınlı eserler hakkında kesin bir muafiyet ve imtiyaz tanır. Esasen Brüksel metninin özelliği buradadır.
Bunun dışında en yeni metin olarak 1952’de kabul edilen Bern metni vardır ki, bunda elli yıllık bir hak saklılığı esası kabul edilmiştir. Biz bu metne katılmadık. .. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Eğer katılsaydık ne sizin&lt;/span&gt; [Yaşar Nabi’ye sesleniyor], &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ne de&lt;/span&gt; s&lt;span style="font-style: italic;"&gt;on yıllarda birçok eser aktaran öteki tercümeci ve editörlerin, pek sınırlı bir adet dışına çıkmanıza imkân olmıyacaktı. Hele bugünkü Amerikan edebiyatından hemen hiçbir şey göremiyecektik.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yazarlarına telif hakkı ödeme veya izinlerini alma yoluna gidecektik.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu yolun sarplığını herkesten iyi takdir buyurursunuz.&lt;/span&gt; Devlet, fikir ve edebiyat dünyamızın haberi bile olmadan –ki hâlâ haberimiz yokmuş- en hafif yükü tercih etmiş ve Brüksel anlaşmasına muvazi olarak kanun hükmü koymuştur. Başka memleketlerde bu çeşit bir kanun yapılırken yazarların yol göstermesi, hükümeti aydınlatması âdettir. Aramızdaki mesafeyi düşününüz.” (abç)

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/steinbeck%20moon%20is%20down.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/steinbeck%20moon%20is%20down.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Bu metni okuduktan sonra, ilk önce, devlet görevlilerinin kültürel sorumluluk ve öngörü sahibi olduğunu düşündüm. Sonra hafif hafif arkadaki zihniyet şekillenmeye başladı: bu anlayış, ithalatçı bir anlayış. Kültürün, hem dışarıdan ithal edileceğine, hem de olabildiğince maliyetsiz ithal edilmesi gerektiğine inanıyor. Ayrıca on yıl esası kabul edildiyse, ve bunun ardında “telif hakkı ödeme veya izin alma”dan kaçınmak düşüncesi varsa, demek ki kültürde hep bir on yıllık gecikme olması da normaldir: &lt;a href="http://www.oncu.com/tallib/search.php?AKARABEY"&gt;John Steinbeck’i çeviriyorsak&lt;/a&gt;,** on yıl önce yayınlanan eserlerini çeviririz (ya ikinci baskı yaptıysa?), on yıllık gecikme kültürümüz için kayıp olmaz. Dahası, bu anlayışın içinde “telif” kavramı büyük ölçüde ithalata yönelik olarak tanımlanıyor: ihraç edilme durumunda, yani Türk yazarlarının başka dillere çevrilmesi durumunda ne olacağı göz ardı edilmiş sanki.
Daha önce, uluslar arası baskı gelinceye dek yayınevleri serbestçe yayın yapmış, telif hakkını göz ardı etmiş sanıyordum, ama sanırım başka bir şey söz konusu olmuş: kültürün ithaline inanan bir zihniyet, onları bir tür sübvanse eder gibi serbest bırakmış olabilir mi acaba? Bunun günümüzdeki çeviri karmaşasını açıklayan bir yanı var: bu hak serbestisi içinde bir yayınevi başka bir yayınevinin haksız rekabetini nasıl engelleyebilirdi? Yayıncılık belki de bu nedenle böylesine çeviri ağırlıklı gelişti? &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Sabri Gürses)&lt;/span&gt;

* "Telif Hakları ve Türkiye," Varlık, sayı: 405, 1 Mart 1954.
* Örneğin Steinbeck'in Türkçeye &lt;a href="http://www.oncu.com/tallib/search.php?AKARABEY"&gt;Filiz Karabeyli&lt;/a&gt; tarafından &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ay Battı&lt;/span&gt; adıyla ilk olarak &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1953&lt;/span&gt; yılında çevrilen, 1958'de ikinci basımı yapılan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;The Moon Is Down&lt;/span&gt; adlı kitabı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1942&lt;/span&gt; yılında Nazilere karşı savaş propagandası olarak yayınlanmış, 1943 yılında &lt;a href="http://www.imdb.com/title/tt0036170/"&gt;sinemaya uyarlanmış&lt;/a&gt;. 1969 yılında İstanbul Şehir Tiyatroları'nda tiyatro oyunu olarak &lt;a href="http://www.istanbul.com/KulturSanatDetail.aspx?Cat=73&amp;ColId=8896"&gt;oynanmış&lt;/a&gt;. Romanın &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ay Battı &lt;/span&gt;adıyla 1990 yılında &lt;a href="http://kitap.antoloji.com/kitap.asp?kitap=162806"&gt;Erol Mutlu&lt;/a&gt;, 1991 yılında &lt;a href="http://www.vesaire.com/kitap/urun.php?products_id=64947&amp;amp;sid=6b3519b85b5ca1462d969049ac798598"&gt;Özhan ve H. Zekai Yiğitler&lt;/a&gt;'e ait iki çevirisi daha var (bu iki çevirinin ilk basım tarihleri farklı olabilir).&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113627476774548514?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113627476774548514'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113627476774548514'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/telif-ve-ithal-telif-haklar.html' title='Telif ve İthal Telif Hakları'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113627181084479513</id><published>2006-01-03T08:31:00.000+02:00</published><updated>2006-03-18T12:07:33.476+02:00</updated><title type='text'>"Maksimumyeniyıllar"</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/IMAG0028.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 182px; height: 155px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/IMAG0028.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;

Orhan Veli, 1951 tarihli bir yazısında* şöyle diyor:
&lt;blockquote&gt;“Şiirin tercümesinin imkânsız bir nesne olduğu muhakkak.
Sanatkârın, ne pahasına olursa olsun, derdini anlatmak ihtiyacıyle çırpındığı da malûm. Türk münevverinin hali kezâ, o derece malûm. Şu halde bir Türk şairi eserini başka bir efkârı umumiyeye, dünya karinin hükmüne nasıl arzedecek? Herhalde başka dilde yazarak değil. Ama nasıl? Türk şairleri, bütün milletlerin, bilhassa küçük milletlerin şairleri gibi, bir dil meselesi karşısında. Dilini büyük medeniyetlerin dilleri seviyesine çıkarmadıkça; onu, aşağı yukarı, milletlerarası bir dil haline getirmeye çalışmadıkça, dünya efkârı umumiyesinden hiçbir şey beklemiyecek, böylece ölüme mahkûm kalacaktır. Bu hakikat onun dil dâvasındaki önemini belli etmekten başka, bir de dilin şiirdeki yerinin ne olduğunu göstermesi bakımından ehemmiyetli. Kimi dostlar, şiirin başka şey, dilin başka şey olduğunu sanıyorlar. İçlerinde ‘canım sen Türkçesine bakma, şiire bak’ diyenlere bile rasladım. Türkçeyi bilmeden, hem de en iyi bilmeden, nasıl şiir yazılır, anlamıyorum.”&lt;/blockquote&gt;&lt;span class="fullpost"&gt;
Şimdi yıl 2006. Birkaç gün önce sokaklar, evler süslendi, yeni yılı karşıladık. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Taksim semtini süslemiş, daha doğrusu bir bankayla anlaşma yapmış, bankanın “Maximum” adlı kredi kartı tanıtımıyla birlikte kendi yeni yıl dileklerini iletmiş. Taksim semtinin adıyla oyun yapılmasına, özel dergi ya da işyeri adı olarak Taxim’e dönüştürülmesine alıştık, ama kamuya ait olan bir belediyenin buna destek vermesini anlamak zor. Ağaçlardan sarkıtılmış “Maximum/Büyükşehir Belediyesi” kartonlarının bir belediyenin yeni yıl sevincini belli etmedeki güçsüzlüğünü işaret etmesi bir yana, bir belediyenin dört bir yana imlası, ifadesi yanlış “maksimumyeniyıl” garibesini yaymaya hakkı var mıdır? Bir belediye yönetim bölgesinde dili bozucu, üzücü ifadeleri yaygınlaştırabilir mi?

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/IMAG00301.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 169px; height: 212px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/IMAG00301.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Nişantaşı’nda da Şişli Belediyesi bir başka bankayla anlaşma yapmış, fakat yeni yıla dair dileklerini bankayla birlikte dile getirmemiş. Ama aynı şey bir bakıma burada da geçerli: belediye dil encümeni bu tür ifadeleri “Bonus kelimesinin Türkçeye tercümesi imkânsız bir nesnedir. Başka dilde yazarak anlaşmamız lâzım” diyerek mi savunacak?
Hal böyleyken çevirmen maximum’a, bonus’a ve bilumum kelimeye karşılık bulmazsa ne olacak, editör “maksimum gayretle kazığı yerine çaktı” gibi bir cümleyi neye dayanarak düzeltecek? Üzgünüm Orhan Veli, özelle kamusalın iç içe girdiği yerde, Türkçesine bakmaya vakit yok, zaten bu Word olmasa imla denetimi de yapmaz, kelime önermezdik. Türk yazarı, çevirmeni de bir zahmet başka dilde yazsın, çevirsin.&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;

&lt;span style="font-size:85%;"&gt;* “Konferans,” &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Varlık&lt;/span&gt;, 1 Nisan 1951.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113627181084479513?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113627181084479513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113627181084479513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2006/01/maksimumyeniyllar.html' title='&quot;Maksimumyeniyıllar&quot;'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113596289774983269</id><published>2005-12-30T19:11:00.000+02:00</published><updated>2006-03-18T11:56:02.086+02:00</updated><title type='text'>"Vietnamlı Çevirmenler Yabancı Yazarları Katlediyor"</title><content type='html'>&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Son 15 yılda Vietnamcaya birçok yabancı kitap çevrildi ve bunların büyük kısmı çeviri açısından önemli hatalar içeriyordu. Çevirmenler yabancı yazarların yapıtlarını katlediyor mu?&lt;/span&gt;

"Kısa bir süre önce, Kültür ve Enformasyon Yayınevi Amerikan romanı 'The Da Vinci Code'un çok kötü bir çevirisini yayımladı.
"Vietnamlı çevirmenler bireysel olarak, kişisel yeteneklerine dayanarak çalışıyorlardı.Bugüne dek kimse standart bir çeviri düzeyi sağlamakta başarılı olmadı. Uluslar arası şair ve yazarların çoğunun yapıtı Vietnamcaya çevrilirken şiddetli bir şekilde değiştirildi. Başka deyişle, yapıtları çevirmenler tarafından öldürüldü.
"Şu an için kitapların Vietnamcaya çevirisini gözeten bir aracı kurum yok. Çoğu kimse mevcut durumun çeviri süreci açısından bir saydamlık sağlamadığını ve nitelik denetimi için fazla olanak olmadığı için kaygı duyuyor.
"Genç yetenekli çevirmenlerin birçoğuna önemli bir uluslar arası edebi eser üzerinde çalışma fırsatı sağlanmıyor. Yayımcılar tarafından göz ardı ediliyorlar çünkü eski meslekdaşlarının prestij ve deneyiminden yoksunlar. Aslında asıl eksikliğini çektikleri şey kapıdan içeri bir adım atabilmek. Buna bağlı olarak da, çeviri edebiyatta tam bir genç ses eksikliği duyuluyor.
"Yıllarca, Rus şiiri Vietnam’da edebiyatın zirvesi sayıldı. Artık, bu çevirilerin de iyi olup olmadığından kuşku duymak gerekiyor. Uzmanlara göre, Vietnamlı çevirmenler uzun zamandır Rus şairlerini katletmekteydi.
"Kuşkusuz her çevirmen iki dil arasında çeviri yapmaya kalkıştığı zaman devasa bir yük üstlenmektedir. Bütün umabileceğimiz ellerinden gelenin en iyisini yapmaları. Fakat, muhafızların da devreye girmesi böylece halkın okudukları değişkenin yazarın niyet ettiği şeye olabildiğince yakın olduğundan emin olması da önemli bir şey." (Çev. SG, Kaynak: &lt;a href="http://english.vietnamnet.vn/lifestyle/2005/12/526961/"&gt;VietnamNet Bridge, 28.12.05&lt;/a&gt;)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113596289774983269?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113596289774983269'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113596289774983269'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/vietnaml-evirmenler-yabanc-yazarlar.html' title='&quot;Vietnamlı Çevirmenler Yabancı Yazarları Katlediyor&quot;'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113594467404054727</id><published>2005-12-30T14:10:00.000+02:00</published><updated>2006-03-18T11:43:20.070+02:00</updated><title type='text'>Çıldıran Ülke</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/IMAG0020.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 220px; height: 165px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/IMAG0020.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Sabri Gürses

&lt;/span&gt;29 Aralık gecesi, sonunda ülkece hep beraber, neden yabancı dil öğrendiğimiz sorusunun yanıtını bulmuş olduk: gerektiğinde gizli örgütlere, ajanlara ve benzeriye kendi dillerinden yanıt verebilmek, onları tv dizilerimizde yabancı oyunculara canlandırtıp konuşmaların çevirisini yapabilmek için. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Kurtlar Vadisi &lt;/span&gt;adlı televizyon dizisinin ünlü karakteri Polat Alemdar dizinin son iki bölümünde Los Angeles'a gitti, gizli örgütün başkanını ve karısını uyardı, hatta onlara İncil'den meseller hatırlattı. Konuşmalar altyazı olarak aktarıldı. Çeviri sorunluydu, "This interests me" "Bu bana enteresan geliyor" olarak çevrildi ya da Sharon Stone'un karakteri İncil'in "Matta" bölümünden alıntı yaptığında altyazıya bu İngilizce olarak, "Mathews" şeklinde aktarıldı, ama önemli olan bu olayın gerçekleşmesiydi: Çeviri Yapıldı. Hollywood filmlerinde genellikle sömürge dilleri için yapılan uygulama, yani konuşmaları doğallığını bozmadan ses olarak verip altyazıyla çevirisini yapma uygulaması, bu kez İngilizce için yapıldı.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/IMAG0018.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 217px; height: 165px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/IMAG0018.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Fakat çeviri uygulaması biraz abartıldı kanımca, çünkü aynı dizide kadın baş kahraman bitkisel hayata girdikten hemen sonra, doktor annesine kadının fişinin çekilmesi gerektiğini, bu kararın elzem olduğunu söyledi ve uzun süre bu tartışıldı. Türkiye'deki bir hastahanede bu olayın yaşanması geleceğe çeviri sayılabilir, çünkü bildiğim kadarıyla dünyanın birçok yerinde tartışılan bu karar Türkiye'de uygulamaya geçirilmedi. Normal bir seyirci, doktorun bu konudaki telaş etme nedeninin, Sağlık Bakanlığı'nın hastanın bu alete ilişkin masraflarını karşılamaması olduğu yorumunu yapabilir. Daha sonra Polat ve arkadaşlarının yargılandığı mahkemede bir ressamın yer aldığına tanık olduk, eski Amerikan filmlerinden çok iyi tanıdığımız bir mahkeme ressamı mahkemeyi resme aldı. Yani, bu dizide çevirinin sadece dil düzeyinde değil, bütün kültürel göstergeler düzeyinde, çok boyutlu olarak ele alındığını gördük.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/IMAG0024.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 197px; height: 164px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/IMAG0024.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Diğer yandan, baş kahraman Polat'ın mahkemenin bir noktasında "Bazıları okuyarak öğrenir, bazıları yaşayarak" demesi, çevirmenler arasında sıkça yaşanan çevirmen okullu mu olmalı, yoksa alaylı mı tartışmalarının dizi yazarları tarafından yakından takip edildiğini ortaya koyan bir ifadeydi. 30 Aralık sabahı başlıca tv haberlerinde altyazı çeviri yapılan bölüm üzerinde durulması ve bu sahnelerin ayrıntılı olarak ele alınması da, çevirinin öneminin ülkemizde kabul edildiğinin umut verici bir işareti oldu.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113594467404054727?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113594467404054727'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113594467404054727'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/ldran-lke.html' title='Çıldıran Ülke'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113587005437736051</id><published>2005-12-29T17:26:00.000+02:00</published><updated>2005-12-30T14:16:41.040+02:00</updated><title type='text'>Okan Üniversitesi'nde Bir İlk</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/DSC01524.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 175px; height: 131px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/DSC01524.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü öğretim üyelerinden Prof. Dr. Saliha Paker, 26 Aralık Pazartesi günü 14:00-16:00 saatleri arasında “Bir Çeviri Tarihi Kur(gula)mak Neden Gerekli (Olsun)?” başlıklı bir konuşma yaptı. Çeviribilimi ülkemize ilk tanıtan önemli araştırmacılardan olan ve ülkemizde çeviribilimin ve çeviri tarihinin kurumsallaşmasına katkıda bulunan Saliha Paker, konuşmasında Türkiye-odaklı çeviri tarihi çalışmalarını ele aldı; konuyu, kişisel deneyimlerini de yansıtan ve üç döneme ayırdığı bir süreç içinde inceledi.
Konuşmasının ilk bölümünde, “kurmak” ve “kurgulamak” kavramları üzerinde duran Paker, “tarih”in kurgusal niteliğine dikkat çekti. Tarihi, kurulan-kurgulanan ve yeniden yazılan bir etkinlik olarak değerlendiren Paker’e göre, ülkemizde çeviri tarihi araştırmacısı kendisinden önce “tesis edilmiş” başka tarihlerden ve onların kurgularından çalışmasına başlamak durumundadır. Ancak bu tür başlangıçların hem olumlu hem de olumsuz yönleri bulunduğuna işaret eden Paker, modern çeviri tarihçisinin özellikle Osmanlı kültürüne ilişkin çalışmalarda yeni bir çeviri tarihi kurgulamak zorunda kaldığını belirtti; bunun nedenlerini çözümlemeye çalıştı. Bu bağlamda, modern araştırmacılara birer çeviri tarihi kurgusu sunan Cumhuriyet dönemi edebiyat tarih(çi)lerinin de geçmişe bakışını sorguladı. Ayrıca, 1980’lerin sonunda, Itamar Even-Zohar’ın “çoğuldizge” kuramından hareketle Tanzimat döneminde Avrupa edebiyatından yapılan çevirilerle ilgili çözümlemelerine değindi; bu dönemi kapsayan kendi çeviri tarihi kurgusunun öyküsünü anlattı.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/DSC01545.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 295px; height: 221px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/DSC01545.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Konuşmasının ikinci bölümünde, Osmanlı kültüründe çeviri tarihine yönelik bazı yerleşik tezleri sorgulayan Paker, Osmanlıda çeviri faaliyetinin Anadolu sahasında Beylikler dönemine değin uzanan bir geçmişi bulunduğunu vurguladı. Üçüncü bölümde ise son dönemde akademik alanda yapılan çeviri tarihi çalışmaları sonucunda gelişen/geliştirilen araştırma paradigmalarına değindi. Bu bağlamda, kendi kültür dizgemizin başka kültürlerle dinamik bir şekilde karşılaştırmalı olarak incelenmesi gereğini belirtti. Çeviri ile kültür tarihinin içiçe geçmişliğini vurgulayan Paker’e göre, tarihsel araştırmalarda olguların süreklilik/süreksizlik içinde ele alınması, unutulanın tekrar hatırlanması, böylece kültürel hafızanın taze tutulması önemlidir. Son yıllardaki akademik çalışmalarla gelişen yeni araştırma paradigmalarının, önceden “tesis edilmiş” kurguları “sarstığını”, “söktüğünü” dile getiren Paker, tek bir çeviri tarihinin de olamayacağını vurguladı.
Sonuç olarak, çeviribilim bakış açısıyla Osmanlı ve modern Türk toplumunda çeviri tarihine ilişkin ilk çalışmaları yapan Saliha Paker, tezlerini ve tarihsel araştırmalara yönelik yöntemsel ipuçlarını ilk kez Okan Üniversitesi’nde gerçekleşen bu konuşmada dile getirmiş oldu. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Yard. Doç. Dr. Cemal Demircioğlu)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113587005437736051?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113587005437736051'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113587005437736051'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/okan-niversitesinde-bir-ilk.html' title='Okan Üniversitesi&apos;nde Bir İlk'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113585884315346772</id><published>2005-12-29T14:18:00.000+02:00</published><updated>2005-12-30T04:16:21.196+02:00</updated><title type='text'>Mutlu Çevirili Yıllar</title><content type='html'>2005 yılına veda ederken, biz de Çeviribilim dergisi olarak üçüncü ayımızı dolduruyoruz. Bize destek olan, ilgileriyle şevk veren herkese teşekkür ederiz. Umarız, çeviri çalışmalarına bir katkımız olmuştur, daha da olur.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/azer%20yaran.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/azer%20yaran.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Türkiye'nin en harika &lt;a href="http://www.ttk.gov.tr/takvim.asp?takvim=1&amp;gun=31&amp;amp;ay=12&amp;yil=2005"&gt;çevirisi&lt;/a&gt; olan Yılbaşı'nın her yıl daha şenlikli kutlanması, mutluluklar saçması ne muhteşem bir olay! Geçen her yılın bütün çevirmenlere, bütün çeviriseverlere esenlikler, başarılar getirmesi umuduyla herkese İyi Yıllar dileriz! 2005 yılında ünlü şiir çevirmeni, şair &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/siir/a/azer_yaran/"&gt;Azer Yaran&lt;/a&gt;'ı kaybettik, umarız eskilerin dediği gibi olur, onun öldüğü gün doğan bir çocuk çevirmen olarak yetişir.
Bu yıl okurlarımıza yeni yıl hediyesi olarak, Sait Maden çevirisiyle &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/"&gt;Mayakovski&lt;/a&gt;'den ve Cevat Çapan çevirisiyle &lt;a href="http://www.siir.gen.tr/"&gt;Yannis Ritsos&lt;/a&gt;'tan iki şiir aktarmak istiyoruz.
&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sabri Gürses, Oktay Ertan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;

BİLİRİM GÜCÜNÜ SÖZCÜKLERİN / vladimir mayakovski
çeviren: sait maden

Bilirim gücünü sözcüklerin, o çınlayan sözcüklerin ben;
onların değil, o yığınları coşturan, kendinden geçiren,
başka sözcüklerin gücünü, çıkarıp ölüleri topraktan
tabutları meşeden adımlarla götürenlerin her zaman.

Gün olur okunmadan, basılmadan atılırlar da sepete,
bir çıktılar mı oradan gemi azıya alırlar elbette,
gümgüm öterler yüzyıllar boyu, tırmanıp gelen trenlerdir
öpüp yalamağa nasır tutmuş ellerini şiirin bir bir.

Bilirim gücünü sözcüklerin. Esip geçmiş de bir rüzgâr
bir halayın topraklarına düşmüş taçyapraklarıdır bunlar.
İnsandır bütün ruhu, dudakları ve bütün iskeletiyle.

* * *

GÖRÜLMEMİŞ BİR ÇİÇEK AÇMA / yannis ritsos
çeviren: cevat çapan

Haykırmak istiyordu - daha fazla dayanamayacaktı. Sesini
duyabilecek kimse yoktu orada;
kimse duymak istemiyordu. Kendisi de korkuyordu sesinden,
içinde boğuyordu sesini. Patlamak üzereydi susuşu. Birden,
havaya uçtu gövdesinin parçaları. Özenle, sessizce
toplayacaktı bu parçaları,
hepsini bir bir yerlerine yerleştirecekti delikleri kapamak
için.
Ve rasgele bir gelincik, bir sarı zambak bulursa, onları da
toplayacak,
kendisinin bir parçasıymış gibi gövdesine yapıştıracaktı -
böyleydi, delik deşik, görülmemiş bir şekilde çiçek açıyordu
işte.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113585884315346772?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113585884315346772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113585884315346772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/mutlu-evirili-yllar.html' title='Mutlu Çevirili Yıllar'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113570597519053902</id><published>2005-12-27T19:08:00.000+02:00</published><updated>2005-12-29T13:28:23.493+02:00</updated><title type='text'>Direnmenin Estetiği Türkçe'de</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/Aes_Ger.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/Aes_Ger.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/estetik.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/estetik.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://members.aol.com/emmybca/PeterWeiss.html"&gt;Peter&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.imagi-nation.com/moonstruck/clsc66.html"&gt;Weiss&lt;/a&gt;'ın 1975-1981 yılları arasında kaleme aldığı, yoğunluğuyla büyük ilgi gören "Die Asthetik des Widerstands", Çağlar Tanyeri ve Turgay Kurultay'ın çevirisiyle "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=RT4CQILGH435D9SITI54"&gt;Direnmenin Estetiği&lt;/a&gt;" adıyla &lt;a href="http://www.ykykultur.com.tr/"&gt;Yapı Kredi Yayınları&lt;/a&gt;'ndan yayınlandı. Başka dillerde tam bir çevirisi bulunmayan "Direnmenin Estetiği" ilk kez Türkçeye üç cildi bütün olarak çevrildi. Çevirmenlerin beş yılı aşkın bir zaman süren çalışmaları için yazdıkları önsöz, metnin altyapısına ilişkin önemli ipuçları içeriyor:
"Peter Weiss'ın romanı 1937-1944 arasındaki antifaşist direnişi ve bu direnişin içinde yer alan gerçek kişilerin öykülerini/yaşantılarını merkez alarak, tarihi Antik Yunan'dan bu yana sanat ve siyaset düzlemlerinde isimsiz bir Ben anlatıcının (sınıf bilincine sahip aydın bir işçinin) bakış açısıyla yeniden kuran bir metin. Direniş motifi çerçevesinde solun tarihinin, yazarının sözleriyle "sosyalizm adına yapılmış hatalarla" hesaplaşılması ve sanatın toplumsal işlevinin sorgulanması metinde iç içe geçen iki temel düzlem. Roman, metin kişilerinin öyküleriyle sınırlı kalmayıp sanat ve siyaset tarihinin de temel sorunlarını karakterlerin perspektifinden yansıtarak gündeme getiriyor. Bu bakımdan tarihsel /toplumsal gerçeklik metne, karakterleri dolayımlı olarak belirleyen bulanık bir fon gibi değil, doğrudan doğruya entelektüel bir tartışmanın konusu olarak giriyor."
"Direnmenin Estetiği'nin dünyası, sol söylemin içindeki söylemlerle, kurumlaşmış sol iktidarın ve yeni bir dil arayan dolayısıyla henüz kurumlaşmamış, belirsizliklere açık sol muhalefetin diliyle örülü. Bu açıdan romanın dili, kendisini oluşturan önkoşullar ve kendisinin kurduğu olası dünyalar, gönderme alanları ve amaçları açısından genel olarak gerçekliği kuran pratiğin bir parçası."

&lt;div style="text-align: left;"&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/weiss_peter.1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/weiss_peter.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;
&lt;/div&gt;"Bu metni Türkçe'ye neden çevirmediğimiz sorusu bir Alman akademsiyen dostumuzdan, siyaset felsefecisi &lt;a href="http://66.249.93.104/search?q=cache:q58-ZM_kdDgJ:www.fubis.org/en/03term2/01programm/01kurse/bialas_cv.pdf+wolfgang+bialas&amp;amp;hl=en"&gt;Wolfgang&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.ies-berlin.de/2003/academics/faculty/bialas.html"&gt;Bialas&lt;/a&gt;'tan geldi. Metnin gücü ve Alman edebiyatı içindeki ağırlığı metni çevirmemiz için yeterli bir gerekçe değildi, tersine, tam da bu ağırlık yüzünden Türkçede bu metnin çevirisinin iyi bir karşılık bulup bulmayacağı ve çevirinin güçlüklerinin üstesinden nasıl geleceğimiz konusunda daha temkinli yaklaştık Wolfgang Bialas'ın önerisine."
"Çevirmen olarak asıl derdimiz çevireceğimiz metni erek kültür ortamıyla ilişkilendirmekti. Çünkü çeviri kararlarımızı ister istemez metnin erek kültürün içinde konumlandırılması etkileyecek ve yönlendirecekti."
"Metnin ayrıntısına ve izleğine yönelik gözlemlerimizde, Türkiye'nin tarihsel olarak verili kültür ortamının, Direnmenin Estetiği ile okur arasında bir iletişimin kurulması için çeşitli bakımlardan elverişli olduğu saptamasını yaptık. Romanın, bütün karmaşıklığına rağmen ne konu dili ne de anlatı dili açısından Türkiye'nin kültürel ortamında bolşukta sallanan bir metin olmadığı düşüncesindeyiz."
"Çeviri sürecimizle ilgili önemli bir iki ayrıntıyı burada dile getirmek isteriz. Metnin çevirisinde ne bölümleri paylaşarak işbölümü yapma yoluna gittik ne de belli işleri sadece birimiz, diğerlerini ötekimiz yapmış oldu. Bu işte emeğimizi esirgemediğimizi, bu sayede de yer yer birbirinin içine girecek işler yapacak şekilde çalıştığımızı söyleyebiliriz. sözgelimi belil yerlerin ilk çevirisini paylaştık, sonra karşılıklı olarak birbirimizin metnini gözden geçirdik. Ama bir bütün olarak metnin son hali tek elden çıktı."
"İki çevirmen olarak çalışmamızın bu işte bize cesaret vermekle kalmayıp, çeviriden aldığımız keyfi de artırdığını, dahası çeviri kararlarımıza güvenimizin artmasını sağladı. Çeviribilim akademisyenleri olarak gerek kendi deneyimlerimizi, gerekse gözlemlediğimiz çeviri sorunlarını üniversitedeki teşriki mesaimizde sıklıkla tartışmamıza rağmen bu çeviri işinde gösterdiğimiz çeviri tutumlarımızda karşılıklı olarak ulaştığımız uyumun derecesi bizi de şaşırttı. Bu çalışmanın bizim kendi çeviri deneyimimizde ve Türkiye'de çeviri sorunlarına bakışımız açısından yeni bir yeri olduğundan kuşkumuz yok."
"Çevirisi 5 yıldan fazla bir sürece yayılan bu zorlu metni Türkçe'de sunarken anlamlı bir iş yaptığımız umudunu ve metnin zenginliğini geniş bir çevreyle paylaşma heyecanını taşıyoruz."
Peter Weiss'ın bazı tiyatro oyunları Türkçeye daha önce çevrilmiş ve sahnelenmişti: "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=SY0MZJNO7M4AM4M67RGW"&gt;Mara Marat&lt;/a&gt;" , "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=GKX1QHFP8S1M8GSLEYYH"&gt;Saloz'un Mavalı&lt;/a&gt;," "&lt;a href="http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=XD3QGRDEUS4AB6WUO4H8"&gt;Soruşturma&lt;/a&gt;." Can Yücel'in çevirdiği "Saloz'un Mavalı" adlı oyun 1973 yılında yargı konusu olmuş, daha sonra beraat etmişti. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Oktay Ertan)&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113570597519053902?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113570597519053902'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113570597519053902'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/direnmenin-estetii-trkede.html' title='Direnmenin Estetiği Türkçe&apos;de'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113567186043933475</id><published>2005-12-27T10:15:00.000+02:00</published><updated>2005-12-27T18:48:23.556+02:00</updated><title type='text'>Ülker İnce: Çevirmen-Editör-Yayınevi Üçgeni</title><content type='html'>Ülker İnce 23 Aralık Cuma günü 14:oo-16:00 saatleri arasında  Okan Üniversitesinde  &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Çevirmeninden Notlar:  Tüfek,  Mikrop ve Çelik&lt;/span&gt; başlıklı bir konuşma yaptı.
Çevirmen, editör, eğitimci Ülker İnce dağarcığındaki onlarca kitabın çeviri sürecinin birikimini, çevirmen yetiştiren eğitimci olarak Boğaziçi Üniversitesi Çeviribilim Bölümü kadrosunda geçirdiği yılların deneyimini ve yayınevi-çevirmen-editör üçgeni içindeki çeviri gerçekliğinin bilgisini bir potada eriterek dinleyicilerine, çevirmen adaylarının örnek alabileceği bir ‘çevirmen modeli’ çizdi. Çeviri dünyasının gerçeklerini tarihsel gerçeklere dayanarak irdeledi. 1940’ların Tercüme Hareketi’ni amaçları ve sonuçlarına değinerek çözümledi. Çevirmenin ‘yeni bir metin oluşturma’ sorumluluğunu ve çevirmen olarak ‘toplumda söz sahibi olma’ ayrıcalığını vurguladı. Çevirmenin ülkenin kültür varlığına yazarla eşit konumdaki katkısını belirtti.
Çok ilgi gören konuşmasından sonra Çeviribilim Bölümünde lisans, yüksek lisans öğrencileri ve  öğretim kadrosuyla söyleşiyi sürdüren İnce, eğitim, çevirmenlik ve editörlük yaşamından anılarını da aktardı.
Ülker İnce, ilk yayınlanan çevirisi olan ve 60’lı yıllarda İngiliz romancılığında büyük yankılar uyandırmış, Lawrence Durrell’ın  &lt;a href="http://www.canyayinlari.com/yazar_ayrinti.asp?id=226"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İskenderiye Dörtlüsü&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;(Justine, Balthazar, Mountolive, Clea)&lt;/span&gt; ile TDK ödülünü almıştı. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Ayşe Nihal Akbulut)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113567186043933475?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113567186043933475'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113567186043933475'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/lker-ince-evirmen-editr-yaynevi-geni.html' title='Ülker İnce: Çevirmen-Editör-Yayınevi Üçgeni'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113563533837754704</id><published>2005-12-26T22:30:00.000+02:00</published><updated>2005-12-27T12:12:40.710+02:00</updated><title type='text'>Saliha Paker: Bir Çeviri Tarihi Kur(gula)mak</title><content type='html'>Prof. Dr. Saliha Paker, Okan Üniversitesi &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/eviribilim-seminerleri.html"&gt;Çeviribilim Seminerleri&lt;/a&gt;'nin 26 Aralık konuğuydu. Boğaziçi Üniversitesi çeviribilim kürsüsünde bulunan Prof. Dr. Saliha Paker'in "Bir Çeviri Tarihi Kur(gula)mak Neden Gerekli (Olsun)?" başlıklı konuşması, başlıca kurucularından birinin çeviribilimin Türkiye serüvenini  önemli ayrıntılarıyla aktardığı tarihsel bir konuşma oldu.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/IMAG0025.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 296px; height: 222px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/IMAG0025.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Konuşmasının temel konusunu Türkiye'de çeviribilim tarihi olarak belirleyen Paker, yapılan çevirilerden ve bu çevirileri yapanlardan yola çıkarak bir çeviri tarihini "kurmanın ve kurgulamanın" ne olduğu üzerinde durdu.  Öncelikle bir çeviri tarihini kurmak ve kurgulamanın neden gerekli olduğu sorusunu sordu. Paker'e göre, bu soruyu sormak aynı zamanda kişisel bir araştırma sürecinin öyküsüydü: başka araştırmacılarla ilişki ağı içinde yapılan bir araştırma sürecinin öyküsü.  "Türkiye'de çeviri tarihi haritasını çözebilmek için, bu süreci üç döneme ayırdım: Birincisi, başlangıç dönemi, 1983-85 yılları.  İkincisi, çeviri tarihini kurmayı ve yazmayı zorunlu kılan dönem, 1991-92 yılları. Üçüncüsü, boşlukları araştırarak tamamlama çabasıyla geçen dönem, 1992 yılından sonrası."
Bu dönemlemenin ardından Paker, "kurmak ve kurgulamak" kavramlarının sözlük anlamlarını inceledi. "Kurmak" fiilinin 1983 TDK sözlüğü'nde 17 anlamı bulunduğunu, daha sonra buna yeni yananlamların eklendiğini belirtti. Latife Tekin'in "dil kurmak," Enis Batur'un "metin kurmak" gibi özel kullanımlarını hatırlatan Paker, kendisi için "tesis etmek" anlamının önemli olduğu üzerinde durdu. "Çeviri tarihi kurmayı, çeviri tarihi tesis etmek, inşa etmek olarak kullanacağım." 1983 TDK sözlüğü'nde "kurgulamak" fiiliyse yer almıyor, fakat "kurgu" yer alıyordu.
"Çeviri tarihine boşluktan başlamıyoruz. 1983-85'ten önce kurgulanmış ve kurulmuş bir çeviri tarihi var. İsmail Habib Sevük, Agah Sırrı Levend, Cevdet Perin gibi edebiyat tarihçilerinin, edebiyat tarihiyle içiçe geçmiş bir çeviri tarihi var" diyen Paker, daha sonra çeviribilimle kendi ilk kişisel ilişkisini aktardı.
"Londra'ya gittiğim zaman, orada &lt;a href="http://www.soas.ac.uk/"&gt;The School of Oriental and African Studies&lt;/a&gt;'te (SOAS) Türk edebiyatı tarihi dersi vermeye davet edildim. Bu benim alanım değildi, Türk Edebiyatı derslerine yardımcı olmak üzere çağrıldım, iki yıl boyunca bu görevi yerine getirdim. Tanzimat edebiyatında çevrilen eserleri saptadım bu dönemde." Bu çevirilerin neden ortaya çıkmış olduğu, yerli edebiyatla ilişkilerinin ne olduğu soruları üzerinde duran Paker, Tanzimat döneminde roman ve tiyatro gibi türlerin bir bakıma ithal edildiğine, şiir alanındaysa Avrupa edebiyatının aynı ölçüde etkili olmadığına dikkat çekti. "Bu soruların yanıtı yoktu. Edebiyat uzmanları belki bir yanıt verebiliyordu, ama edebiyat tarihlerinde belli bir yanıt yoktu. Bir çeviri akımı var, bu da edebiyatı yenileştirdi deniyordu, ama bu tatmin edici bir açıklama değildi. Bu yüzden araştırma yapmaya başladım."
Saliha Paker, önce çeviribilim kuramcıları için dönemin önemli üniversitelerinden olan Amsterdam Üniversitesi'nde Even-Zohar adlı İsrailli çeviribilimcinin çoğul dizge kuram ve araştırmalarıyla karşılaşmış ve bu kuramın uygulanabilirliğine inanmış. "1985 yılında, Paris'te Uluslararası Karşılaştırmalı Edebiyat Kongresi ilk kez çeviribilim seminerlerini de içerecek şekilde düzenlenmişti. Kuralcı olmayan paradigma içinde çalışan birçok kimse vardı: Toury, Even-Zohar.. Orada verdiğim bildiri yayınlandı. Fakat Türkiye'de Türk edebiyatçılarından hiç tepki almadı. Daha sonra öğrencim olan Işın-Bengi dışında önem veren kimse olmadı. Herhangi bir değerlendirme gelmedi. Yazı &lt;a href="http://www.metiskitap.com/Scripts/Catalog/Periodical/Issue.asp?ID=201"&gt;Metis Çeviri&lt;/a&gt; dergisinde yayınlandı ve o kadar. Bu yol ancak ikinci dönemde açıldı. 1990 yılında, &lt;a href="http://www.ideefixe.com/kitap/firma_urun.asp?fid=449&amp;dzid=2601"&gt;Işın Bengi-Öner&lt;/a&gt; doktora tezini verdi. Bu birincil kaynaklara dayanan ilk ampirik çalışmaydı ve bu tezin bir bölümü benim tezime verilmiş bir yanıttı. Bundan 15 yıl sonra, 2005'teyse Cemal Demircioğlu da , Işın Bengi'nin tezini geliştirerek bir bakıma Işın Hanım'a yanıt niteliğinde &lt;a href="http://www.transint.boun.edu.tr/tezler/CemalDemircioglu.zip"&gt;bir tez sundu&lt;/a&gt;. İşte bu süreklilik, bir çeviri tarihinin kurgulandığını gösteren bir sürekliliktir."

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/sa1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/sa1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Saliha Paker, Türk çeviribilim tarihinin ikinci döneminin başlangıcını şöyle anlattı: "1992 yılında, İngiltere'de, &lt;a href="http://www2.umist.ac.uk/ctis/staff/mona.htm"&gt;Mona&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.monabaker.com/"&gt;Baker&lt;/a&gt; bir çeviribilim ansiklopedisi hazırlamakta olduğunu, bir bölümünü çeviri tarihine ayıracağını söyledi. Benden Türk çeviri tarihi maddesini yazmamı istedi. Konuyla ilgili bir haritanını ortaya çıktığının farkındaydım, ama ansiklopedik madde yazma gerektiğinden bunu kurgulamak zorunda kaldım. Bu sırada Tanzimat sonrası kurgulanmıştı, ama ya öncesi?" Türk edebiyatı uzmanlarıyla açıkça çeviri olarak anılmayan, ama tanımlanmaya kalkışıldığında çeviri sınıfına oturan ya da bu özellikleri taşıyan eserleri incelediklerini söyleyen Paker, bu dönemde tanımların olmadığını hatırlattı. "Bu çalışma olağanüstü gözaçıcı bir şey oldu. Sonuçta bir tarih kurguladım. Madde yazıldı. Bu dönemde &lt;a href="http://arsiv.hurriyetim.com.tr/ozel/turk/99/10/18/ozehab/12oze.htm"&gt;Zehra Toska&lt;/a&gt; da, &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Kelile_ve_Dimne"&gt;Kelile ve Dimne&lt;/a&gt; çevirisi üzerine çalışıyordu. Birlikte çalıştık. Bu da önemli bir açılım oldu."
Saliha Paker, üçüncü dönemde yapılan çeviribilim toplantıları ve araştırmalarla çeviri tarihi konusunda, büyük yankılar uyandırmasa da çok önemli bir yol alındığını söyledi. "Türk çeviri tarihinin 13-14. yüzyılda Arapça-Farsça çevirilerle başladığı saptandı. Büyük yankılar mı uyandırdı? Hayır. .. Walter Andrews ve Zehra Toska'nın bildirileri benim için yeni bir dönem başlattı. Bu boşlukları tamamlama dönemi oldu. Bu tarihsel araştırmalar, sistemik araştırmalar, kavram incelemeleri,y kavramların kültürle bağlantısı, söylem analizine dayanan bütün bunlar o dönemde ortaya çıktı. Bu dönemde bir araştırma paradigması geliştirildi. Toury de bu dönemde önemli bir bakış açısı geliştirdi. Osmanlı dönemi kavram tanımlamalarındaki karışıklık açısından en çok yararlı olan kavram 'assumed translation' kavramı oldu." Aynı dönemde Fuat Köprülü'nün çözümlemelerini de araştırma fırsatı bulduğunu belirten Paker, paradigmaların sürekliliğinin önemine de dikkat çekti: "Paradigmaların sürekliliği önemli. Çeviri tarihinde süreklilik var ve bu süreklilik aktarılması gereken bir süreklilik. Peki neden gerekli olsun? Bu sorunun yanıtı pedagojiktir." Paker, daha sonra Osmanlı'dan Cumhuriyet'e uzanan süreçte toplumun kültürel süreklilik içinde, kopukluklarının da gözetildiği bir kurgusu üzerinde durdu. Bu tarihte hafıza kaybını önlemenin, unutulanı hatırlatmanın önemli olduğunu belirtti.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/IMAG0036.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 296px; height: 253px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/IMAG0036.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Saliha Paker konuşmasını çeviri tarihi kurgulaması girişimlerinin önemli bir dönemi açtığını belirterek bitirdi: "Giriştiğimiz kurgulama, daha önce tesis edilmiş olan eski edebiyata yardımcı olarak çeviri tezini sarsıyor. .. Tek değil birden fazla çeviri tarihi var. Eski çeviri tarihi kurgusunu sarsıyoruz. Bir bakıma kurguyu söküyoruz. Sadık-serbest, Osmanlı-Cumhuriyet gibi ikili karşıtlıklar çözülüyor."
Sorular kısmında çeviri tarihinin kapsam ve sınırı, şiir çevirisi, disiplinlerarası çalışmalar gibi konular üzerine gelen soruları yanıtlayan Prof. Dr. Saliha Paker'e, Okan Üniversitesi tarafından bir onur plaketi verildi. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Sabri Gürses)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113563533837754704?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113563533837754704'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113563533837754704'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/saliha-paker-bir-eviri-tarihi.html' title='Saliha Paker: Bir Çeviri Tarihi Kur(gula)mak'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113554777282088581</id><published>2005-12-25T23:31:00.000+02:00</published><updated>2005-12-26T00:14:50.413+02:00</updated><title type='text'>İnce'den Fransa'da 3. Kitap</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/Mani_couv.0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/Mani_couv.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/mani%20hayy.0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/mani%20hayy.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=1561"&gt;Özdemir İnce&lt;/a&gt;'nin 1998'de yazdığı şiir kitabı &lt;a href="http://kitaps.fikrabul.com/url/kitap/27447/mani-hayy.htm"&gt;Mani Hayy&lt;/a&gt;, Aralık 2005'te &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mani est Vivant!&lt;/span&gt; adıyla &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Al Manar &lt;/span&gt;yayınevi tarafından Paris'te yayınlandı. Venus Khoury-Ghata'nın önsözünü yazdığı &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Mani est Viviant!&lt;/span&gt;'ın 20 adet numaralı özel baskısını &lt;a href="http://editmanar.free.fr/peintres/lahfr.htm"&gt;Kamal Lahbabi&lt;/a&gt; resimledi. Daha önce iki kitabı Fransa'da yayınlanan İnce, 4. kitap (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Zorba ve Ozan&lt;/span&gt;) için gelecek yıl yayınlanmak üzere &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Le Temps des Cerices&lt;/span&gt; yayıneviyle anlaşmış bulunuyor. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(25 Aralık 2005 tarihli Hürriyet'ten aktaran Oktay Ertan)&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;
&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113554777282088581?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113554777282088581'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113554777282088581'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/inceden-fransada-3-kitap.html' title='İnce&apos;den Fransa&apos;da 3. Kitap'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113553630225126411</id><published>2005-12-25T20:44:00.000+02:00</published><updated>2005-12-26T00:08:37.456+02:00</updated><title type='text'>Ferrari Kozası</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/koza.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/koza.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Robin Sharma'nın yeni kitabı "Koza Kelebeği Bilmez" çıktı. "Ferrari'sini Satan Bilge" ile büyük başarı yakalayan Goa Yayınları, bunun bir devam kitabı olduğunu vurgulayabilmek için ilginç bir kapak kullanmış. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Oktay Ertan)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113553630225126411?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113553630225126411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113553630225126411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/ferrari-kozas.html' title='Ferrari Kozası'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113550327163030487</id><published>2005-12-25T11:33:00.000+02:00</published><updated>2005-12-26T00:45:22.200+02:00</updated><title type='text'>TÜBİTAK Çevirileri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/tubitak_bina.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/tubitak_bina.gif" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Kısaca &lt;a href="http://www.tubitak.gov.tr/"&gt;TÜBİTAK&lt;/a&gt; olarak bildiğimiz Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu, 1993 yılından beri &lt;a href="http://www.kitap.tubitak.gov.tr/"&gt;popüler bilim kitapları&lt;/a&gt; yayınlıyor. Sayıları giderek artan bu kitaplarla TÜBİTAK, popüler bilim kitapları türünün başlıca yayınevi durumuna geldi.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/tubitak.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/tubitak.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Genel Dizi, Gençlik Kitaplığı, Çocuk Kitaplığı, Okulöncesi Kitaplığı, Yaşamöyküsü Dizisi, Başvuru Kitaplığı ve Resimli Cep Kitapları Dizisi olmak üzere 7 kategoriye ayrılan TÜBİTAK popüler bilim kitaplığında şu ana kadar çıkan toplam 205 kitaptan 189'u çevirilerden oluşuyor. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Oktay Ertan)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113550327163030487?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113550327163030487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113550327163030487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/tbitak-evirileri.html' title='TÜBİTAK Çevirileri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113546458198665072</id><published>2005-12-24T23:32:00.000+02:00</published><updated>2005-12-26T10:26:10.323+02:00</updated><title type='text'>Bir Rusça Çevirmeni Görünür Oldu!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/rusca%20ttk%20cevirmeni.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/rusca%20ttk%20cevirmeni.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Değişik bir geç saatler tartışma programı olan Ceviz Kabuğu'nun 23 Aralık gecesinden 24 Aralık sabahına uzanan &lt;a href="http://www.cevizkabugu.com.tr/buhafta.html"&gt;en son bölümünde&lt;/a&gt;, 20. yüzyıl başında yaşanan Ermeni-Türk olaylarına ne ad verildiği ve verilmesi gerektiğine ilişkin üzücü konu ele alındı. Adı konmaksızın, konunun büyük ölçüde bir tür &lt;span style="font-style: italic;"&gt;çeviri sorunu&lt;/span&gt; olduğu dile getirildi: Ermeni diasporası ve devletinin tezleriyle ilgili gerek kağıt, gerek internet  üzerinde çok fazla ve &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=172009"&gt;Türkçe&lt;/a&gt; de dahil olmak üzere birçok dilde yayın yapıldığı (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;dolayısıyla bu dillere çevrildiği&lt;/span&gt;), buna karşı Türkiye'nin tezleriyle ilgili yeterince yayın olmadığı, bu tezlerin ve onları destekleyen belgelerin birçok dilde, yaygın olarak yayınlanması gerektiği  (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;dolayısıyla bu dillere çevrilmesi gerektiği&lt;/span&gt;) söylendi.
Bu üzücü konu tartışılırken çok nadir olan ilginç bir şey oldu. Bir Rusça çevirmeni programı arayarak canlı yayına katıldı. Bir &lt;a href="http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid%7E2@tarih%7E2004-08-03-m@nvid%7E448861,00.asp"&gt;Ahıska &lt;/a&gt;&lt;a href="http://hakimiyetimilliye.org/modules.php?name=News&amp;file=article&amp;amp;sid=2938"&gt;Türkü  &lt;/a&gt;olduğunu ve Türk Tarih Kurumu'nda Rusça çevirmeni olarak çalıştığını söyleyen &lt;a href="http://www.ahiskali.com/forum/viewtopic.php?p=5&amp;sid=860fbfb53b2052176da62d71bf40096e"&gt;Seyfettin Buntür&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.ahiskali.com/forum/viewtopic.php?p=5&amp;amp;sid=860fbfb53b2052176da62d71bf40096e"&gt;k&lt;/a&gt; konuyla ilgili düşüncelerini aktardı. Böylece, bir çevirmenin sosyal alanda mesleki ünvanıyla yer aldığı o nadir anlardan biri yaşandı. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Sabri Gürses)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113546458198665072?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113546458198665072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113546458198665072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/bir-rusa-evirmeni-grnr-oldu.html' title='Bir Rusça Çevirmeni Görünür Oldu!'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113543903206612086</id><published>2005-12-24T17:09:00.000+02:00</published><updated>2005-12-24T17:43:54.633+02:00</updated><title type='text'>Çeviribilim Seminerleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/%3F%3FeviribilimSeminerleriPosteri.0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/%3F%3FeviribilimSeminerleriPosteri.0.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Okan Üniversitesi Çeviribilim Bölümü, 23 Aralık'ta, &lt;a href="http://www.ideefixe.com/kitap/urun_liste.asp?kid=1119"&gt;Ülker İnce&lt;/a&gt;'yi ünlü biyolog &lt;a href="http://149.142.237.180/faculty/diamond.htm"&gt;Jared Diamond&lt;/a&gt;'dan yaptığı &lt;a href="http://www.google.com/search?client=opera&amp;rls=en&amp;amp;q=T%C3%BCfek,+Mikrop+ve+%C3%87elik&amp;sourceid=opera&amp;amp;num=25&amp;ie=utf-8&amp;amp;oe=utf-8"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tüfek, Mikrop ve Çelik&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; adlı çevirinin konu edildiği bir seminerle ağırladı. 2005 yılının son semineri 26 Aralık'ta Boğaziçi Üniversitesi'nden &lt;a href="http://www.iatis.org/content/bios.php#PAKER"&gt;Prof. Dr. Saliha Paker&lt;/a&gt;'in &lt;a href="http://www.bupress.com/ToolBoxVA/Tools/Mds/Scripts/Common/Person.asp?ID=20107"&gt;çeviri tarihi&lt;/a&gt; üzerine vereceği seminer olacak. 2006 yılı içinde seminerler Prof. Dr. Işın Bengi Öner'in, Prof. Dr. Hasan Anamur'un, çevirmen Kanşaubiy Miziev'in, Prof. Dr. Betül Çotuksöken'in, Doç. Dr. Füsun Akatlı'nın, Prof Dr. Nilüfer Tapan'ın ve Öğr. Gör. Yusuf Çotuksöken'in katılımlarıyla çeviri eleştirisinden felsefe çevirilerine, çeviri yerelleştirmesinden çeviri bölümlerinin tarihine dek bir çok konu çerçevesinde devam edecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113543903206612086?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113543903206612086'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113543903206612086'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/eviribilim-seminerleri.html' title='Çeviribilim Seminerleri'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113534058270709928</id><published>2005-12-23T12:54:00.000+02:00</published><updated>2005-12-23T14:23:02.930+02:00</updated><title type='text'>Çevirmen Ordular Arasında</title><content type='html'>Italo Calvino'nun 8. yüzyılda İspanya'da Hıristiyanlarla Müslümanlar arasında yaşanan mücadeleden yola çıkan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://www.canyayinlari.com/kitap_ayrinti.asp?id=300"&gt;Varolmayan Şövalye&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;adlı romanında, iki ordu birbirine saldırırken çevirmenlerin kılıç ve mızraklar arasında nasıl çevirmenlik yaptığını anlattığı unutulmaz bir bölüm vardır. Çevirmenler günümüzde de gelişmiş ölüm araçları arasında hayatta kalmaya çalışıyorlar. Irak'ta bugüne dek çok sayıda &lt;a href="http://www.wired.com/news/technology/0,1282,69537,00.html"&gt;savaş çevirmeni öldürülmüş&lt;/a&gt;.
Hürriyet gazetesi, Süleymaniye'deki çevirmenlerin hikayesini çeşitli ayrıntılarla ele almayı sürdürüyor.  Subaylarla birlikte tutuklandığı söylenen  &lt;a href="http://www.hurriyetim.com.tr/haber/0,,sid%7E3@nvid%7E327415,00.asp"&gt;Michael Todd&lt;/a&gt; adlı biriyle ve  olayda çevirmenlik yaptığını söyleyen Metin Öngel'le yapılan iki konuşma, pembe ya da kızıl saçlı bir kadın çevirmenle ilgili bir haber.. Bütün bunlar konunu odak noktası olan çevirmenleri ya da olaydaki çeviri sürecini görünmezleştirdi. &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/gundem/3687307.asp?m=1&amp;gid=69"&gt;Öngel'in konuşmasında&lt;/a&gt; ilginç noktalar yer alıyor:
"&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;2’nci sorguya, tercümanlardan sadece Tuncay Çelik ve Savaş Dalkılıç gitti. Biz gitmedik, daha doğrusu gitmek istemedik. Çuval olayı üzerine Türk tercümanlar olarak hepimiz istifa ettik, geri dönüyorduk. Ancak Türk Özel Kuvvetleri Komutanlığı, 'Colin Powell özür diledi, olay diplomatik olarak çözüldü' deyince istifadan vazgeçtik. Bir ay sonra Türkiye’ye döndük.&lt;/span&gt;
&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;Tuncay Çelik ve Savaş Dalkılıç, ABD’de kalabilmek için Türkiye’de vatan hainliğiyle suçlanma iddiasını gündeme getirdiler. ABD’ye kapağı atmak için bunu bahane ettiler.&lt;/span&gt;"
Metin Öngel konuşmasında, Titan şirketinin başlangıçta Türkiye içinde üslerde çalışmak üzere çevirmen aradığına değiniyor:
&lt;span style="font-size: 12pt; font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;;"&gt;"Kuzey Irak’ta ABD için çalışan 4 ayrı kategoride tercüman olduğunu anlatan Öngel, 'Her kategorideki tercüman, belli gizlilik seviyesine göre yetkiliydi. Biz en düşük yetkide tercümanlardık' diye ekledi. Öngel, nasıl tercüman olduğunu ise şöyle anlattı: 'Askerden dönmüştüm. Bir arkadaşım, bu işten haberdar olmuş, CV gönderdik. Gaziantep ve İskenderun’da çalıştırmak için tercüman arıyorlardı. Ankara Hilton’da toplantı yaptılar, evrak verdik, kabul ettiler. Mardin’de 15-20 gün kaldık. Sonra geri döndük. Bir daha arayıp Irak teklifi yaptılar. Ticari bağlantı kurarım diye kabul ettim. Tuncay Çelik benden bir hafta önce gitmişti, Savaş Dalkılıç’la aynı dönemde gittik.'&lt;/span&gt;"
Akşam gazetesi yazarlarından Güler Kömürcü &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=20019,,5"&gt;22&lt;/a&gt; ve &lt;a href="http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=20174,10,5"&gt;23&lt;/a&gt; Aralık yazılarında, Türkiye'nin ünlü korku dizisi Kurtlar Vadisi'nin de bu Süleymaniye olayıyla ilgili &lt;a href="http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=166280&amp;tarih=08/10/2005"&gt;bir filme çevrildiği&lt;/a&gt; şu günlerde, bu haberlerin psikolojik harekat içeriğine dikkat çekiyor. Her koşulda çevirmenlerin savaş durumunda, ulusal ve özel ordularla ne yaşadığı tam olarak ilgi alanından çıkmış durumda. 2004 yılında, yine Titan  şirketi için çalışan Lokman Hüseyin adlı Iraklı bir çevirmen ile Türkiyeli bir yüklenici, kendilerine Ansar al-Sunnah Ordusu adını veren birileri tarafından kafaları kesilerek idam edilmişti. Ansar al-Sunnah Ordusu, "ucuz dünyevi kazançlar elde etmek için Haçlıların İslam'la yaptığı savaşta rol alanları" korkutmak üzere, yaptığı sorgulama ve idamı filme almış, yayınlamıştı. Çevirmen boynunda Titan şirketinin çevirmenlik kartını asılı durur haldeyken yapılan bu sorgulama ve idamın filmi, şimdi internette dünyadan iç bulandırıcı haberler toplayan bir &lt;a href="http://www.ogrish.com/archives/iraqi_kurdish_translator_luqman_hussein_and_turkish_contractor_beheading_video_beheaded_by_the_ansar_alsunnah_army_Oct_11_2004.html"&gt;sitede &lt;/a&gt;yer alıyor. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Sabri Gürses)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113534058270709928?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113534058270709928'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113534058270709928'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/evirmen-ordular-arasnda.html' title='Çevirmen Ordular Arasında'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113511069005246624</id><published>2005-12-20T22:14:00.000+02:00</published><updated>2005-12-21T11:26:08.036+02:00</updated><title type='text'>Edebiyatta Tercümenin Rolü ve Halide Edip Adıvar</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/halide%20edip.1.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/halide%20edip.1.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;İstanbul Üniversitesi kütüphanesinin tozlu raflarından olağanüstü güzellikte bir kitapçık buldum. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Edebiyatta Tercümenin Rolü&lt;/span&gt; adlı kitapçığı ilk olarak Halide Edip Adıvar'ın yaşamöyküsünü incelerken fark ettim, eserleri sıralanırken pek ayrı olarak belirtilmeyen bu eser, internet üzerinde de sadece &lt;a href="http://www.ata.boun.edu.tr/chronology/kim_kimdir/halide_edip_adivar.htm"&gt;tek bir yaşamöyküsünde&lt;/a&gt; yer alıyordu.
Halide Edip Hanım, İstanbul Üniversitesi'nde 1942-43 yılında yapılan konferanslarda yapılan bir konuşmanın metnini içeren bu kitapçıkta, Cumhuriyet öncesi ve sonrası çeviri çalışmalarını incelikle değerlendiriyor. Fakat Cumhuriyet dönemine ilişkin değerlendirmesi özellikle ilginç gözlemler içeriyor:

"Bizde en son, en tabiî mânasiyle tercüme Cumhuriyet devrinde başlar. Âdeta bir sağanak, bir tufan halini alan bu tercüme mesaisi bugün birçok sahalara yayılmıştır. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu tercüme işi yalnız, resmî değil, ayni zamanda bütün kitapçıların birbirleriyle yanşa çıktıkları bir saha olmuştur.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Tercüme, bugün her milletin dilinden yapılıyor,&lt;/span&gt; ve sayı itibariyle Tanzimat’tan beri en çok tercüme yapan devir hiç şüphesiz Cumhuriyet devri oluyor. Fakat artık, Divan edebiyatı devrinde olduğu gibi münevverler herhangi bir harsın içine kendilerini daldırıp içinde kendilerini kaybetmiş ve Tanzimat’ta olduğu gibi bir tek dil ve harsa bağlanmış değildirler. Çok garip olarak bizim bugünkü tercüme faaliyetimizin, İngilizlerin Elizabeth devri tercüme faaliyeti —bazı istisnalarla— çok hatırlatan yerleri vardır. Birinci benzeyiş, ne bir tercüme nazariyesi, ne esaslı bir plân, ne de esaslı bir tenkit yapmamızdır. Gerçi ortalıkta tenkit adı altında bir şamata vardır. Fakat bu da —az istisnalarla— bir lise zihniyetini, yabancı diller mektebinde herhangi bir sınıfa lisan öğretme ve tercüme yaptırma tavsiyesi derecesini geçmemiştir. Yâni, tercüme tenkidi bugün, kelimelerin lügat mânalarına uyup uymadığı meselesi üstünde en çok durur, münekkidin şahsî temayülüne göre, yabancı bir syntax'ı ne dereceye kadar dilimize sokup sokamadığımıza inhisar eder.  &lt;p class="MsoPlainText"&gt;Elizabeth devri tercümelerinde de ayni hamle, ayni coşkunluk ve bereket vardı. Fakat bu daha ziyade şiir sahasında idi. Bu devrin tarih, klâsik ve felsefe tercümeleri, bilhassa nesir olan tercümeleri daha kudretli ve sağlamdı. Fakat bu tercüme devri geçer geçmez, lehte, sleyhte çok tenkit yapıldığı gibi, birçok ta tercüme nazariyeleri ortaya atıldı. Yalnız, bugün herkesin üstünde birleştiği hakikat şudur: o devir büyük bir millî edebiyatın tercüme ile malzemesini zenginleştirdi, bu suretle İngiliz edebiyatının belki en büyük devrinde mühim bir rol oynadı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoPlainText"&gt;Aynı neticeyi, bizim de belki ilerde çok tenkide uğrıyacak olan bugünkü tercüme faaliyetimiz için temenni edelim, ve yaratıcı kabıliyeti biraz durmuş gibi görünen &lt;span style="font-style: italic;"&gt;edebiyatımızın bu tercüme devrinden sonra canlı ve yeni bir edebiyat devri açacağına inanalım&lt;/span&gt;. ..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoPlainText"&gt;"1- Çok ve zıt menbalardan tercüme yapıyoruz; bu bize zengin ve nev'i çok bir edebiyat verebilir. Fakat bundan evvel bu zıt zevkleri, fikirleri ve tarzları birbirine ahenkle örmek lâzımdır, yani &lt;span style="font-style: italic;"&gt;bunların arasında nâzım vazifesi gören bir kıymet olmazsa fikir ve sanat hayatımızda bir anarşi doğabilir; ağızı kalabalık, şamatalı ve ölçüsüz bir edebiyat çığırı açabiliriz&lt;/span&gt;.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoPlainText"&gt;2- Âciz kanaatimce buna karşı gelebilmek için, şekil, metot ve bol sanat malzemesi arasında tek nâzım ve esas unsur kendi yerli ruhumuz, kendi kaynaklarımız, bütün tarih ve edebiyatımîzdaki milli mirasımızdır. ..&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoPlainText"&gt;"Aziz arkadaşlar,&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoPlainText"&gt;Size en son tavsiyem şudur. İyi, kötü, fikir ve sanat âleminde yer almış eserlerin tercümelerim okuyunuz. Bilhassa, —eğer tercüme yapmağa niyetiniz varsa— asıllarını okuyabilseniz de yine tercümeleri okuyunuz. Çünkü iyi tercüme kadar fena tercümeden de almacek ders vardır. Fakat bütün bu kıymetler malzemeye nâzım unsur vazifesini görecek olan kendi edebiyatımızın seyrini tarih boyunca takip edin. Her biriniz, geçmiş ve hattâ nisbeten yeni olan Türkçe telif eserlerini okumağı ihmal etmeyin. Fakat her biriniz, bunların arasından bir veya ikisini gönlünüze göre seçerek tekrar tekrar okuyun, yanınızda gezdirin. Tabiî olarak böyle bir eset mizaca gere biraz değişir. Meselâ İngilizlerin —bilhassa münevver ve muharrir tabakası— ekseriyetle Kitab-ı Mukaddes ve Shakespeare'i okurlar, yanlarında gezdirirler. Bunların böyle seçilip okunması bilhassa İngiliz dilindeki büyük mevkileri içindir. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Ben, şahsen, bilhassa güzel Türkçesi için &lt;a href="http://www.osmanlimedeniyeti.com/Edebiyat/index.php/sair=29"&gt;Süleyman Dede&lt;/a&gt;'nin &lt;a href="http://www.celikyayinevi.com/detay.php?ID=k15002"&gt;Mevludu&lt;/a&gt; ile, &lt;a href="http://www.aysebulut.com/turktari/ahmet.htm"&gt;Kısas-ı enbiya&lt;/a&gt;'nın bazı parçalarını bilhassa yukarıda zikrettiğim Kas bin Said'den tercümesini yammda gezdirir ve okurum.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoPlainText"&gt;Aziz arkadaşlar,&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoPlainText"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Biz, tercüme yoliyle dilimize getirdiğimiz zengin fakat karışık malzemenin nâzım unsuru olarak kendi harsımıza bugün hemen her zamandan fazla mevki vermek mecburiyetindeyiz&lt;/span&gt;. Bu malzemeden bir gümbürtü değil, yepyeni bir orkestrasyon çıkarmak sizin ve sizden sonrakilerin vazifesi ve rolüdür." &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(s. 274-276, abç. Kitapçığa ulaşmamı sağlayan &lt;a href="http://www.ideefixe.com/kitap/urun_liste.asp?kid=53828"&gt;Şirin Baykan&lt;/a&gt;'a teşekkür ederim. Sabri Gürses)&lt;/span&gt;
&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113511069005246624?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113511069005246624'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113511069005246624'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/edebiyatta-tercmenin-rol-ve-halide.html' title='Edebiyatta Tercümenin Rolü ve Halide Edip Adıvar'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113507133645724387</id><published>2005-12-20T10:45:00.000+02:00</published><updated>2005-12-20T22:13:12.746+02:00</updated><title type='text'>21. Savaş Yüzyılında Çevirmen</title><content type='html'>Titan şirketi ve Çuval Operasyonu'ndan sonra &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/savata-kime-eviri-yapmal.html"&gt;Türkiye'ye dönemeyen çevirmenler&lt;/a&gt; tartışması devam edecek gibi görünüyor. Ertuğrul Özkök, &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/3676498.asp?yazarid=10&amp;gid=61"&gt;20 Aralık yazısını&lt;/a&gt; bu konuya ayırmış; ilgililerle yaptığı görüşmeler sonucunda bu çevirmenlerle ilgili bir soruşturma, araştırma olmadığını öğrendiğini, hatta ilgililerin bu çevirmenlerden haberdar olmadığını belirtiyor. Özkök, tercümanlık yapmanın hainlik sayılamayacağını söyledikten sonra, çevirmenin sorgulamadaki rolüyle ilgili ilginç bir noktaya değiniyor. "Diyelim ki, sorgulamada tercümanlık yaptılar. Onlar [subaylar] konuşmayı reddediyorsa, tercüman aracılığıyla konuşmayı da reddedebilirler. Bu durumda geriye son ihtimal kalıyor. Bunlar tercüman değil, bizzat sorgulama elemanıydı."

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://www.hurriyetusa.com/haberler_foto2/sibel_edmonds_m2.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/sibel_edmonds_m2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Savaşlar, ülkeler ve çevirmenler ilişkisi 21. yüzyılda çok karmaşık bir şekil aldı bile. 2005'in başında patlak veren FBI çevirmeni &lt;a href="http://acikradyo.com.tr/default.aspx?_mv=a&amp;aid=9684"&gt;Sibel Edmonds&lt;/a&gt; skandalı da şaşırtıcı bağlantılar ortaya çıkartıyor. 11 Eylül'den sonra FBI'ın Amerika genelinde çevirmenlere yaptığı çağrının sonucunda işe giren Azeri kökenli &lt;a href="http://www.justacitizen.com/"&gt;Sibel Edmonds&lt;/a&gt;, FBI çeviri bölümünde kendisinden önce çalışan Melek Can'ın 11 Eylül'ü önceden haber veren bazı belgelere önemsiz damgası vurarak gizlediğini iddia etmişti. Christopher Deliso'ya göre, bu noktadan yola çıkan tartışmalar, içinde Türkiye, Pakistan, İsrail, Amerika, Dubai gibi ülkelerin adlarının da anıldığı bir &lt;a href="http://antiwar.com/deliso/?articleid=8091"&gt;nükleer&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/3502361.asp?m=1&amp;amp;gid=69"&gt;kaçakçılık&lt;/a&gt; hikayesine doğru şekilleniyor. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Sabri Gürses)&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113507133645724387?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113507133645724387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113507133645724387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/21-sava-yzylnda-evirmen.html' title='21. Savaş Yüzyılında Çevirmen'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113502567341638014</id><published>2005-12-19T22:16:00.000+02:00</published><updated>2005-12-20T09:13:51.586+02:00</updated><title type='text'>Çok Satanlar Listesi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/imge.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 121px; height: 162px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/200/imge.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.imge.com.tr/"&gt;İmge Kitabevi&lt;/a&gt;, alıştığımız çok satan kitap listelerinden farklı olarak, &lt;a href="http://www.imge.com.tr/bestselling_persons.php?type=1&amp;sel=4&amp;amp;osCsid=su7qldb3t0aa3nne0fq3s69eg5"&gt;çok satan yazarların&lt;/a&gt; dışında, &lt;a href="http://www.imge.com.tr/bestselling_persons.php?type=2&amp;sel=4&amp;amp;osCsid=su7qldb3t0aa3nne0fq3s69eg5"&gt;çok satan çevirmenlerin&lt;/a&gt; de listesini çıkardı. Toplamda en çok satan yazarlar, geçen yıl en çok satan yazarlar, toplamda en çok satan çevirmenler ve geçen yıl en çok satan çevirmenler olmak üzere 4 liste mevcut. Listeler kitap değil, yazar ve çevirmen odaklı olduğu için çeşitli tartışmalar yaşanabilir, ancak tam da bu yönleriyle daha çok  dikkat çekeceklerine kuşku yok.
Bu listeye göre (20 Aralık 2005) çok satan ilk beş çevirmen şöyle:
1. Petek Demir, 2. Alaeddin Şenel, 3. Mehmet Ali Kılıçbay, 4. Aykut Derman, 5. Aslı Biçen. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Oktay Ertan)&lt;/span&gt;

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/imge%20cevirmen%20listesi.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/imge%20cevirmen%20listesi.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113502567341638014?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113502567341638014'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113502567341638014'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/ok-satanlar-listesi.html' title='Çok Satanlar Listesi'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113499362820888240</id><published>2005-12-19T13:19:00.000+02:00</published><updated>2005-12-19T14:31:19.696+02:00</updated><title type='text'>Irak’a Peygamber Götüren Titan</title><content type='html'>Irak’ta ABD kuvvetlerine çeviri hizmeti veren Titan adlı şirket, postmodern savaşın özel şirketlerle birlikte nasıl yürütüldüğüne ilişkin çok ilginç bir örnek. Titan, Amerika’nın askeri çalışmalarına verdiği çeviri hizmetleri için 2003 yılında 112.1 milyon dolar almış. 2001 yılında geliştirmiş olduğu ve ilk kez Afganistan'da &lt;a href="http://www.dodig.osd.mil/audit/reports/fy03/03051sum.htm"&gt;denenen&lt;/a&gt; &lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;a href="http://www.findarticles.com/p/articles/mi_m0IBS/is_2_27/ai_80772574"&gt;Prophet&lt;/a&gt; &lt;/span&gt;(Peygamber) adlı bir çeviri aracı Irak’ta kullanılıyor. Bu mobil araç belli bir mesafe içinde yapılan bas konuştan cep telefonu konuşmalarına dek birçok sinyali saptıyor ve içinde bulunan çevirmen bir bilgisayar aracılığıyla çevirmesi için deşifre ediyor.

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/prophet.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/prophet.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Şirketin &lt;a href="http://www.titan.com/home.html"&gt;kendi internet sitesinde&lt;/a&gt; Savunma Bakanlığı için Milli Güvenlik hizmeti verdiği belirtiliyor. Aynı sitede Irak ve Afganistan'da çalışacak çevirmenler arandığına ilişkin bir &lt;a href="http://www.titan.com/careers/linguists.html?select=5"&gt;duyuru&lt;/a&gt; var: adaylarda aranan nitelikler, ordunun zor koşullarına dayanıklı olmak, çeviri yeterliğine sahip olmak, tıbbi soruna sahip olmamak ve güvenlikle ilgili sorunlu bir geçmişe sahip olmamak. Titan, 1999 yılında bünyesine Arapça, Uygurca, Aramca, Kürtçe, Özbekçe ve daha birçok dilde &lt;a href="http://www.corpwatch.org/article.php?id=10848"&gt;çevirmenler almaya  başlamış&lt;/a&gt;. Bunun için bu dilleri bilen kimselerin bulunduğu derneklere, iş fuarlarına, dil kurslarına fakslar çekmiş, başvurabilecekleri ücretsiz bir telefon hattı açmış. Örneğin Afganlara gönderilen duyuruda şu gibi sözler yer alıyor: "Bu harika iş fırsatı size hem Afganistan'a ve Birleşik Devletler'e Afgan halkı için yeni ve umut dolu bir gelecek yaratmaları için yardım etmek, hem de küresel güvenliğe destek olma şansı veriyor ... Eğer siz ya da tanıdığınız biri iyi bir ücret, olanaklar ve terörizme karşı verilen savaşa olumlu bir katkı yapma şansı veren anlamlı bir işle ilgileniyorsa, lütfen bizimle temasa geçin." İyi bir ücretin karşılığı, büyük ölçüde vergiden muaf olan yıllık 108 bin dolar.&lt;p class="MsoNormal"&gt;Aynı şekilde şirket, Irak işgalinden birkaç ay önce Nashville, Dallas ve San Diego'daki Kürt topluluklarına bu tür faks ve postalar göndermiş. Bu şekilde işe girip yolu San Guantanamo sorgulama kamplarına kadar uzanan çeşitli kişiler olmuş. Diğer yandan şirketin iş bağlantıları oldukça tartışmalı. 2004 Mart'ında Savunma Bakanlığı ödemelerin bir kısmını, bir soruşturma çerçevesinde askıya almış. Şirket aynı zamanda Endonezya'dan Zimbabwe'ye dek birçok yerde çeşitli rüşvet skandallarıyla anılıyor. &lt;a href="http://www.guardian.co.uk/Iraq/Story/0,2763,1206725,00.html"&gt;2004 yılının Nisan ayında&lt;/a&gt;, Ebu Garip hapishanesindeki işkence olaylarının ortaya çıkması sırasında, Titan şirketine de sorgulamacılar ("interogator") sağladıkları yolunda suçlama yapılmış, buna karşılık şirket sorgulamacı değil tercüman ("interpreter") sağladıkları yanıtını vermiş. &lt;span style="font-size:85%;"&gt;(Sabri Gürses)&lt;/span&gt;
&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113499362820888240?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113499362820888240'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113499362820888240'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/iraka-peygamber-gtren-titan.html' title='Irak’a Peygamber Götüren Titan'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113498386937575157</id><published>2005-12-19T10:04:00.000+02:00</published><updated>2006-03-19T13:02:52.623+02:00</updated><title type='text'>Savaşta Kime Çeviri Yapmalı?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Seth Hettena&lt;/span&gt;'dan aktaran &lt;span style="font-style: italic;"&gt;Sabri Gürses&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;

Savaş çevirmenliği yapan çevirmenlerin yaşadığı sıkıntılara ilişkin bir haber, gazetelerde &lt;a href="http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=127603"&gt;kişisel ayrıntılara yer verilmeden&lt;/a&gt;, &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/3668285.asp"&gt;politik vurgularıyla&lt;/a&gt; yer aldı. Özellikle &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/dunya/3668285.asp"&gt;Hürriyet&lt;/a&gt;'te yer alan haber ilginç vurgular içeriyor: "Amerikalı yetkilileri &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ikna edip&lt;/span&gt; Güney California’ya taşındı ve siyasi mülteci oldu.." "San Diego merkezli bir şirketle &lt;span style="font-style: italic;"&gt;anlaşıp&lt;/span&gt;.." "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Bu uyarıya rağmen&lt;/span&gt; tercümanlık görevine devam eden Çelik ve Dalkılıç.." "Çelik ve Dalkılıç, ‘Türkiye’ye dönerlerse işkence göreceklerini, hatta öldürüleceklerini’ &lt;span style="font-style: italic;"&gt;iddia edip Amerikalı yetkililerden 3 buçuk ayda siyasi iltica hakkı aldı&lt;/span&gt;. Kendilerine sahip çıkmadığını iddia ettikleri tercümanlık şirketi Titan’a 1 milyon dolarlık tazminat davası açan &lt;span style="font-style: italic;"&gt;ikili&lt;/span&gt;, Amerikalı muhabire, ‘Burada iş bulamıyoruz. Eski hayatlarımızı özledik’ dedi."
&lt;span class="fullpost"&gt;
Buna karşın &lt;a href="http://www.statesman.com/news/content/news/stories/world/12/17turktranslator.html"&gt;Seth Hethena&lt;/a&gt;'nın &lt;a href="http://www.pe.com/ap_news/California2/CA_Lost_in_Translation_216643CA.shtml"&gt;American Associated Press&lt;/a&gt;'e yazdığı haberde ilginç ayrıntılar var. Ulusal orduyla işletmesini büyük ölçüde şirketlerin üstlendiği bir ordunun ilişkisi sözkonusu olduğu durumlarda karmaşık sorunların doğabileceğini gösteriyor. Bu habere göre olaylar çevirmenler açısından her yönüyle kötü gelişmiş:

&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/iraktaki%20cevirmenler.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/iraktaki%20cevirmenler.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Turist rehberliği yapan Tuncay Çelik (43), 2003 yılının Şubat ayında, Titan adlı bir şirketin Irak'taki Amerikan ordusu için çalışmak üzere çevirmen aradığını öğrenerek işe başvurmuş ve kabul edilmiş. 173. Hava Tugayı'yla çalışmak üzere Kerkük'e gönderilmiş. Burada 40 çevirmen varmış ve içlerinden biri de kendisi gibi çalışmaya gelmiş olan Savaş Dalkılıç'mış (46). Temmuz ayında bizde Çuval Harekatı olarak bilinen, ABD askerlerinin Türk subaylarını tutuklaması olayı gerçekleşmiş. Bu askerlerin tutuklanması ve sorgusu sırasında çeviri yapılması gerekmiş. Olayın ardından orada bulunan Türk gözlemciler ("observers") bu çevirmenlerden olaylara ilişkin bilgi istemiş ve bilgi vermezlerse Türkiye'ye dönemeyeceklerini söylemiş. Bilgi veren bazı çevirmenler ülkeye dönebilmiş, Çelik ve Dalkılıç'sa, ABD güçlerinin hizmetinde çalışmaları ve Titan yetkililerinin onlara bilgi vermemelerini söylemesi nedeniyle bilgi vermemişler.

Fakat  Titan şirketi de onların güvenliğini sağlamak üzere bir çabada bulunmamış. Bağdat'taki bir sığınağa gönderilmişler, ama buraya kabul edilmemişler. Şirket onlardan "kurtulmayı," Türkiye'ye göndermeyi düşünüyormuş. Almanya'ya bırakıp "ortadan kaybolduklarını söylemek" gibi öneriler de gelmiş. Temmuz ayının sonunda bir askeri uçağa bindirilmişler ve Delaware'e, Dover hava Kuvvetleri Üssü'ne götürülmüşler. Üç buçuk ay bir hapishanede kalmışlar. Titan şirketinden hiçbir haber alamadıkları bu sürenin sonunda, Kasım ayında göçmen davalarına bakan bir yargıç onları "barınağa" ("asylum") göndermiş.

Çelik ve Dalkılıç iki yıl önce olan bu olay için, Titan şirketine ve onun taşeronu SOS International Ltd.'e 1'er milyon dolarlık tazminat davası açmışlar. Avukatları, Uluslararası Af Örgütü ABD şubesinin eski başkanlarından Paul Hoffman'mış ve dava devam ediyormuş. Çelik ve Dalkılıç'a göre şirket ayda 6000 dolar ödemeyi vaat etmiş, fakat 1500 dolar ödemiş. İddiaya göre Titan ABD hükümetinden çevirmenlerin ücretlerini almış, fakat aradaki farka el koymuş. Bu iddiayı red eden şirketler, çevirmenlerin bir Türk taşeron tarafından işe alındığını ve ödemelerini onun yaptığını söylemişler.

Çelik ve Dalkılıç artık Güney Kaliforniya'da yaşam mücadelesi veriyormuş. Çelik, "Geride bıraktığımız hayatları özlüyoruz," demiş. "Kimse olmamak, bir hiç olmak acı veriyor. Burada bir geçmişimiz yok. Kimse bizi tanımıyor. İş bulmak olanaksız. Ne yapacağımızı bilmiyoruz."  &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/17652948-113498386937575157?l=ceviribilim.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113498386937575157'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/17652948/posts/default/113498386937575157'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ceviribilim.blogspot.com/2005/12/savata-kime-eviri-yapmal.html' title='Savaşta Kime Çeviri Yapmalı?'/><author><name>SG</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-17652948.post-113493839084793756</id><published>2005-12-18T22:37:00.000+02:00</published><updated>2006-03-19T13:00:07.820+02:00</updated><title type='text'>Tahinci Şifresi</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/1600/tahinci2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 140px; height: 178px;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/1208/1706/320/tahinci2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span style="font-style: italic;font-size:85%;" &gt;Oktay Ertan&lt;/span&gt;

"Da Vinci Şifresi"nin analizlerini içeren çeviri kitaplara burada &lt;a href="http://ceviribilim.blogspot.com/2005/11/da-vinci-ifresi-zlm-krlm-ve-km.html"&gt;değinmiştik&lt;/a&gt; ve çeviri kitapların başka çeviriler doğurabileceğini görmüştük. Akis Yayınlarından Adem Özyol imzasıyla çıkan "Tahinci Şifresi" ise çeviri edebiyatın yerli edebiyat tarafından taklit edilmesine yeni bir örnek oluyor.
&lt;span class="fullpost"&gt;
18 Aralık tarihli Sabah Pazar'da bu konuya yer verilmiş ve yazarla röportaj yapılmış. Burada yazar, üstü kapalı bir eleştiri ve ironi yaptığını söylüyor, ancak okurların bu kitabı satın alırken "eleştiri ve ironi"yi mi, yok
